Yazarlar: Seçil Büker ve Şeyma Balcı
Yaşayıp durmaktan gizlice utanırlar
Her gece artık gitmek vaktidir sanırlar
Geçmiş günlerinden bir destek aranırlar (1).
Gazeteci ve roman yazarı Suat Derviş pek çok roman yazdı. 1962-63 yıllarında Gece Postası’nda tefrika edilen ve ilk olarak 1997’de yayımlanan Aksaray’dan Bir Perihan bir yaşlılık anlatısı. Romanın merkezinde yaşlılığında yalnız kalmak istemeyen halayık Gülter vardır. Gülter kocası Hurşit Ağa öldükten sonra geçmiş günlerden bir destek aramak için köyünden ayrılır. Halayık olarak birlikte yıllar boyu yaşadığı ailenin oğlu Nuri’nin yanında yaşamak için Ankara’ya gelir. Nuri’nin iş yerini bulur. Eve gitmeyi umar. Nuri birden anımsar: “Günün birinde ihtiyar kocamı kaybedersem, köyü bırakıp sizin yanınıza geleceğim. Eskiden olduğu gibi aranızda yaşayacağım” (2). Nuri onu ancak bir otel odasına götürebilir. Eşi Perihan onu asla kabul etmez.
Gülter otel odasında yalnız kalır
Gülter oteldeki odasının ortasında bir süre durur. Bu otel odasında ne işi vardır? Köyündeki maslağın bulunduğu tepenin eteğindeki evini düşünür. Yalnız kalmamak için köyünü terk eder Gülter. “Ankara Garı’na ayak bastığı zaman, artık yalnızlığından kurtulmuş olduğuna kaniydi, hâlbuki kasvetli otel odasında kendisini her zamankinden daha yalnız hissetmekteydi” (3). Tam da yalnızlık tanımına uyan ortamı yaratan Gülter’in kendisidir. “Arzu edilen toplumsal ilişkiler ile gerçek [yaşam koşullarında] yaşanan ilişkiler arasındaki farklılık yalnızlık olarak tanımlanabilir” (4). Gülter neler umut etmişti! Öylece kaldı otel odasında. Neden böylesine boş bir umudu beslemişti yaşlılık günleri için?
Gülter nasıl halayık oldu?
Yaşlılık çalışmaları toplumsal ilişkiyi aile ve arkadaşlarla ilişkiler olarak ikiye ayırır. Köyde Gülter’in arkadaşları komşular. Ailesi zaten yok! Teyzesi onu çok küçükken paşa konağına halayık olarak satar. Osmanlı’da kölelik, şeriat ve İslam’ın etkisiyle yaygın bir uygulamadır. Osmanlı’da savaşlarda esir edilen ve parayla satın alınan erkeklere köle, bu konumda olan kadınlara ve kız çocuklarına cariye denir (5). Halayık da “kadın köle, cariye” demektir (6).
Balcı, beslemelerin [halayık ve cariyelerin de] işlerinin hiç bitmediğini söyler ve onları Sisyphos’a benzetir. Beslemeler Sisyphos’un “yararsız ve umutsuz çabası” (7) gibi durmaksızın ev işi yaparlar (8). Halayık Gülter de ilk olarak “yedi yaşında” bir “paşa konağına” satılır (9). Sisyphos olmaya dayanamaz, huysuz bir kız olmayı seçer. Halayık olmak zordur. Eve alınan bu kızların geleneksel kıyafetleri atılır. Hamamda sıkıca yıkanmaları sağlanır ve adları da değiştirilir (10). Gülter bu koşullara dayanamaz. Söz dinlemez bir asidir o. Öteki olmaya da dayanamaz. Sahibi onu tekrar satar. Özenle bakacağı Pakize bebeğin babasının kâhyası onu alır.
Özbay ”hane halkına akraba olmayan üyeler” derken ev içi alandaki öteki kadını tanımlar. Cariyeler, evlatlıklar ve gelinler öteki olan kadınlardır. Bunları birbirinden ayırmak zordur. Cariyeler gelin, gelinler hizmetçi olur ya da “gibi” olur (11). Canan Hanımefendi Gülter köşke alındığında “ismi değiştirilmesin” der (12). Gülter Pakize’nin doğumuyla artık “dadı” olur. Bu ev daha önceki konağa benzemez ve Gülter bu evi yuvası, evin sakinlerini de kendi ailesinin üyeleri bilir. Bilmese köyünü bırakır gelir mi Ankara’ya? Otel odasında duyumsadığı yalnızlık yüreğini acıtan çok tatsız bir yalnızlık. Yaşlının bu tür yalnızlığını “hüzünlü ve tatsız bir yalnızlık” olarak tanımlıyor araştırmacılar (13). Köklerinden kopmuş Gülter köklerini ailenin oğlunun evinde arar. Ama gelin artık “eski gelin” değildir. Aksaray’dan bir Perihan’dır.
Gülter’in düşü gerçekleşmedi
Gülter yalnız yaşlanmak istemez. Roman boyunca yalnızlık ve yaşlılık arasında sürekli ilişki kurulur. “O, Ankara’ya yalnızlığından kurtulmak için gelmişti” (14). Ancak kentin/Ankara’nın yeni yaşam biçimine Aksaraylı eşi Perihan’ın yönlendirmesiyle uyum sağlayan Nuri evinin kapısını Gülter’ea çmaz. Garda Gülter “kovulmuş bir köpek gibi” köyüne döndüğünü düşünür (15). Gülter kocası öldüğünde büyük kente dönüp büyüttüğü insanlarla bir arada yaşayacağı ve onların yanında öleceği inancı ile yaşamıştı. Weiss “güvenli bağ gereksinimi, bağlanma gereksinimi, toplumsal bütünleşme gereksinimi ve değer verildiğine ilişkin güvence gereksiniminin” önemini vurgular (16). Tüm bunları ailesi gibi bildiği Nuri’nin evinde bulacağını sanmıştı Gülter. Köyüne dönmek istemez zira evinin “merhametsiz, muzlim sükûtu” içinde “tek başına” yaşamayı “azap” olarak görür (17). Cobb,“Kimsesiz olanın en yalnız [kişi] olması gerekmez, tek başına olmamak için çırpınan kişi aslında yalnızdır” der (18). Bu saptama Gülter için yapılmış sanki. Ölüm döşeğindeki Gülter ona eşlik eden genç kadına bir öğüt verir: “Eskiden olduğu gibi yalnız yaşamamalısın. Yalnızlık fena şeydir” (19).
Yaşlılığı herkes farklı yaşar
Romanın odağında Gülter var. Romanda yaşlı çok. Onların duygu ve düşüncelerine yer verilmez romanda. Acaba Suat Derviş çevremizdeki yaşlıları mı anımsatmak istedi? Gülter’in gözüne garda bir yaşlı kadın ilişir. “Kadın eski şalların arasında kaybolmuştu. Solgun bir yüze sahip yaşlı kadının acınacak zavallı bir hali vardı” der anlatıcı (20). “Yaşlanma süreci toplumun her kesimi tarafından eşit biçimde yaşanmıyor. Yaşlanmak, fevkalade bir ıstırap olabileceği gibi harikulade bir serüven de olabilir… Yaşlanma pratikleri toplumsal cinsiyet, sınıf ve etnisiteye göre hayli çeşitlenmekte” (21). Şallara sarılmış ıstırap içindeki yaşlı kadın Ankara’daki hastanelerde yer bulamadığı için İstanbul’a doğru yola çıkmış. İhtiyar kadın sürekli “ellerini ovuşturur”, “yüzünden büyük bir ıstırabı” olduğu bellidir (22). Ancak Gülter yaşlı kadının “bedbaht” olmasını anlamaz. Yanında kendisini seven, muhabbetle gözlerinin içine bakan bir torunu varken insan mutsuz olmamalı (23). Gülter bunu anlamaz. Gülter’in mutluluk ölçütü yalnız olmamak. Yanında “aile”den birinin olması mutluluğun ön koşulu onun için.
Yaşlılar yollara düşmüş
Pek çok yaşlı için aynı durum söz konusu. Anlaşılan yakınlarını bulmak için yaşlılar yollara düşmüşler. Gülter üçüncü mevki vagonda “kalın bir sigara içen bir gözü kör ihtiyar bir erkek” görür (24). Kim bilir nereye gider ya da nereden gelir? Köyündeki Mazlum Ağa da İzmit’teki oğlunun yanına gitmişti ve gelin istemediği için köye dönmüştü. Tıpkı kendisi gibi. Yersiz yurtsuz yaşlılar bitmez tükenmez romanda. Gülter’i satın alan paşanın konağındaki baş kalfa da yaşlıdır. İhtiyar ve çok sert bir Çerkez kadını olan baş kalfa Gülter’in hırçınlığına son vermek için Gülter’i döver (25). Gülter’in dadılık yaptığı ikinci konaktaki Canan Hanımefendi’ye Yemen’e giderken “kalfaların en yaşlısı” da refakat eder (26). Maçka’daki boşalan konağa “uzak akrabadan zengin olmayan ihtiyar bir kadın” yerleşir (27). Yersiz yurtsuz olmak yoksulların sorunu demek. Uzak akraba bir gün bu evi terk etmek zorunda kalacağını düşünmez.
Yaşlıyı kim gözetir?
Gülter’in eşi de yaşlandığında güçlükle yerinden kalkar (28). Gülter’le arasındaki yaş farkı fazlaca olan Hurşit Ağa şanslı. Gülter ona bakar. Köyünde oğlunu Kore savaşında kaybetmiş ihtiyar kadın Halime Hanım yataklara düşer. Gülter, Halime Hanım’ı düzenli olarak ziyaret eder, “ihtiyar kadın gözlerini hep kapalı tutar” ve gözyaşı döker (29). Kaybedilenin ardından yaşanan yas dönemi yalnız kalmayı da anımsatır yaşlıya. Gülter yaşlılığın getirdiği sorunların farkındadır. Sözü ona bırakalım biz çekilelim aradan:
İnsan gençken ihtiyarlık aklından bile geçmiyor. Hâlbuki ihtiyarlık uzun bir ömrün tabii bir neticesi. Öyleyse neden insanlar bu meseleyi bir kere bile hatıra getirmiyor, bu gaflet nereden geliyor? Eğer herkes düşünse, muhakkak ihtiyarları yalnızlık ve çaresizlikten kurtaracak bir yol bulunurdu. Ama nedense insanlar hiçbir zaman müşterek dertlerine, müşterek derman aramıyorlar (30).
Öneriler
Edebiyatta yaşlılık temsilleri konusunda daha fazla yazı okumak isterseniz:
- Şiirde yaşlılık için Halim Şafak’ın Ahmet Oktay’ın şiirlerini incelediği “En sadık imgeler” ve Ahmet Oktay’ın yaşlılığı yazısını,
- Zeynep Cemali’nin Patenli Kız romanında bir çocuğun yaşlılarla ilişkileri için de Yaş Ayrımcılarına Kıvılcım Saçan Kız: Şerare Aydoğdu yazısını okuyabilirsiniz.
Kaynakça
(1) İlhan, A. (2020). Böyle bir sevmek. İstanbul, Türkiye İş Bankası, 29. Dizeler Atilla İlhan’ın İhtiyarlar Balladı şiirinden alınmıştır.
(2) Derviş, S. (2014). Aksaray’dan bir Perihan. İstanbul: İthaki, 25.
(3) Derviş, 27.
(4) Shiovitz-Ezra & Leitsch’tan aktaran Nicolaisen, M. & Thorsen, K. (2017). Friendship and loneliness over the life span: from 18 to 79 years. International Journal of aging and human development. 84 (2), 4.
(5) Şen, Ö. (2007). Osmanlı’da köle olmak esaretten özgürlüğe geçiş süreci. İstanbul: Kapı, 10.
(6) https://sozluk.gov.tr/
(7) Camus, A. (1988). Sisyphos söyleni. (Çev. T. Yücel). İstanbul: Adam.
(8) Balcı, Ş. (2022). Sisyphos’un kadınları: Türk sinemasında beslemeler. Erciyes İletişim. 9 (1), 449-476.
(9) Derviş, 67.
(10) Balcı, 467-468.
(11) Özbay, F. (2012). Evlerde el kızları cariyeler, evlatlıklar, gelinler. L. Davidoff. Feminist tarihyazımında sınıf ve cinsiyet (Der. A. Durakbaşa. Çev. Z. Ateşer & S. Somuncuoğlu). İstanbul: İletişim, 13-17.
(12) Derviş, 73.
(13) Peplau & Perlman’dan aktaran Nicolaisen & Thorsen, 4.
(14) Derviş, 26.
(15) Derviş, 65.
(16) Aktaran Kapıkıran, Ş. & Kapıkıran, N. A. (2016). Yaşlılık ve yalnızlık (Der. V. Kalınkara). Yaşlılık: disiplinlerarası yaklaşım, sorunlar, çözümler. Ankara: Nobel, 79-105.
(17) Derviş, 93.
(18) Aktaran, Segal, L. (2013). Out of Time: The pleasures and the perils of aging. London: Verso, 251.
(19) Derviş, 145.
(20) Derviş, 65.
(21) Arun, Ö. (2020). Eşitsiz yaşlanmak, Türkiye’nin serüveni, alanın niteliği ve yaşlanma gündemi. Cogito. (98), 93. Özgür Arun alıntısındaki italik vurgulamalar Seçil Büker ve Şeyma Balcı’ya aittir.
(22) Derviş, 91.
(23) Derviş, 92.
(24) Derviş, 91.
(25) Derviş, 68.
(26) Derviş, 76.
(27) Derviş, 77.
(28) Derviş, 90.
(29) Derviş, 121.
(30) Derviş, 135.




