Yaşlı Büyücüler ve Ged

Uyanma kendin üzerine bilgilenmedir.

Ursula K. Le Guin, Yerdeniz Büyücüsü’nde (1) genç büyücüyü yolculuklara çıkarttı. Duny  gölgeyi yakalamak için denizde, karada ve ölüm krallığının ışıksız kıyılarında dolaştı durdu.

Büyücü Ged’in çocukluk yıllarındaki adı Duny. Sihir yeteneğini doğuştan getiren Duny’i büyücü teyzesi büyüttü. Bir nesne üzerinde etki yaratmak için gerçek ismini bilmenin gerekliliğini de teyzesinden öğrendi. Teyzesi basit büyüler yapabiliyordu, yeteneğini belirsiz amaçlar için kullanıyordu. Gont’ta bir söz vardı: Bir kadın büyüsü kadar zayıf. Bir kadın büyüsü kadar habis (2). Kadim Güçler’le çalışmamış olan bu kadının her durum için büyüsü vardı ve sürekli tılsımlar yapardı.

Duny büyücülük ve sihir konusunda her şeyi öğrenmeye çok istekliydi. Ama teyzesi Denge ve Düzen kavramlarının önemini bilmiyordu. Tılsımlar yapabiliyor ama yaptıklarının düzeni nasıl etkileyeceğini düşünmüyordu. Evrenin dengesini bozmanın nelere yol açabileceği konusunda hiçbir fikri yoktu. Duny’e hayvanları etkilemesine yol açan gücü zevk veriyordu. Çok hoştu kuşları çağırmak ve çevredeki diğer çocukların ona hayran hayran bakması. Teyze bu kadarını öğretebilmişti.

Köylerine yapılan bir saldırıda köy halkını kurtarmak için gücünden fazlasını kullandı Duny. Sis örme büyüsüyle köy halkını korudu. Düşman onlara zarar veremedi. Silahla yaralanmamıştı ama yemek yemiyor, konuşamıyor ve uyuyamıyordu. Yaptığı sihir ona ağır gelmişti. Teyzesi ona yardım edemiyor ve çaresizce, “Gücünden fazlasını harcadı” diyordu.

Gücün yanında bilginin de olması gerektiğini cadı teyze fark etmişti. Kitapta cadı kadını neden bilgiden yoksun bıraktı Le Guin?

Le Guin toplumun kadın cadıya atfettiği anlamları romandaki cadıya anlatıcısı aracılığıyla yükledi. Le Guin (1929-2018) Kadınlar Rüyalar Ejderhalar adlı kitabında çocuklar için yazmaya karar verdiğinde büyücüleri bir arketip olarak almaya karar verdiğini söyler. Büyücüler yaşları belirsiz, beyaz sakallı birer Gandalf ona göre.

J. R. R. Tolkien Yüzüklerin Efendisi’ni 1937-1949 yılları arasında yazdı. Le Guin’in elinde hazır bir büyücü arketipi vardı. Ne yazık arketip kadın değildi. O da büyücünün beyaz sakallı ve yaşlı bir erkek olduğunu kabul etti ancak onun büyüme hikâyesini merak etti. Böylece Ged  doğdu ama büyücü teyzesi usta bir büyücü değildi. Kadınlara yine bilgiden yoksun kalmak düştü.

Duny onun gündelik yaşamdaki adıydı. Bu adın Ged’e dönüşümü içsel evrimin göstergesi. Ged, onun öz varlığına erişmesi için gereksindiği bir ad. Duny onun küçük dünyasını temsil eder.  Yerdeniz Büyücüsü’nde  “gerçek ad” kavramı çok önemlidir. Le Guin’in kurguladığı bu dünyada, her varlığın “gerçek adı” bilinirse, o varlık üzerinde güç sahibi olunur. Bu yüzden herkes gündelik hayatta takma veya “kullanılmalık adları”yla yaşar; gerçek ad ise yalnızca en güvenilen kişilere açıklanır.

Ged’in İlk Yolculuğu

Köylerine yaşlı bir adam geldi. Elini oğlanın alnına koydu ve dudaklarına dokundu. Onun Re Albi Büyücüsü Sessiz Ogion olduğunu anlayanlar oldu. On üç yaşını doldurduğu gün Ogion bir geçiş töreni düzenledi ve ona Ged adını verdi. Tören sonrası Ged’i yanına alarak uzaklaştı.

Ustasının köyü Re Albi’ye gitmek için kartal olmayı, dağları uçarak geçmeyi ummuştu Ged ama öyle olmadı. Yoksul gezginler gibi dolaştılar. Ustası ona ne sihir öğretti ne de tılsımlı sözcükler. Sonunda ona, “Ustalık dokuz kez sabır etmektir” dedi. Böylece yaşlı adam Ged’in dağarcığına “sabır” sözcüğünü kattı.

Daha sonra ustasının fırtınalara, yağmurlara büyü yapmadığını, rüzgârın esmesine, yağmurun yağmasına izin verdiğini gözlemledi. Gont tepelerine kar düşerken köye vardılar.

Hard dilinin Altı Yüz Rünü’nü öğrendi ama hala olağanüstü bir büyü ya da tılsım öğrenmemişti. Öğrenme ve kendini gösterme arzusu onu yakıyordu. “İnsan çelişkili benler kitlesinden başka bir şey değilse, içinde gerçek sürekli ‘ben’e sahip değildir” (3). Öz gelişirse gerçek “ben” ortaya çıkabilir.

Ogion bahar geldiğinde ona çayırlara şifalı otlar toplamaya gönderdi. Çayırlarda Re Albi Lordu’nun kızıyla karşılaştı. Çağrı Büyüsü’nü bildiğini kıza kanıtladı: Şahin yuvasından kuş çağırdı. Kız ondan Dönüşüm Büyüsü yapmasını istedi. Ged korktu. Kızdan izin istedi.

Ustası yokken eski büyü kitaplarını izinsiz açtı. Onu suçüstü yakalayan ustası, “O büyüyü hayatını ve gücünü tehlikeye atmadan kullanamazsın” dedi. Böylece Ged zevk için büyü yapmaması gerektiğini öğrendi. “Sihir, zevk için veya övülmek için oynadığımız bir oyun değildir. Her söz her hareket hayır ya da şer için yapılmalıdır. Bir şey söylemeden ya da yapmadan önce ödemen gereken bedeli bilmen gerekir” (4).

Arzu, gösteriş yapma isteği, korku, ihtiras, kıskançlık gibi çelişkili “ben”ler yumağı olan Ged’in bir okulda eğitim almasına karar veren Ogion Usta onu Roke Adası’na yollamaya karar verdi. Usta “eğer istersen” diyerek bu öneriyi ona sundu: Re Albi ya da Roke Adası?

Ged’in İkinci Yolculuğu  

Ogion Usta onu limandaki Gölge adlı gemiye götürdü. Kara adamı olduğu için deniz rüzgârlarıyla ilgili büyü yapmamasını sıkıca tembih etti.

“Gölge” kitapta yalnızca geminin adı değil. Ged aslında kendi karanlık tarafına doğru yolculuğa çıkıyor ama henüz farkında değil. Yazar gemiye de Gölge adını vererek ön anlatımla kahramanın neyin peşinde olduğunu sezdirdi. Ged’in karanlık yanı (gölgesiyle) karşılaşması hemen gerçekleşmeyecek. Onunla karşılaşmak için de emek vermesi gerek. Belki de ne için ya da kimin için emek verdiğini bilmeden.

Thwill kasabasındaki okulda Baş Büyücü Nemmerle onu sihirli otlar toplaması için bahçeye gönderdi. Ged bahçeye çıktığında Jasper adlı bir çocukla tanıştı. Onun karşı öznesi olduğunu ve onunla çatışmaya gireceğini çok kısa bir süre içinde de anladı.

Yemekte yanına oturan Vetch ile yaşam boyu sürecek bir dostluk kurdu. Masallar açısından baktığımızda Vetch onun yardımcısı.

Ged efsunları kolayca öğrendi ama o daha etkili büyüler yapmak istiyordu. Örneğin taşı elmasa dönüştürdükten sonra onu kilitlemek gibi. El Usta bir taşı elmas yapabilmek için gerçek adını değiştirmek gerektiğini söyledi. “Taşı değiştirirsen dünyayı değiştirsin. Sonuçta hayır ya da şer getireceğini bilmeden bir kum tanesini bile dönüştürmemelisin” (5).

El Usta da Ogion gibi dengeden, tehlikeden ve karanlık güçlerden söz etti.

İsimci Usta Kurremkarmerruk ve Çağrı Usta ile tanışma  

Kadim Lisanı bilmek gerçek bir büyü yapmayı sağlıyordu. İnsan sadece gerçek ismini tam olarak koyabildiği şeyleri denetim altında tutabilirdi. Bir şeyi gerçek ismiyle adlandırabildiğinizde büyü denen şey oluşuyordu. Kurremkarmerruk pek çok büyücünün tek bir ismi arayarak yaşamlarını tükettiklerini söylüyordu. Ged varlığın gerçek ismini öğrenme işinin, yani elde etmeye çalıştığı gücün, kuru bir kuyunun dibindeki mücevher gibi bir şey olduğunu anlamıştı. Bir büyücü kendisine ustası tarafından verilen ismi herkesten saklamak zorundadır (5). Çünkü büyü tıpkı gerçeklik gibidir ancak etkileyebileceği öznelere ulaşabilir.

Yaşlı ve sert bir adam olan Çağrı Usta da “Roke’ta yağmur yağdırırsan, Osskil’de kuraklık olur” dedi ve dengeyi korumak konusunda Ged’i uyardı. (6).

Ged’in kibiri ve gösteriş yapma arzusu

Kibir ve arzu Ged’in yasağı çiğnemesine yol açtı.

Öte dünyadan bir varlık çağırma isteğini yenemedi. Gücünün büyüklüğünün onu koruyacağını düşündü ama büyü sırasında hızlı hareket eden, iğrenç, pıhtıya benzeyen bir karanlık gölge Ged’in yüzüne yapıştı. Gölge’nin ne kafası ne de yüzü vardı. Dört pençesiyle Ged’i yaraladı ve Ged yere çakıldı. Gerçek ismini bilmediği bu varlıkla Ged baş edemedi.

Yaşlı Baş Büyücü Nemmerle ışıklı asasını Ged’in göğsünde dolandırdı. Bir şeyler fısıldayarak Ged’in kalbine ve dudaklarına dokundurdu asayı. Ama onun da artık ayakta duracak hali kalmamıştı. Başıboş büyüyü denetim altına almak için bütün gücünü harcamıştı. Bedensel gücü kalmayan yaşlı adam ölüyordu (7).

Dört hafta ölü gibi yatan Ged sonunda Şifacı Usta’nın çabalarıyla kendine geldi. Baş büyücü Gensher ona denetim altında tutulamayan gücün evren için ve tabii ki kendisi için tehlikeli olduğunu anlattı.

İkinci yolculukta kibir onun kılavuzu olmuştu. Arzunun oluşturduğu “ben” onu az daha öldürecekti. “Herkesin içinde, onu aşağıya sürüklemek isteyen ‘ben’ler vardır [….] Gerçekten tüm yeni anlayışlara karşı savaşan ve bu bakımdan bizi öldürmek isteyen ‘ben’ler vardır. Fakat biz kendimizi oldukça sakin bir şekilde, sanki bizde yanlış bir şey yokmuş gibi ele alırız. Bu illüzyon [yanılsama] demektir” (8).

Ged öte âlemden ruh çağırmanın doğru olmadığını ona öğretmeye çalışan ustaların sözlerini unutmuştu. Bedeni öylesine hasar görmüştü ki, “Keşke ölseydim” dedi. Gensher Usta adada kalırsa korunacağını söyledi. Nemmerle’nin bile baş edemediği bir güçle onu yalnız başına bırakamayacağını söyledi.  “Eğer hemen gidersen ortaya çıkmasına neden olduğun şey, hemen seni bulur, içine girer ve hemen sana sahip olur. O zaman bir adam değil, bir gebbet olursun; gün ışığına çıkarmış olduğun kötü gölgenin isteklerini yerine getiren bir kukla” (9).

Ustalar bile Gölge’nin nereden geldiğini bilmiyorlardı. Çağrı Usta, “Bunun ne anlama geldiğini sen bulacaksın” dedi (10). Ged kendisine yapışan şeyin ne olduğunu ve ismini bilmiyordu. Oysa Gölge onun ismini biliyordu. Ged okulda gözbağı sanatını, yüksek büyücülük eylemlerini öğrendi. Yaşadığı deneyim ona öyle bir korku vermişti ki eskisi kadar çabuk öğrenemiyordu.

Eski kitaplardan gölgeler ile ilgili öğrenebileceği her şeyi öğrendi. Gölge-yaratık bir insanın ruhu değildi, dünyanın Kadim Güçleri’nin yarattıklarından biri de değildi. Bir büyücü olarak istediği her şeyi yapamayacağını deneyimleyen Ged, Çağrı Usta’dan bilgisi arttıkça izleyebileceği yolun daraldığını da öğrendi. Yol öyle daralıyordu ki gerekenden fazlasını yapamayacak duruma geliyordu büyücü. Böylece Ged’deki değişim Nicoll’un vurguladığı gibi zihinden başlamıştı. Bedensel alışkanlardan çok düşünüş tarzını, başkalarını ele alış biçimini değiştirmişti Ged (11).

Ged kendisine adadan çıkmak için Kapıcı Ustası’nın gerçek adını söylemek gerektiğini öğrenmişti ama ustaya onun ismini öğrenmeye gücünün yetmediğini, aldatarak ismini ağzından almayı istemediğini söylediğinde Usta ona gerçek adını söyledi ve Ged büyücü olarak görev yapacağı Aşağı Torning kasabasına doğru yola çıktı.

Ged’in Üçüncü Yolculuğu

Ged adada onun için hazırlanan eve yerleşti. Kibir yapacağı kadar da büyük işler yapmasını gerektirecek bir durum yoktu. Balık ağlarını efsunlamak, hastalara yardım etmek türü büyüler yapması yetiyordu. Ama birkaç yıl önce Pendor Ejderhası yumurtlamıştı ve ada için bu dokuz ejderha çok büyük bir tehditti. Roke tepesinde Gölge ile karşılaştığından bu yana ün, gösteriş ve para umurunda değildi. Ged artık gücünden emin değildi ve denetleyemediği ortamlardan kaçıyordu. Adada kayıkçı bir arkadaşı vardı. Kayıkçının oğlu hastalandığında Şifacı Usta’nın sözünü anımsadı. “Yarayı tımar et ve hastalığı iyileştir, ama bırak ölmekte olan ruh gitsin” (12).

Kasabada rüyalarına giren Gölge hasta oğlanla ilgilenirken yine göründü Ged’e. Oğlanın ruhuna kendi ruhundan üflerken, ruhunun kaybolabileceğini fark etti. Yine yataklara düştü. Yatakta kıpırdamadan yatarken, fareye benzeyen sevgili hayvanı otak onu yaladı. Kapalı gözleri açıldı ve Ged bilge kişinin, kendisini konuşmayan diğer canlılardan ayırmayan kişi olduğunu anladı.

Adada kapana kısılmış gibiydi. Gölge onun peşini bırakmıyordu. O Gölge’nin avı olmuştu. Gölge de avcı. Adadan ayrılmadan önce ejderha korkusundan kasabayı kurtarmak istedi. Ejderha ile pazarlığa girişti. Ejderhanın Gölge’den haberi olduğunu duyunca çok şaşırdı. Kasabayı tehdit etmemesi karşılığında onu öldürmeyeceği konusunda söz verdi. Ve Ejderhaya YEVAUD diyerek ismiyle seslendi. Roke’ta okumuş olduğu ejderha tarihi kitaplarına dayanarak bu ismi söylemişti. Ejderha bir daha Adalar Diyarı’na uğramayacağına söz verdi.

Ged yine yollara düştü ama en büyük korkusu onu bırakmadı. Ged gölgeden korkuyordu ve o korkuyla özdeşleştikçe Gölge güç kazanıyordu. Ged kaçmak zorundaydı. Osskil’de Terenon Sarayı’na gitmeye karar verdi. Gölge’nin, Ged’in adını biliyor olması elindeki gücü yitirmesine yol açıyordu. Gemide bir gebbet olan Skiorh vardı ve onu gördüğünde Ged korkuyordu. Bu adam onun Gölge’sine benziyordu. Osskil’de tanıdığı kimse yoktu, gemiden inince bu adamı ister istemez izlemek zorunda kaldı.

Soğuktan korunmak için Ged’in cebine sığınmış olan otak kımıldadı. Ged birden adamın yüzünün insan yüzü olmadığını gördü. İnsan görünüşlü kabuk haline gelmiş olan Gölge ona yaklaştı. Ged asasıyla onu savurmaya çalıştı. Kaçmaya başladı ama gebbet onu takip ediyordu. Solgun ışığın parladığı bir kapıdan içeri girdi. Gerisini hatırlamıyordu.

Uyandığında Terrenon Sarayı’ndaydı ve yanında Hükümdar Benderesk’in eşi Serret vardı. Osskil’de ona dünya yaratıldığından bu yana var olan Taş’ın yardım edebileceğini söyledi. Taş mühürlü bir odadaydı. Ged taşın gücünü hissetti. Bir an nefesi kesildi. Kadın taşın, soran kişinin gücüne göre yanıt verdiğini söyledi. Soru geçmişe ya da geleceğe ilişkin olabilirdi. Ged, Gölge’nin adını öğrenmek istiyordu ama iradesini Taş’a teslim etmedi. Taş bir kez iradesini ele geçirseydi o zaman gölgenin duvarlardan geçmesine izin vereceklerdi. Eğer taşa bir kez dokunmuş olsaydı ya da onunla konuşmuş olsaydı kaybolmuş olacaktı. Ged’in iradesi güçlüydü. “İrade sıradan mekanik bir insanda yoktur; onun sadece arzuları vardır ve arzu ve isteklerin daha çok ya da daha az sürekliliği, güçlü ya da zayıf bir irade diye adlandırılır” (13). Ged Taş’ın (maddenin) cazibesine kapılmadı. Taş’ın gönderdiği tesiri almadı. Kötücül olanın farkına vardı ve ondan uzak durdu. Gelen tesirin menşeini anlamaya çalıştı.

Taş’ın kötücül gücü tarafından çağrılan yaratıklar Ged’e saldırdı. Ged Dönüşüm Büyüsü ile kendisini şahine dönüştürdü. Şahin kanatlarıyla doğuya doğru uçtu. Re Albi’ye vardığında dağın doruklarında limana, denize seyreden Ogion’un bileğine kondu. Ogion bileğinde şahinle evine gitti ve şahini Ged’e dönüştürdü. Ogion’dan uzun süre gerçekten uzaklaşanların benliklerini kaybettiklerini öğrendi. Bir daha kendini başka yaratıklara dönüştürmemesi gerektiğini bir kenara yazdı. Ged Taş’tan ve Gölge’den hızlı uçabilmek için çaresizce şahin kılığına girmişti. Onu tekrar insan kılığına sokabilecek olan kişinin yaşadığı Gont’a uçmuş, Ogion’u bulmuştu.

Sabah olduğunda Ogion’a, ejderhayı ismini bildiği için yola getirdiğini anlattı. Osskil’de ise şansının yaver gittiğini söyledi. Ama Gölge’nin adını bilmiyordu ve kendini güçsüz hissediyordu. Ogion, “İleri doğru gittiğinde, nereye kaçarsan kaç, seni tehlike ve kötülük bekleyecek; çünkü seni yönlendiren o, senin ne yöne doğru gitmen gerektiğini o seçiyor. Bu yolu sen seçmelisin. Seni izleyeni izlemelisin. Avcıyı avlamalısın” dedi (14). Ogion, Gölge’nin Ged’in gerçek benliğini yok etmek istediğini söyledi. İki kez Gölge ile karşılaşmıştı ve kazanan Gölge olmuştu. Usta, “Üçte keramet vardır” dedi. Ona yeni bitmiş bir asayı verdi. Ustası Ged’in duyamayacağı bir sesle, Ey benim genç şahinim, iyi uçuşlar” dedi (15).

Ogion seher vakti uyandığında Ged’in bıraktığı mesajı gördü. “Usta, ben avlanmaya gidiyorum”.

Dördüncü Yolculuk

Ogion’un verdiği tılsımlı asası ve Gont tozlukları, gömleği ve deri yeleği ile Ged yola çıktı. Artık soylulara özgü Osskil giysilerini giymesine gerek yoktu. Soğuk günler için yanına kürk kaplı cübbesini aldı. Kayıkla Gont denizine ulaştı. Oskskil’den bu yana günler ve rüzgârlar boyunca şahinin uçuşunu izleyen Gölge buralarda olabilirdi. Ged artık avcıydı ve onu arıyordu. Onunla deniz üzerine karşılaşmayı istiyordu. Kötülüğün karadan geleceğine inanıyordu Ged. Karanlık boşluğa bakarak: “Haydi gelsene” diye mırıldandı (16).

Sonunda onu gördü. Gölge yönünü Gont’a çevirdi. Ged ava çıkmıştı ve av önünden kaçıyordu. Sis vardı ve Gölge insan biçimindeydi ama kayığı kayalara çarparak karaya oturdu. Ged asasına sarıldı. Daha sonra asasına sarılarak yarım mil kadar adanın içlerine yürüdü. Yaşlı bir kadın ile yaşlı kocasının kulübesine vardı. Üç gün orada kaldı. Tekrar yola çıkarken bildiği tek şey av değil avcı olduğuydu ve avının nerede olduğunu bilmiyordu. Bir şey daha fark etmişti. Ged yüzünü ona döndüğünde Gölge onun gücünü çekememişti.

Şahin ya da yunus olarak daha hızlı ilerleyebilirdi ama Ogion ona başka bir şeye dönüşmemesini söylemişti. Hiçbir şeye dönüşmeden güneye doğru yelken açtı. Sonunda El Adaları’na vardı. Köylüler onu ağırladılar. Bu köyde de üç gün kaldı ve kendisine güzel, sağlam bir kayık satın aldı. Yaşlı adamın gözündeki kataraktını yok ederek kayığın borcunu ödedi. Engin denizlere doğru güneye doğru gitmeye başladı. Sağlam bir ip sanki onları bağlamıştı. Ged onun güneye gittiğini biliyordu. İkinci gün Vemish diye bir adaya geldi. Oranın köyün sihirbazı geçen gün gölgesi olmayan ve Ged’e benzeyen bir adamın geldiğini ve bu adamı getiren ve geri getiren bir geminin görülmediğini söyledi. Gölgesiz bu adamdan ada halkı korkmuştu ve Ged’in adayı terk etmesini istiyordu.

Ged adadan hemen ayrıldı ve başka büyük bir adaya gitti. Burası arkadaşı Vetch’in doğduğu İffish adasıydı. Hancı ona burada çok kalmamasını, büyücüye gereksinim duymadıklarını söyledi. Ged adada bir gece geçirmeye karar verdi ve o gece bir adamla kızın caddede neşeyle yürüdüklerini fark etti. Adamın sesini tanıdı. Vetch önce onu tanımadı ama sonra çok sevindi. Vetch üç gün önce onun benzerini tepelerde gördüğünü söyledi. Vetch’in yanındaki kız kardeşiydi. Evde başından geçenleri anlattı Ged. Vetch, “Ben seninle geleceğim” dedi. Ged itiraz etti. Ama arkadaşı gülümseyerek, “Gurur hep senin aklının efendisi oldu” diyerek itiraz etti (17).

Gurur da sahte benlerden biriydi ve Ged Vetch ile birlikte yola çıkmaya karar verdi. İffish’den sonra Soders Adası’na geçtiler. Soders’in güneyinde ada yoktu. Engin denizlerde günler ve geceler boyunca yol aldılar. Ged sürekli, “Duyabilmek için susmak gerekir” diyordu (18). Bunu ona Gont Dağı sırtlarında Ogion söylemişti.

En uç ada olan Astowell’e vardıklarında köylülere adanın doğusunda ne olduğunu sordular. Yerliler doğuda başka kara parçası olmadığını söylediler. Ertesi sabah erkenden doğuya doğru yola çıktılar. Ged rüzgâr büyüsü yaptı. Vetch karadan bu kadar uzaklaştıklarında Ged’de ne ölçüde büyücülük kudreti kalacağını düşünüyordu. Gece boyunca Ged tekneyi doğuya doğru yönlendirdi. Az gittiler uz gittiler derken rüzgâr dindi ve Vetch yelkenleri indirdi. Kumsallaşan bir okyanusta kürek çektiler. Giderek deniz kuma dönüştü. Tekne hareketsizdi artık. Ged tekneden atladı ve uzaklaştı, Ged’in asası parlıyordu, Vetch o asanın ışığını takip ediyordu. Biraz sonra Gölge ortaya çıktı. Ged onu önce yaşlı bir adama benzetti. Sonra da Jasper’e. Ged ilerledi, aralarında birkaç metre kaldı…. Ged canavarın korkunç yüzünü gördü. Ged’in asası parlıyordu. Karşı karşıya geldiler ve Ged Gölge’nin ismini söyledi, dudakları olmayan gölge de aynı ismi söyledi: Ged. Ged asayı bıraktı, kendisine uzanan kara benliği yakaladı. Işık ile karanlık birleşti.

Ged ne kaybeder ne de kazanır. Kendisiyle bütünleşmiş tam bir insan olur.. Roman boyunca Ged, bu gölgeyi yok etmeye değil, kabul edip bütünleşmeye çalışır. Ve sonunda gölgesine kendi adını verdiğinde (Ged), aslında kendi karanlık yönünü sahiplenmiş olur. Bu, Jung’un bireyleşme sürecinin tamamlanma anıdır: Kişi artık bölünmüş değildir.

Le Guin, hem Jung’u hem Campbell’i okumuş ve etkilenmiş bir yazardır. Ancak o, erkek-merkezli kahraman mitini bir noktada dönüştürür.  Ged’in yolculuğu savaşla değil, kendini tanımayla sonuçlanır. Kahraman, düşmanı öldürmez , onu adıyla çağırır. Bu, güçle değil bilgelikle biten bir yolculuktur.

İnsanın gerçek gücü, büyüyüp bilgisi arttıkça izleyebileceği yol iyice daralıyor. Ta ki, en sonunda sadece ve sadece mutlaka gerekenden başka yapacak şeyi kalmayıncaya kadar. BİLGİ ARTIKÇA İNSAN SADECE GEREKENİ YAPAR.

Öneriler
Kaynakça
  1. Le Guin, U. K. (2017). Yerdeniz Büyücüsü. (Çev. Ç. Erkal). İstanbul: Metis. Kitap 13 yaş +
  2. Le Guin, 2017, s. 53.
  3. Nicoll, M. (2008). Gurdjieff ve Ouspensky’nin Öğretisi Üzerine Psikolojik Yorumlar, 1. (Çev. N. P. Kosova). İstanbul: Ruh ve Madde, s. 233.
  4. Le Guin, 2017, s. 31.
  5. Le Guin, 2017, s. 53.
  6. Le Guin, 2017, s. 61.
  7. Le Guin, 2017, s. 70.
  8. Nicoll 1, 2008,s. 308.
  9. Le Guin, 2017, s. 72.
  10. Le Guin, 2017, s. 69-70.
  11. Nicoll, M. (2008). Gurdjieff ve Ouspensky’nin Öğretisi Üzerine Psikolojik Yorumlar, 2. (Çev. N. P. Kosova). İstanbul: Ruh ve Madde, s. 473.
  12. Le Guin, 2017, s. 87.
  13. Nicoll 1, 2008,s. 236.
  14. Le Guin, 2017, s. 134.
  15. Le Guin, 2017, s. 136.
  16. Le Guin, 2017, s. 141.
  17. Le Guin, 2017, s. 163.
  18. Le Guin, 2017, s. 177.

 

 

Önceki yazı
Suret Atölyesi Tedrisatından Geçen Yaşlılar
Sonraki yazı
Şairlerin eliyle Ay-Nur’a Mektup: Beyaz Bilgeliğin Yaşlılığı

Son Yazılar

Menü