Bir gün sizin de yolunuz düşer memlekete
Siz de görürsünüz bunları kadınlarda
Ödevleri yenilmek olan hep
Bıçakla kemik arasında
Susmakla ağlamak arasında
Yenilmek
Kadınlar (1).
Genç kadına yönelik taciz
Nehirlerin yanı başındaki kadınlar suyun çağrısına kayıtsız kalamazlar. Örselenmiş bedenlerini suya bırakıverirler. Usul usul bedenlerini suda tüketirken suyun onları yutmasına izin verirler. Tıpkı ağaçların gölgeleri gibi. “Su artık içilen bir töz değildir; içen bir tözdür; gölgeyi kara bir şurupmuş gibi yutar,” diyor Bachelard (2). Nehirler kadınları sessizce ölmeye davet eder. Yanı başlarında hazır bir mezar olduğunu anımsatır onlara. Lee Chang-dong bu çağrıyı fark eder ve belleğini yitirmekte olan yaşlı kadının şaire dönüşümünün öyküsünü sunar bize. Filmin adı da Şiir (2010).
Film başladığında ağaçlar gölgelerini bırakır nehre. Kamera sağa kayar. Dört küçük erkek çocuk oyun oynar. Birden nehirde yüzen bir beden görürler. Nehrin davetini geri çevirmeyen genç kızın bedeni nehirde yüzer. Kamera bedene yaklaşır ve bedenin üzerine filmin adı düşer: Şiir.
Yang Mi-ja (Yoon Jeong-hee) hastane için fazla şık, sessizce sırasını bekler. Çiçekli renkli bluzu, dantel yakası, dantel fuları ve beyaz şapkasıyla ayrıksı bir imge sunar. Sıradan giysili ve kocaman sandaletli erkekler ve kadınlar öylece oturur, televizyon izler ve sıralarını beklerler. Hiç gülümsemeden. Telefonu ansızın çalan Mi-ja yanındaki kadından özür dilercesine gülümser. Kadının yüzü devinimsiz, jestlerden arınmış. Öyle işte kalıp gibi.
Sonra işte Mi-ja da yaşlanır
KISA ŞİİR/ bir
Bir roman kadar uzun bir tümce, / -Sonra işte yaşlandım (3).
Doktora kolunun ağrısından söz ederken Mi-ja sözcükleri bulamadığını anımsar. Ağrıyı tanımlamaya çalışır, elektrik akımı gibi koluna girer bu ağrı. Mi-ja “elektrik” sözcüğünü anımsayamaz. Doktora çok bildiği sözcükleri anımsamadığını anlatır. Doktor yaşını sorduğunda Mi-ja utanır. Önce 65 sonra utana sıkıla 66 der (4). Bir suç işlemişçesine. Susan Sontag yıllar önce yazmıştı. Yaş kadının saklamak zorunda olduğu çok özel bir alandır. Sontag kadının yaşının saklanması gereken “kirli bir giz” olduğunu söyler. Saklanmalıdır o “kirli” şey. Yaşını söylemek boşboğazlıktan başka bir şey değildir (5). Bir yaş bile olsa küçültülmelidir ama Mi-ja bu kez yalan söylediği için utanır. Utana sıkıla doğruyu söyler. Doktor bellek yitimini Mi-ja’nın kolunun ağrısından daha önemli bulur. Onu Seul’deki daha büyük bir hastaneye gönderir.
BELLEK VE ÖLÜM
Bellek durduğunda unutuş tırmalar kapıları / Aynı sözler tekrar yine tekrar / Kapandır, kısılıp dönülür / Beynin içinde (6).
Yaşlı kadın yakınmaz
Mi-ja hastaneden çıkar. Kızına telefon eder. Ona yalnızca kolunun ağrıdığını söyler. Kızı ona hastaneye “yalnız mı gittin” diye sorar. Mi-ja “Ah benim aptal kızım! Kim gelsin benimle hastaneye” der. Yalnız olduğu, ona eşlik edecek yakının olmadığı ortaya çıkar böylece. Sonra ağlayan bir kadın ve küçük bir erkek çocuk görür. Bu acıyı yalnızca seyreder çevredekiler. Bir kız intihar etmiş, atıvermiş kendini köprüden akıp gitmekte olan nehrin sularına. Annesi “zalim kız! Nereye gittin?” diye haykırır. Mi-ja intihar eden kızı içine alır ve yola devam eder.
Yaşlı kadının yoksulluğu ve yalnızlığı
Mi-ja ek gelir sağlamak için yaşlı ve hasta bir erkeğin bakımını üstlenir. Yaşlı erkek sahibi olduğu marketin üst katında oturur. Marketin kasasında gelini vardır. Mi-ja ondan evin anahtarını alır. Genç kadın kayınpederinin onu beklediğini söyler. Mi-ja eve girer. Kamera salonda dolaştıktan sonra yavaşça banyoya süzülür. Küvetin içinde yaşlı bir erkek. Mi-ja felçli yaşlı erkeği yıkar. Erkek onun elini tutmaya çalışır. Bunun bir tür taciz ya da daha ileri gitmek için kadını yoklamak olduğu açıktır. Yüksek sesle konuşurlar, bir tür bağrışma. Mi-ja gitmeye yeltendiğinde erkek pek de istemez gitmesini. Mi-ja işinin bittiğini, evi temizlediğini, üç saatlik çalışma süresinin dolduğunu söyler. Yaşlı adam ona ücretinin dışında yüklüce bir para verir. Bu paradan kimseye söz etmemesini ister. Esnek çalışma ile Mi-ja gelirini artırmaya çalışır. Güvencesiz, toplumsal korumadan yoksun. Devlet yardımı alıyor ama toruna da bakıyor, para yetmiyor. Simone de Beauvoir yaşlı ve yoksul olmanın katlanılabilir bir şey olmadığını vurgular: “Yaşlı ve yoksul” bu iki sözcük üşüyen, aç yaşlıları akıllara getirir (7).
Yaşlı kadın yoksulluğu aşmak için çalışır
Mi-ja bu tanımın dışında kalmak için çabalıyor. Yaşlının iki temel desteğe gereksinimi var: Biri parasal destek diğeri sağlık (8). Mi-ja ikisinden de yoksun. Oysa araştırmalar özellikle Kore’de yaşlılara parasal desteğin ve sağlık konularında yaşlıya yardımın diğer Asya ülkelerine göre görece yüksek olduğunu gösteriyor (9). Filmdeki yaşlı temsili çok farklı. Mi-ja anahtarı teslim etmek için kasaya yöneldiğinde genç kadın ona çok süslü olduğunu söyler. O da yaşlı adamın ona para verdiğini gizlemez. Genç kadın ona 3 saatin ücretini öder ama Mi-ja cüzdanını bulamaz. “Cüzdan” sözcüğünü de bulamaz. Durumu fark eden genç kadın cüzdanın elinde olduğunu anımsatır ona. O arada para ödemekte olan bir kadın daha vardır. Mi-ja başlar liseli bir kızın kendisini nehre attığını anlatmaya. Cesedin nehirde bulunduğunu…Hikâyeyi kesmek zorunda kalır. İlgilenmez genç kadınlar. Abartılı bulurlar belki de tepkisini. “Yaşlı işte,” der gibi gülümser kasadaki genç kadın.
İLKYAZ
Ah, kimsenin vakti yok / Durup ince şeyleri anlamaya / Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar / Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya (10).
Yaşlı kadına şiir kursuna gitmek ister
Mi-ja otobüse biner, evine yakın durakta iner. Büyük olasılıkla durak “göğe bakma durağı”dır, Mi-ja başını kaldırır, göğe bakarken kapalı durağın duvarında bir duyuru görür: “Siz de şair olabilirsiniz!” Yalnız başvuru süresi dolmuş. Eve döndüğünde torunu Wook (Da-wit Lee) uyur, onu uyandırır, yemek verir ve bir soru sorar: “Sizin dönemden bir kız intihar etmiş. Neden etti acaba? Tanıyor musun?”. Wook tanımadığını söyler. Bir süre evin önünde badminton oynarlar. Wook arkadaşlarıyla buluşmaya gider. Mi-ja telefonda kızına şiir kursundan söz eder, çiçekleri sevdiğini şair olabileceğini söyler.
Şiir dersi 1. Konu: Elmayla iletişim kurmak. Şair Yong-taek Kim, öğretmeni Kim Yong-tak adıyla oynar filmde. Şiir yazmak için en önemli şeyin görmek olduğunu söyler. Cebinden bir elma çıkarır, tam o sırada derse Mi-ja girer. Kayıt olmayı başarmış, şiir yazmaya niyet etmiştir. Mavi ceketi ve pembe fuları ile şiir gibidir. Kimseyi rahatsız etmeden boş bir yere oturur. “Kaç kez elma gördünüz?” sorusunu öğretmen kendisi yanıtlar: “Hiç görmediniz çünkü elmayla iletişim kurmadınız. Onun özünü görmediniz. Elmanın gün ışığını özümsediğini duyumsamak görmektir.” Kesme.
Ödev yapma çabası 1: Gece. Mi-ja dersini çalışmaya kararlıdır. Eve gider, mutfakta yığılı bulaşıklara, buzdolabına bakar. Derken masanın üzerindeki elmayı görür. Elma önemli. Abajurun ışığına tutar elmayı. Yönetmen yakın çekimde elmayı gösterir. Seyirci de bakar elmaya. Her şey yok olur. Yalnızca elma var artık. Gün ışığı yok ama abajurun ışığı var. Yönetmen şiir yazıyor, seyirci de seyrediyor. Daha önce görmezlikten geldiği, örtbas ettiği ne varsa görür artık tıpkı şair öğretmenin dediği gibi. Sng, filmdeki düşünümselliğin önemli olduğunu vurgular ve yönetmenin film ve şiir ilişkisini özellikle gündeme getirdiğini ekler (11). Mi-ja “ödevini” yapamaz, elmayı yemeğe karar verir.
Ödev yapma çabası 2: Sabah. Gün ışığı ağaca düşmüş. Önce ağacın dallarına yakın çekim. Kamera aşağıya çevrinir. Ne görelim? Mi-ja ağaca bakıyor. Daha önce onunla konuşmaya pek de hevesli olmayan komşu Mi-ja’ya neden ağaca baktığını sorar. Mi-ja “görmek, duyumsamak, fısıldadıklarını duymak için,” der. Mi-ja ödevini tamamlayamaz. Torununun arkadaşlarından birinin babası arar ve buluşmaları gerektiğini söyler. Mi-ja şiir dersinin olduğunu gelemeyeceğini söyler. Yeniden ağaca bakar.
Şiir dersi 2. Konu: Güzelliği keşfetmek. Karşımıza çıkan her şeyde güzelliği keşfetmeliyiz. Tabii ki içimizdeki güzelliği de keşfetmek gerekir. Esinin ne zaman geleceğini sorar Mi-ja. Esinin kendisi gelmezmiş meğer. Ayağına gidip yalvarmak gerekirmiş. Aslında uzakta değil, bulaşık leğeninde bile olabilirmiş. Mi-ja ödevini yapamaz. Çünkü torununun arkadaşlarından birinin babası ile sözleşti. Genç erkek onu alır. Otomobilde genç erkek Mi-ja’ya şiir konusunda sorular yöneltir. O da şiir yazma kursuna gittiğini söyler. Çocukken şiir yarışmalarına da girmiş. Bir öğretmeni elli yıl önce ona şair olacağını söylemiş. Elli yıl önce söylenen bellekte duruyor. Yakın çevredeki nesnelerin adları bellekten kayıp gidiyor. Manheimar’a göre yaşam boyu öğrenmenin iki temel yararı var. Biri “araçsal”. Bilgisayar programı öğrenmek, yabancı dil öğrenmek gibi. Diğeri “ifade edici yarar”. Metinleri eleştirel okuyabilmek, şarkı söyleyebilmek, şiir okuyabilmek (12). Bu durumda Mi-ja şiir okumakla kalmayacak, şiir yazabilecek de. O yaşam boyu öğrenen biri olacak.
Şiir yazarak yaşamı anlamlı kılmalı
Mi-ja genç erkeğe kızıyla çok iyi anlaştığını, telefonla konuşurken onunla her şeyi paylaştığını söyler. Onu hiç göremez ama bu konuda yakınmaz. Erik Erikson ileri yaşlarda güçlü yanlar ve zayıf yanların birlikteliğini ve bütünlüğünü kabul eden kişinin bilge olduğunu söyler. Yaşanan tüm deneyimlerden sonra yaşlı kişi yaşamla uyum içindedir (13). Genç erkek ona şiir yazamaya nasıl yöneldiğini sorar. Ma-ji uzun yıllar önce okulda şiir yarışmaları yaptıklarını, bir yarışmadan sonra öğretmeninin “Mi-ja şair olacaksın,” dediğini anlatır. Danielle Quinodoz yaşlılığın, “Yaşamımızın sonunu güzergâhın bütünü içinde, yani başı ve sonuyla birlikte, içsel tarihimizin bütününe bakarak konumlandırmak,” olduğunu söyler. Bella Habip yazarın Yaşlanmak: Bir Keşif adlı kitabına gönderme yaparak sürdürür sözlerini: “Bu konumlama kendi içsel tarihimizi inşa etmektir. Böyle bir çalışmayı yaşlılar farklı biçimlerde icra ederler. Kimisi yaşamını kaleme alır, kimisi fotoğraf albümlerini düzenlemeye koyulur. Maksat yaşamın tümünü kapsayan bir iç tutarlılık bulmaktır” (14). Mi-ja iç tutarlığı şiir yazarak bulur. Bu şiir yazma isteği yaşamı bütünleştirme çabasının ilk bölümüdür. Quinodoz’un deyişiyle, “Yaşamın anlamına yoğunlaşma” ve çemberin tamamlanması Mi-ja’nın şiir yazmasıyla tamamlanacaktır. O şiiri yazdığında Mi-ja’nin yaşamı anlam bulacak ve Mi-ja ölmeye hazır olacaktır.
Genç erkeklerin dünyası
Lokantanın özel bir bölümü. Genişçe bir pencerenin tam yanındaki masada beş erkek ve bir kadın karşılıklı otururlar. İçkiler ısmarlanır. Mi-ja çok da hoş olmayan şeyler duyacağını sezer. Ne yemek ne de içmek ister. Erkeklerden biri öncelikle bir içki ısmarlamanın yerinde olacağını düşünür. Dahası içkiler gelince konuşmaya başlamayı önerir. Sıradan, keyif için çıkılan bir yemek gibi. Bir diğeri bu durumda alkol almanın uygun olmadığını vurgular ve diğer erkekleri uyarır. Sıradan olan, alışılmış olan “yıkılır”. İçki içmekten vazgeçmezler ama içki içmenin bu durumla bağdaşık olmadığı vurgulanmış olur en azından. Hikâye anlatıcı olarak nitelendireceğimiz erkek söze başlar ama onu göremeyiz. Kamera tam pencerenin yanında oturan Mi-ja ve onun yanındaki iki erkeği gösterir. Böylece Mi-ja’nın tepkilerini seyrederiz. Agnes Park Heejin adlı bir kız intihar etmiş. Günlüğüne altı erkek öğrencinin kendisine tecavüz ettiğini yazmış. Mi-ja donup kalır, tıpkı bir fotoğraf karesindeymiş gibi. Aile olayı okula bildirmiş. Kamera hikâye anlatıcıyı gösterir. Çocuklar suçu kabul etmişler. Kamera tüm masayı gösterir. “Başlangıçta iki çocuk varmış. Biri benim oğlum Kwon Soonchang. Diğeri Kim Jongchul. Sonra diğerleri de katılmış bu olaya. Kızın hoşuna gittiğini söylüyorlar. Kim inanır buna?”. Kadının istediğini, hoşlandığını söylemek sıradan olan, alışılmış olan. Başka bir erkek insanların daha da öfkeleneceğini söyleyerek yıkıyor bu düşünceyi. Kimberly ve Fitzgerald’a göre suç kurbana atılıyor, kurbanın istediği söyleniyor ve tecavüze gerekçe bulunuyor. Böylece toplum ve erkekler korunuyor. Gerçeklerle ve tecavüzün yol açtığı acılarla yüzleşmek de olanaksız kılınıyor (15). Tecavüzün anlatıldığı yemek sahnesi çok önemli. Çünkü bu yemekte tecavüze ilişkin mit dile (kadının hoşlandığını söylemek) getiriliyor ama bir başka erkek tarafından yıkılıyor. Kesme.
Biralar gelir. Mi-ja içmez. Erkeklerden biri: “Neden böyle bir şey yaptılar?” “Kısa boylu sıradan bir kız,” der. Diğeri: “Güzel olsaydı ne değişirdi?” der. Böylece sıradan olan bir kez daha yıkıma uğrar. “Tecavüze ilişkin mitler kurbanın açık saçık giysileriyle, davetkâr davranışlarıyla kendi kaderini yarattığı savını ileri sürerler,” (16). Güzel olsaydı tecavüzü haklı kılmak için bir neden olacaktı. “Bu tür söylenler erkeğin kadına şiddet uygulamasını [kadına tecavüz etmesini] haklılaştıran üstelik gerçekmiş gibi algılanan inançlar ve davranışlardır” (17). Olay okulun kuytu bir köşesindeki fen laboratuvarında gerçekleşmiş. Hikâye anlatıcısı ölen kız için çok üzüldüğünü ama oğullarını da düşünmeleri gerektiğini söyler. Kızın babası trafik kazasında ölmüş. Bundan dolayı anneye tazminat ödemek ve olayı örtbas etmek gerektiği vurgulanırken Mi-ja dışarı çıkar.
ENSTRÜMENTAL
Aksın, içimde siyah bir şehir gibi / Dolanan keder / Unuttuğum, unutmaya çalıştığım ne varsa / Bende durmasın (18).
Mi-ja ölen kız için çok üzülür
Mi-ja bahçede çiçeklere bakar. Erkeklerden biri “o orada ne yapıyor?” diye sorar. Bir diğeri: “Düşüncesiz budala kadın,” der (19). Masadaki erkekler onu alt sınıftan olduğu için aşağılarlar. Asıl önemli olan yaşlı olduğu için aşağılanmasıdır. “Yaşlılar, gençlerden farklı ilgi alanları, kişilik özellikleri ve davranışları olduğu için ayrımcılığa uğrarlar” (20). Simone de Beauvoir da yaşlıların garip yaratıklarmış gibi görüldüklerini, gerçek insanlar gibi algılanmadıkları vurgular (21). Erkekler kurbanın ailesine para vererek vicdanlarını rahatlatmak ve yoksul aileyi dava açmaktan vazgeçirmek istiyorlar. Beş erkek aralarındaki altıncı kişi Mi-ja’ya bunu nasıl anlatacaklar ve Mi-ja parayı nasıl bulacak? Erkekler kızın annesine otuz milyon Kore wonu ödemeyi düşünüyorlar. Aile başına beş milyon won düşüyor. Okul ve polisle yapılan görüşmeler çok iyi gidiyormuş. Kızın ailesi baskı yapmazsa soruşturma açılmayacak. Yalnız bir gazete olayın kokusunu almış. Akıllarına Mi-ja gelir. O orada ne yapıyor? Mi-ja’yı yönetmen lokantanın içinden gösteriyor. Masada beş erkek var. Camın arkasında Mi-ja. Çiçeklere bakıyor. Gülten Akın onun yerine konuşuyor (22).
TÜKENMİŞ ÇARELERİ
Bunalıyorlar / Bilin onlardan uzak / Zulmü yönetimlerine başat kılıyorlar / Akrep tutuyorlar yılan besliyorlar / Başlarını ölüm yastığına yaslıyorlar / Tükenmiş çareleri
Erkeklerden biri Ma-ji’nin kızının para göndermediğini, devlet yardımıyla geçindiğini, yarı zamanlı bakıcılık yaptığını anlatıyor ama şair olmaya çalıştığını söyleyen yok. Payına düşeni ödemek zorunda olduğu vurgulanıyor. “Nasıl öder?” Sorusu da sorulmuyor.
Onu buluşacakları mekana arabasıyla getiren erkek bahçeye çıkar. Mi-ja yerde çiçeklerin arasında. Notlar alıyor: “Çiçeğin rengi kan kırmızısı. ”Mi-ja horozibiği diye adlandırılan kırmızı bir çiçeğe yönelir. Kalkan gibi bir çiçek. Bizi koruyan kalkana benziyor ama Mi-ja’nın kalkanı yok. Sng, yönetmenin Miryang (Secret Sunshine, 2007) adlı filminde karşıt öğelerin bağdaşıklığının (syncretism) eğretilemeleri oluşturduğunu vurgular: ölüm ile yaşam, şiir ile sinema, technē ile physis, açıklık ile kapalılık gibi (23). Bu filmde tecavüz hikâyesi ile şiir yazma edimi bağdaşık. Horozibiğinin kalkanı şiir olmuş Mi-ja’yı korumaya çalışıyor erkeklerden. Agnes Park Heejin’i koruyamadığı için özür dilercesine…Kesme.
Taciz ve ölüm telafi ediliyor
Mi-ja torununa yemek hazırlar. Onun keyifle yemeğini yediğini görür ve yalnızca seyreder. Hiçbir şey söylemez. Wook okula gider, Mi-ja onun bilgisayarına girerek bir şeyler bulmaya çalışır ama bilgisayarla barışık değildir. Onu yönetemez. Öfkesini bastıramadan telefon çalar. Okul müdür yardımcısı onu durumu değerlendirmek üzere okula çağırır. Tek kadın Mi-ja. Diğerleri yemekte gördüğümüz babalar. Müdür yardımcısı olayın duyulmadığını söyler. İvedilikle ölen kızın ailesi ile anlaşmak gerektiğini ekler. Babalardan biri kızın ailesine verilecek miktarı bildirir. Mi-ja başını önüne eğer. Parasızlık, yoksulluk zor. Dahası sorumluluk zor. Kneis, aile bağlarının güçlü olduğu koşullarda yaşlıların alan taraf olmadıklarını, hem bir üst nesle hem de bir alt nesle hizmet verdiklerini söyler (24). Tıpkı Mi-ja gibi. Bu durum tüm toplumsal sınıflar için geçerlidir. Yeter ki yaşlı büyükannenin gücü yetsin. Bedeni “incelmiş” ve “kırılgan” olmasın!
Mi-ja, Agnes Park Heejin için kilisede yapılan törene gider. Girişteki masanın üzerindeki bir mum aydınlatır kurbanın fotoğrafını.
İşliyor içime acı / Damla / Damla (25).
Mi-ja içeri girdiğinde üç kız görür Ölenin sınıf arkadaşları. Kızlar ona bakar. Ayin bitmeden kalkar Mi-ja. Kimseler görmeden fotoğrafı alır, çantasına koyar. “Eninde sonunda benim fotoğrafımda aradığım (ona bakışımı belirleyen ‘niyet’) Ölüm’dür. Ölüm o fotoğrafın eidos’udur” (26). Sözlüğe bakalım. “Eidos görüntü, görünüş, şekil, form, biçim, tip, tür, idea. Bu sözcüğün anlamı iki başlık altına toplanabilir: görmek ve bilmek. Görmek çoğunlukla bir çığlık, bir haykırış, bir ünlemdir. Bak! Gör! Seyret! İşte! Bilmek birinin, gördüğü, bildiği, tanıdığı bir şey için şimdiki ve geniş zamanda kullanılır: biliyorum, bilirim. Geçmiş zamanda da kullanılır: “Görmüştüm” (27). Ölüm o an’ı dondurur, devinim yoktur artık. Tıpkı fotoğraf gibi. Öte yandan fotoğraf hem görmeyi hem de bilmeyi sağlar. Mi-ja şiir dersinde öğretmenin söylediği gibi görmeyi ve bilmeyi öğrenmiştir. Platon’un, Menon diyaloğunda, Sokrates tüm arıları özdeş kılan bir öz olduğunu söyler. Aynı durum erdem için de söz konusudur Birbirinden ayrı gibi dursalar da, tümünde bir olan onların erdem olmalarını sağlayan genel bir öz vardır (28). İşte Mi-ja tüm kadınlara özgü olan o özü görür, kadının var oluş biçimini görür, genç ya da yaşlı, ne fark eder ki! Bu öz onları bağdaşık kılar. Mi-ja durgunlaşır.
Yaşlı adamın evi: Yaşlı adam onun sessizliğine bir anlam veremez. Mi-ja “gülümsememeliyim,” der. “Gülümsediğimde erkekler bana âşık olurdu gençken. Gülümsersem sen de bana âşık olursun”. Yaşlı adam çok güler. Banyoya girer. Aynaya bakar, soyunur, duşa girer. Arınmak, temizlenmek ister. Tıpkı tecavüze uğradıktan sonra arınmak isteyen kadınlar gibi. Projansky, tecavüz sonrası kendini kirli hissetme ve duş alma isteğinin çok yaygın olduğunu söyler (29). Mi-ja gözyaşlarını duştan akan suyla yarıştırır.
İçinden geçen çocukluğunu, gençliğini gördüm senin. / Yüzünde yol alan can kurşunu, aşka dair cümleni. / Ben gördüğümde bütün zamanlardaydın sen / Anladım bir kadına düşerse ışık nehirlere fısıldayandan, / Gecenin koynundan gül toplar, başka bir şey gelmez elinden (30).
Mi-ja ölen kızı düşünür
Eve döndüğünde torununu uyandırır: “Bunu neden yaptın?”. Yanıt alamaz ona yemek verir, yemediğinde üzülür. Büyükanneyi en çok üzen şeyin onun aç kalması olduğunu söyler, kızın ölümünün her şeyin önüne geçtiğini söylemeden. Torun yemeğini bitirir ve okula gider. Mi-ja da şiir dersine.
Şiir dersi 3. Konu: Hayatın En Mutlu An’ı. Öğrenciler yaşamlarındaki en mutlu olayı anlatırlar. Genç bir kadın söz alır. Onu büyükannesi büyütmüş. Annesi gibiymiş. Büyükanne şarkı söylemeyi severmiş ama çok çalıştığı için şarkı söylemeyi öğrenmeye zamanı olmamış. Torunu küçükken geniş bir kâğıda şarkı sözlerini yazmış, satırlara yemek çubuğu ile vurarak ona şarkı söylemeyi öğretmiş. Erendiz Atasü’nün kitabının adı gibi: Hayatın En Mutlu An’ı bu! Geçen yıl ölmüş büyükannesi. Mezarına gittiğinde genç kadın “Sandaldaki Genç Kadın” adlı bu şarkıyı söylüyor ve ağlıyor artık. Yaşlı (büyükanne) nasıl kavramsallaştırılıyor? Büyükanne çalışmak zorunda, şarkı sözü ezberleyecek zamanı yok. İleri yaşlarda yine annelik yapıyor. Yoksulluk belki de onu toplumun orta ve orta üst sınıf yaşlılarından ayıran en temel özellik. Kneis, “Yaşlı imgeleri etnik kökene göre kültürel örüntüler bağlamında düşünülmeli,” der (31). Giroux gibi kültür derken “eşitlikçi olmayan güç ilişkileri bağlamında yaşanan ve geliştirilen bir dizi etkinliği” vurgulamak ister (32). Etnik köken söz konusu değilse sınıf kavramına dönmek gerek. Yaşlı hangi toplumsal sınıftan? Annelik yapan büyükanneler onları zorlayan güç ilişkilerinin içinde var olmaya çalışırlar ve Palmore’un “sevecen yaşlılar” olarak nitelendirdiği olumlu kalıpyargıya örnek oluştururlar. Onlar erkek ya da kadın torunlarına yardım ederler, destek olurlar dahası onları şımartırlar (33). Tıpkı Mi-ja ve Eve Doğru’daki (Lee Jeong-hyang, 2002) büyükanne gibi. Ders biter.
Mi-ja okula gider. Futbol sahasının yanındaki banklara oturur, futbol oynayan torununu seyreder. Mi-ja hüzünlü, kuşlar neşeli.
‘Doğayı sezdikçe / Ne konuşkan her şey / Bir dilsiz oyununda sus payı / Sezinlediğimiz / İyi ki’ (34).
Mi-ja hemen not defterini çıkarır. “Kuşların cıvıldıyor, hangi şarkıyı söylüyorlar?” Ödevini yaptıktan sonra kalkar okula girer ve laboratuvarı bulur. Laboratuvarın pencereleri yüksektir. Uzanır, içeriye bakmaya çalışır. İzleyici de Mi-ja da tecavüz mekânını göremez. Yaşlı yüreği dayanamaz diye göstermemiş olabilir mi yönetmen? Gençlerde olmayan deneyim ve bilinç onu buralara sürükledi. Torun umursamıyor bu ölümü. Mi-ja ise şiir yazma çabası da eklendiğinde iyice içselleştirdi genç kızın ölümünü. Yönetmen tecavüz mekânı yerine onun yüzünü gösterir uzun uzun. Yine Levinas ve yüz. Bu kez Judith Butler’la sürdürelim. Butler yüzün yaralanabilirlik, acı ve öldürmeye karşı yasağı ifade ettiğini anımsatır. “Benimle yüz yüze olan o yüz, ifadesiyle-ölümlü olmasıyla- beni çağırır, beni talep eder, beni gerektirir. Sanki ötekinin yüzleştiği görünmez ölüm ‘benim meselem’miş gibi…sanki ben ölüme mahkûm olmadan önce bile ötekinin ölümü için hesap vermem gerekiyormuş gibi” (35). İzleyici genç de olsa yaşlının bilinç ve deneyimiyle bu ölüme yaklaşmalı. Ötekinin ölümü için hesap verebilmeli.
Bir kez daha iki karşıt olgu yan yana. Tecavüz mekânından şiir dinletisine gider Mi-ja, genç kızın ölümünü belleğinde sıkıca tutarak onu unutulmuşun alanına terk etmeyerek. Genç bir kadının şiirlerini dinlediğinde çok etkilenir ve dinletiden sonra onun yanına gider. Nasıl yazdığını sorar. Genç şair ona esas olanın duygular olduğunu söyler. Esin perileri yok. Duyguyu yakalamak gerek. Genç kadın çok içtenlikle anlatır şiir yazma serüvenini. Mi-ja da o duyguları yakalamak üzere olduğunu söyler. Mi-ja’nın yaşlılık imgesinde acı ve yalnızlık var.
Nehir boyunca yol alan otobüs onu hastaneye ulaştırır. Doktorun odasındaki kırmızı kamelyalar çeker onu. Kırmızı kamelyaların acıyı simgelediğini anımsar. Doktor ona iki şey söyler: “Alzheimer başlamış. Giderek belleğini yitireceksin!” “Kamelyalar yapay.” Tekrar bakar çiçeklere, yapay olduklarını anlamadığı için üzülür. Yeniden otobüse bindiğinde doğayı geçirir küçük not defterine.
Kaderde fahişelik de varmış
Kızın ailesine verilecek parayı bulmak zorunda. Onu yemeğe giderken arabasına alan genç erkeğe gider. Beklerken karaoke ile şarkı söyler: “Unutkanlık şarabından içmek istedim”. Çok başarılıdır kareokede. Genç erkek ona “çok canlar yakmışsın gençken” der. Parayı istediğinde her şey durur, müzik de neşe de. Her tür işi yapabileceğini söylese de genç erkek ona göre kareokede bir iş olmadığını söyler. Yaşlı ve yoksul olan kadın parayı bulamadığı için acı çeker. Üstelik yalnız. Koreli alt orta sınıftan bir yaşlı kadın bu sorunlarla baş etmek zorunda. Yeniden şiir dersini bulur kamera ve önce iki genç kadın sonra da Mi-ja acılı hikâyelerini anlatırlar eskiden belleklerde kalan. Acı pekişir. Otobüse biner, nehir boyunca bir süre uzaklaşır kentten, iner otobüsten. Genç kıza mezar olan nehre bakar, iyice aşağıya eğilir, şapkası uçar nehre, şapka selam verir gibi ölen genç kıza süzülür suyun üzerinde. Not defteri yine çıkar çantadan. Deftere yağmur damlaları düşer.
Yağmur, yağmur…Bu neyi anlatır? / Bunca siste bunca işlek serçe / Hüznü bir köşesinden tutup kaldırmıştır (36).
Mi-ja bedenini satmak zorunda
Hüzün ve acı çaresizliği getirir. Mi-ja son bir kez cinselliği deneyimlemek isteyen ve viagra alan yaşlı sakat adamı banyoda bırakıp kaçmıştı. Bu yaşta bedeni satmak da varmış. Markette çalışan yaşlı adamın gelininden anahtarı alır, yukarı çıkar. Cinsellik değildir yaşadığı. Çünkü o şiirle cinselliği bağdaştıramaz. Yaşlı adamın gönlünü hoş etmenin karşılığını alacaktır daha sonra. Yolda onu Kyungkang Times gazetesinden bir muhabir yakalar. Önce ona çok hoş olduğunu söyler. Sonra kurbanın ailesi ile ilişkilerin nasıl gittiğini öğrenmek ister ve Mi-ja konuşur. Konuşmaması gerektiğini unutur. Muhabir “para mı tek sorun” dediğinde bellek geri gelir. Belki de para için yatması belleği tetikler.
Bıçağın ucundaydı insanların hafızası / “İnsan unutandır ve unutulmaya mahkûm olandır.” / Tanrı şöyle derdi o zaman: / Ah! (37).
Para için yatmadı mı? Kaçar gazeteciden hem de koşarak. Diğer erkek velilere anlatır ağzından kaçırdıklarını. Onlar da kızın annesiyle konuşmasını isterler. Ağlayarak kızın annesini ikna edebilir. Kadın kadına bir konuşma her şeyi çözebilir. Mi-ja yola koyulur. Tarlalara yakın yoksul bir ev. Anne evde yok. Onu tarlada bulmaya karar verir. Cılız bir dere boyunca yürür. Kayısı ağaçları yeniden doğmak için bırakmışlar kendilerini yerlere. Kuş sesleri sessizliği bölerken Mi-ja not defterini çıkarır. Anneyi bulur, ona çiçekleri çok sevdiğini anlatır. Ürünlerin durumunu sorar. Kayısının tadı üzerine konuşurlar. Mi-ja döner ve genç erkeklere anneyi bulamadığını söyler. Bu kadar acı yeter. Şiir dinletisine gitmeli yeniden.
Şiirle cinsellik yan yana gelir mi?
Dinletide Mi-ja şair bir polisle karşılaşır. Adı Park Sangtae. Kısa bir şiir okur Park. Ardından duş alma konusunda doğrudan cinselliği çağrıştıran bir hikâye anlatır. Mi-ja bu durumdan hiç hoşlanmaz ve yenilerde dost olduğu genç kadına, “Ağzı bozuk bunun” der. Genç kadın durumu Park’a iletir. Erkek, “Çıtır ablam bunu nasıl düşündü,” dedikten sonra ondan özür diler ve ona içki ikram eder. Mi-ja şiirle cinselliği yan yana getiremez. Cinselliği şiirin alanına yaklaştırmaz o. Dahası cinselliğin şiiri aşağıladığını düşünür. Park şiir yazmak için ya âşık olmak ya da içki içmek gerektiğini söyler. Mi-ja ikisini de yapmaz ama film onun şiiriyle bitmek üzeredir.
Cinsellik yaşlıların alanından öylesine uzaktır ki yaşlı felçli adam birlikte olduklarını oğluna, gelinine, torununa söyler korkusuyla Mi-ja’ya istediği parayı verir. Mi-ja da ölen kızın annesine verilmek üzere parayı genç babalara verir. “Her şey bitti mi?” diye sorar Mi-ja. Erkekler olayın kapandığını, kutlama yaptıklarını söylerler. Az Sonra Mi-ja torunuyla caddede badminton oynarken Park ve bir başka polis gelir, tecavüzcü torunu polis götürür. Mi-ja bir süre oyunu Park’la sürdürür eve döndüğünde masaya oturur ve şiirini yazar.
Mi-ja sonunda şiir yazar
Son şiir dersi: Masada bir demet çiçek. Mi-ja bırakmış çiçeği bir de şiir var. Şiiri Mi-ja’nın sesinden dinlemeye başlar izleyici:
Agnes’in Şarkısı (Yazan: Yang Mi-ja)
Hava nasıl oralarda? / Issız mı yine? / Günbatımı hâlâ ateş kırmızısı mı? / Orman yolundaki kuşlar şarkı söylüyorlar mı?
Şiir sürerken “Mi-ja yüreklerimizi burkarak ölüme koşar. Birhan Keskin’in dizeleri de eşlik eder kadın şair Mi-ja’ya (38).
Yol uzun, güzergâh zorlu ne diyeyim? / Zarif kardeşim benim, / Seni aldım yanıma, ikizimi almış yürüyor gibiyim / İnsan olan yerlerim çok ağrıyor, / Oldun, yine sen kapanma, bu sıra benim, / Yerine bırak ben incineyim.
Gullette’e göre görselliğin güzelliği aşırı duygulanmamızı engeller. Yine de şiir ölene bir ağıttır (39). Mi-ja’nın şiiri ölen kızın sesiyle sürer nehir görüntüsü eşliğinde.
Sessiz şarkını duyunca nasıl da titredi kalbim / Dualarım seninle kara nehri geçmeden önce / Tekrar uyandığımda ışıktan gözlerim kör / Seni buluyorum / Yanı başımda duruyorsun.
Agnes izleyiciye döner, gülümser. Nehir kapkara coşa çoşa akar.
**Yazıdaki italik vurgulamalar Seçil Büker’e aittir.
Öneriler
Filmlerde diğer yaşlılık temsilleri için:
- Yazı Koreli yönetmen Lee-Jeong-hyang’ın Eve Doğru (2002) filmde babaanne-torun ilişkisi için Senex Dergisi‘ndeki Barış’a Mektup Ötekinin Sorumluluğu Büyükannede!
- Yaşlı kadın aşkı ile çocuğu arasında kaldığında toplumun ona dayattığını okumak için Aşık Olmak ya da Torun Bakmak: Yaşlı Kadının İkilemi
- Yaşlı kadın halayıksa onun “aile düşü” için Halayık Aile Düşü Kurabilir mi? Aksaray’dan Bir Perihan
- Yaşlı erkeğe aşkın yasak olup olmadığını görmek için Yaşlı Erkeğe Aşk Yasak Değil: Sefer Tası
- Yaşlı erkeğin emeklilikten sonra hala çalışma dünyasına girip giremeyeceğini ise; Emekli Çınarın İşe Dönüşü ve Genç Kuşakla İlişkileri: Stajyer yazısında okuyabilirsiniz.
Kaynakça
- Süreya, C. (2019). Sevda sözleri. İstanbul: YKY. Cemal Süreya’nın “Nehirler Boyunca Kadınlar Gördüm” adlı şiirinin son bölümü.
- Bachelard, G. (2006) Su ve düşler: Maddenin imgelemi üzerine deneme. (Çev. O. Kunal). İstanbul: YKY, 67.
- Akın, G. (1995). Sonra işte yaşlandım. İstanbul: YKY, 7
- 6 sayısı ilk kez görünür filmde. Daha sonra izleyici 6 ergenin 6 ay boyunca okullarındaki bir kıza tecavüz ettiklerini öğrenecek. Oğlanların babası ve Mi-ja konuyu konuşmak üzere yemek yemeğe gittiklerinde toplam 6 kişi olduklarını görecek. Yönetmen Venüs’ten ve kadından yana. Üstelik de yaşlı olan kadından yana. Çünkü kurban ölmüş. Onun acısını da yaşlı kadın üzerinden anlatıyor ve şiir yazan bir yaşlı kadın temsili kuruyor.
- Sontag, S. (1972) The double standard of aging. The Saturday Review of the Society, (23), 29.
- Akın (1995), 38.
- Beauvoir, de S. (1970). Yaşlılık. (Çev. M.A. Kayabal). İstanbul: Milliyet, 61.
- Bistock, Gunn ve Hudson’dan aktaran Sik, H. N. (2002). Will families support their elders? Answers from across cultures. T.D. Nelson (Ed.), Ageism: streotyping and prejudice against older persons. Massachussetts: The MIT Press, 299.
- Sik, 305.
- Akın, G. (2019). Bütün eserleri. İstanbul: YKY, 219.
- Sng, Z. (2013). Syncretic Sunshine: Metaphore in the cinema of Chang-Dong. Diacritics, 41 (2), 11.
- Manheimar’dan aktaran Danış, M.Z. & Efe, F. Danış, M. (2016). Aktif yaşlanma. V. Kalınkara (Ed.). Yaşlılık: disiplinlerarası yaklaşım: sorunlar çözümler 2. Ankara: Nobel, 384.
- Aktaran Billig, N. (2000). Üçüncü bahar yaşlılık ve bilgelik. (Çev. G. Yazgan). İstanbul: Evrim, 33.
- Aktaran Habip, B. (2020). (98): Psikanalizde yaşlılık. Cogito, (98), 47.
- Kimberly, A. L. Fitzgerald, L. F. (1994). Rape myths. Psycology of Women, 137.
- Kimberly, A. L. Fitzgerald, L. F, 137.
- Kimberly, A. L. Fitzgerald, L. F, 34.
- Keskin, B. (2020). Kim bağışlayacak beni. İstanbul: Metis, 47.
- Halmoni (참 개념없는 할머니네). Kore dilinde yaşlı kadın, anneanne. (http://turkcekorece.blogspot.com/2013/07/korece-akrabalk-iliskileri-oppa-nuna.html, erişim tarihi 05 02 2021)
- Greenberg, J. Schimel, J. & Martens, A. (2002) Ageism: Denying the face of future. T. D. Nelson. (Ed.), Ageism: streotyping and prujudice against older persons (s.27-48). Massachussetts: The MIT Press, 38.
- Aktaran, Greenberg, Schimel, J. & Martens, 38. Makalede yazarlar yaşlılığı ve ölümü anımsattıkları için yaşlıların tehdit oluşturduklarını söylerler. Yaşlılara ilişkin önyargıların doğasını Gordon Allport’a dayanarak tartışırlar. Ayrıca “dehşet yönetimi” ve “ölümün yadsınması” kavramlarına gönderme yaparak yaşlılara yönelik ayrımcılığı irdelerler.
- Akın (2019), 505.
- Sng, 22.
- Kneis, P. (2013). (S) aged by culture: Representations of old age in American Indian litereture and culture.Frankfurt am Main: Peter Lang, 27.
- Sappho (2018). Nedir Gene Deli Gölünü Çelen. (Çev. C. Çapan). İstanbul: Can, 78.
- Barthes, R. (1992) Camera lucida: Fotoğraf üzerine düşünceler. (Çev.R. Akçakaya). İstanbul: Altıkırkbeş, 24.
- Peters, F. E. (2004). Antik Yunan felsefesi terimleri sözlüğü. (Çev. H. Hünler). İstanbul: Paradigma, 84.
- Platon. (2009). Diyaloglar. (Çev. T. Aktürel). İstanbul: Remzi, 151.
- Projansky, S. (2001). Watching rape:Film and television in postfeminist culture. New York: New York Press, 9.
- Keskin, B. (2018). Ba. İstanbul: Metis, 45.
- Kneis, 36.
- Giroux, H. A. (2007). Eleştirel pedagoji ve neoliberalizm. (Çev. B. Baysal). İstanbul: Kalkedon,148-149.
- Palmore, E. B. (1999). Ageism: Negative and positive. New York: Springer, 34.
- Gürpınar, M. [Erdönmez] (1962). Umut pembeleri. İstanbul: Seyyid Mısırlı Matbaası, 5.
- Levinas’tan aktaran Butler, J. (2018). Kırılgan hayat. (Çev. B. Ertür). İstanbul: Metis, 139.
- Akın (2019), 126.
- Madak, D. (2012). Ah’lar ağacı. İstanbul: Metis, 19.
- Keskin (2018), 48.
- Gullette,,M. M. (2017) Ending ageism or how not to shoot old people. New Brucswick: Rutgers University Press.




