Suret (Cengis T. Asiltürk, 2018) çok katmanlı bir roman; yaşlılığı odağa alarak yazmak belki de romana haksızlık. Ama yaşlılık temelli bir site için yazarken, yaşlı erkekleri temel alarak yola çıkmak zorundayım.
Erkekler derken kadınları dışlamıyorum. Romanın baş kişisi erkek ve biz onun yaşlanma sürecine tanık oluyoruz. Sık sık geriye dönüşlerle de gençlik yıllarına onunla birlikte gidiyoruz. Anlatırken ister istemez onu etkileyen yaşlı erkekleri de genç kadınları da tanıyoruz. Genç kadınlar konumuzun dışında.
Romanda anlatıcı (Rüstem), suret atölyesindeki hocaların hocası Kör Afşin’den söz ederek kendi hikâyesini anlatmaya başlar. Dersin adı: Hayal ve Hakikat.
Kör Afşin derste söze şöyle başlar: “Burada kendinize yepyeni dünyalar kurabilirsiniz”. Daha sonra da talebelerine hem Garp hem de Şark âlemini öğreneceklerini müjdeler.
Kör Afşin 93 yaşında ihtiyar bir adam. Bileğinde suret atölyesine dâhil olduğunu gösteren bilezik var. Bileziğin üstünde görmenin değerini simgeleyen bir çift göz resmedilmiş. Hikâye anlatma, suret ve suretin başka bir çeşitlemesi olan resim sanatı ihtiyarlarla hemhâl olmuş romanda. Çünkü roman kahramanı Rüstem de sonunda ihtiyar bir adam olup çıkar ve 109 yaşına ulaşır. Zaten temel anlatıcı da o.
Suretlerle dolu zihin
Kör Afşin’i ve derslerinden yola çıkan Rüstem, geriye döner ve bize anlatmayı sürdürür. Kör Afşin’in talebelerinden biri 7 Kasım 1817’de meleklerin Kör Afşin’e insan suretinde geldiğini söyler (1). Melekler bu atölyeye gelen talebeler olmalı.
Öte yandan atölyeye gelenler çok şanslı çünkü Kör Afşin talebelerinin zihinlerine suretler yerleştiriyordu hikâye anlatırken. Bu suretler Rüstem’in zihninde yıllar boyu kalır. Suretleri zihninde sımsıkı tutan ihtiyar güce de tapınmamayı öğrenir atölyede. Bu suretler gerektiğinde ortaya çıkarlar. Yolu suret atölyesinden geçen ihtiyarın birinci özelliği bu.
Yaşlının sorgulama becerisi
Rüstem gençlik yıllarına dönerken suret geleneğini, Garp ve Şark’ın surete bakışını, ihtiyar olmayı sorgular. Zaman zaman kendi babasına ya da tanıdığı dedelere dönerek yapıyordu bunu. Yolu suret atölyesinden geçen ihtiyar sorgulama yapmayı bilir.
Yaşlının bilgeliği
Sorgulama bilgeliği getirir. Onun tanıdığı yaşlıların çoğu bilgeydi. Hakikatin farkındaydılar. Hakikat diye tanımlanan ise yaşlının zihninde öylece duran suretti. Bilge yaşlının zihnindeki suret hakikattir hakikatin ta kendisidir.“Bilgeleşmeyen kişi eşya sayılır” (2).
Yaşlı güce tapmaz
Rüstem de Kör Afşin’in “İyyâke na’budu ev iyyâke nestain” (3) derken ne demek istediğini yıllar sonra anlar: “Üzerinde tahakküm kurmak isteyenlere izin verme. Hiçbir iradeye, şahsa ve insanlık şerefini zedeleyecek güç ve emre tapınma! Böyle bir yardımı kimseden talep etme!” (4).
Yolu bu atölyeden geçen ihtiyar (Rüstem) artık içindeki gücü ya da yaşlılığı başka bir açıdan görüyordu. Suret atölyesi tedrisatından geçen yaşlı üzerinde tahakküm kurulmasına izin vermemeyi öğrenir.
Yaşlı geçmişi anımsar
Bunları düşünürken içindeki, on yedisindeki genç Rüstem’i ve talebeliği zapturaptla elinden alınan kırkındaki Rüstem’i de bulur. Onun içi değişik yaştaki canlı Ben’lerle tıka basa doludur. Ama o hâl hatır sorana: “Bir kuru can dolaştırıyorum” der (5).
Bakmayın siz arada ortalığa dökülen unutkanlıklara. Yaşlılar bir nesne aracılığla her an geçmişi anımsayabilir. Kuş figürü işlenmiş mendil, günlük tütün istihkakını mendile saran Rüstem’in genç Ben’ini getirir. Anlatıcı Rüstem’e göre gençlik kolay kolay vazgeçilen bir şey değil.
Yaşlılık çalışmalarında düşkünlük (frailty) olarak tanımlanan olgu yaşlıların yüzündeki zamanın izini göremeyenler için geçerli. “Ancak iyi eğitim görmüş bir göz görebilir yüzdeki zamanın izini” (6). O çizgilerin arkasında dipdiri, uzun yıllardır kıpır kıpır eden pek çok can var. Bu canların pek çok marifeti de var.
Yaşlının geçmişi inşa etme becerisi
Örneğin Suret Atölyesi’nin tedrisatından geçen Rüstem kendisine anlatılan sureti zihninde kurup resmedebilir. Sanki kafasının içine ayna tutulmuş gibi algılar anlatılanı. Öyle istidatlıdır ki taşlanmış ceylan derisi tuvale döküverir sureti. Deniz dibine inmiş birinden dinlediğini oturup kendi görmüş gibi çizen birinin çizdikleri, bizim gördüklerimizden daha hakikidir.
Bunu Kör Afşin söylemişti genç Rüstem’e (7). Rüstem o günleri hatırladıkça, geçmişi yeniden inşa etmek ister. Geçmişi inşa etme ihtiyara özgü bir özellik. Gencin geçmişi yok ki inşa etsin. O geleceğe bakar. İhtiyar Rüstem ise geçmişi film kamerası ile yeniden kurmak ister. İhtiyar çocukluk hatıralarından uzak düşerse yalnızdır (8).
Yaşlı yalnızsa ne olur?
Rüstem daha gençken yaşlılığını düşünür. Hiçbir iş için acele etmeyen sakin biridir yaşlı. Ara sıra başını kaldırarak dağı seyreder ve sonra dişini temizlemeye devam eder. Yalnızsa kimi kimsesi olmayacaksa susuzluktan ve açlıktan ölecek. Daha ölmeden dağdan inen kurtlar etlerini yemeye başlayacak. Avcı onu bulunca şehre haber salacak. Kıraathanelerde onun yaşlılığı ve ölümü konuşulacak. 500 yaşında adam bulunmuş adı Rüstem mi ne? Kar suyu ve meyveyle beslenmiş… (9).
Yaşlılık artık düşmanımız
Yaşlılığı öldürmenin bir yolu bulunmalı. Suretler ne güne duruyor?
Suret geleneği Garp’ı da muhafaza etmeli. Asırlık Zekeriya Efendi dünyadaki tüm tabloları yaptırma merakına kapılır. Onların yegâne olma ayrıcalığını ortadan kaldırmak gibi bir niyeti yoktur. Amacı zamana meydan okuyarak hatıratı korumak. “Kendi yaşlılığını yendi” (10) yorumuyla okura sunulan Caravaggio’nun Goliath tablosunun suretini zihnimizde canlandırırken tablonun aslına bakabiliriz:

Tablonun aslında Genç Davut sağ elindeki kılıcı kaldırmış. Gömleği beyaz, iple beline tutturduğu pantolon kirli altın sarısı. Sağ memesi açıkta bırakılmış. Sol eli Goliat’ın kesik başını tutuyor. Boşluğa bakan gözleri anlamsız. Yüceltilen zaferin asıl kurbanının kendisi olduğunu biliyor.
Zihnimizdeki ikinci sürümde Goliat’ın alnı Davut’un attığı taşla yaralanır. Ama gözleri asıl tablodaki gibi açık değil, oldukça kapalı. Ölüm anındaki korkuyu yansıtmaz. Sol elindeki kılıcı penisini işaret eder gibi kasığından aşağıya bırakmış. Bu kez Davut’un sol memesi açık bırakılmış.
Caravaggio, hikâyedeki düşmanının yerine kendi yaşlılığını koymuş, Davut da kendi gençliği. Öfke, çılgınlık ve suçla dolu bir gençlik bu. İki Davut’un da kıyafetleri aynı olsa da ikinci tabloda Davut’un kıyafetine kan bulaşır ve kan yaşanan vahşeti çok açık sergiler. Sol elinde tutuğu kendi kesilmiş başının boyun kısmından da kan akar. Genç Davut ihtiyar Davut’u öldürür. Hem de derinden yaralayarak ve kan içinde bırakarak.
Yaşlılar sona geldiklerinde iç hesaplaşmaya girerler. Romanda yazar Genç Davut’un ihtiyara tiksintiyle baktığını söyler. Romanın ilerleyen sayfalarında Zekeriya Efendi başka bir konuda konuşurken şunları söyler. “Başkalarıyla yarışan kazansa da kaybeder. Kendi kendiyle yarışan kaybetse de kazanır” (11).
Son söz: Gençlik yaşlılıkla yarıştırılmalı mı? Genç olmadığını, yaşlandığını ve kabul etmek daha iyi bir seçim gibi gözüküyor.
Öneriler
- Önceki yazımız Halim Şafak’ın Ahmet Telli’nin “Arkadaşlık Günleriydi” Şiiri ve Yaşlılığı yazısı
- Babaanne olarak Seçil Büker’in torununa ve tüm torunlara yazısı için: Gönderen: Seçil Büker… Melisa Gürpınar eliyle Yağmur’a
- Melisa Gürpınar’ın şiiriyle ilgili yazı için Melisa Gürpınar’ın yaza kavuşamayan sandalları ve kayıkları
- Meltem Ağrikli da Melisa Gürpınar’ın Kadın Yazısı‘nı anlattı
- Seçil Büker’in Bilge Karasu yazısı için Çerçevesiz Fotoğrafın Küçülen Yaşlı Kadını yazısını ziyaret ediniz.
- Halim Şafak’ın “sonra işte yaşlandım” ve sonrasında Gülten Akın’ın yaşlılığı yazısı için tıklayınız.
- Film ve romanlarda yaşlılık imgeleri için Kategoriler bölümümüzü ziyaret ediniz.
- Film Değinilerimize bakmadan geçmeyiniz.
- Bize katılmak ve kendi yazılarınızın Sineyaşlılık sitesinde yayımlanmasını isterseniz, koşullarımız için Yazı Gönderme sayfasına bakmayı unutmayınız.
Kaynakça
- Asiltürk, Cengis. (2018). Suret. A7 Kitap, s. 27.2018, s. 259.
- Ancak sana ibadet eder, senden yardım dileriz.
- 2018, s. 30.
- 2018, s. 34.
- 2018, s. 40.
- 2018, s.69.
- 2018, s. 56-57.
- 2018, s. 100.
- 2018, s. 189.
- 2818, s. 195.



