Zaman’ın Sessiz Tanığı: Gölgenin İçinden Gelen Işık

Neler Almalıyım Yanıma

Zaman için: yer değiştiren gölge -yeterli- (Edip Cansever)

 Farkındalık arayan insan için gölge, zamanın sessiz tanığıdır. Onun varlığı, güneşi zorunlu kılar; çünkü ışık olmadan gölge var olamaz. İç dünyalarımıza, karanlık odalarımıza ilk bakışımız bir ışıkla gerçekleşir. Karşılaşmaya hazır olduklarımız, sessizce dolaşırlar çevremizde.  Bu gerçeği kavrayan özne, gölgeyi yalnızca bir yansıma değil, bilincin derinlerine açılan bir kapı, farkındalığın sessiz öğretmeni olarak algılar.

Gölgenin Sessiz Tanıklığı 

Resimli kitaplarla sıkı bağlar kurmaya başladığımdan beri satın almaya karar verdiğim kitapları, hikâye kısımlarını atlayarak görseller üzerinden seçtiğimi fark ettim. Hikâyeyi sonra dahil ettiğim bir tahmin etme oyununa sürüklüyorum kendimi. Bu durumun da okuyucu, çizer ve psikolojik danışman perspektifinden bana daha özgün ve özgür bir gözlük hediye ettiğine inanıyorum. Gölge; Suzy Lee’nin sessiz, sözsüz üçlemesinin en son kitabı. Bu özgürlüğü güçlendirenlerden.

İllüstrasyonlara baktığımda Suzy Lee’nin Ayna’dan sonra daha zor bir konuyu daha rahat pozitif bir taraftan aktarabildiğine, sayfaların içine oyunla dahil olduğuna tanık oluyorum. Belki de hayatın en zor aşaması; kabul içinde karanlıklarımıza bir çocuk oyunu gibi bakabilmek…

Depodan Gün Işığına:Keşfin ilk Adımı

Sayfalarda gezinirken alışılagelmiş küçük karakterimizin, bir depoda, karanlıktan aydınlığa geçtiğini görüyoruz, tıpkı bir keşifteymişçesine, henüz umurunda olmayan gölgeleri ile.

Keşif sonraki sayfalarda devam ediyor, hayata karışıyormuş, dengede dansını sergiliyormuş gibi. Büyük değişimlerin ardındaki ilk fark ediş ne zaman gelir? Burada kuş figürü ışıldamaya başladıktan sonra sayfalar hareketleniyor. Duygumuz hala oyunvari havayı solurken.

Kanatları açık, yeni bir gerçekliğe uçan kuşun mum ışığı ölçüsünde sarı sarı parladığını gördüğümüzde bu değişimin ışığına tanık olmaya başlıyoruz. İç dünyalarımıza, karanlık odalarımıza ilk bakışımız bir ışıkla gerçekleşir. Karşılaşmaya hazır olduklarımız, sessizce dolaşırlar çevremizde, sarsılmaz, dansımıza devam ederiz. Karakterimizin hareketi keskinleştikçe, gölgelerin içindeki kurdun ön plana çıktığını görüyoruz ve kurt eşik atlıyor; ait olmadığı sahneye.

Benim Gölge Hikâyem 

Bu an bana kişisel gölgemle ilk karşılaşma anımı hatırlatıyor. Terapi alırken ya da verirken; hangi koltukta olduğumuz fark etmez, iki taraf da öğrenmeye açıktır. Kendimizle ilgili daha önce hiç farkında olmadığımız bir tarafımızı hortlak görmüş gibi karşımızda buluruz. Daha önce orda olduğunu bir şekilde bildiğimiz ama tanımadığımız, pek gurur duymadığımız o mahrem tarafımız. Gölgelerimiz, şemalarımız, sığınaklarımız, bizimle yaşayan eleştirel sesimiz, ortaya çıkarmaya cesaret edemeyip bastırdığımız duygularımız…

Suzy Lee  Sınır Üçlemesi’nde de hatırlatıyor, gölgelerdeki tüm karanlık karakterlerin bizden parçalar olduğunu. Ama o gölgemiz; içimizdeki kurt, bir anda sormadan, izin almadan, haber vermeden çıktığında derin bir korku hissi ile arkamıza bakmadan kaçmak istiyoruz. Tanışmadığımız o karanlıklar, pek de karşılaşmaktan hoşlanmayacağımız taraflarımız. Gölge ile karşılaşmayı bir süre erteliyoruz; kendi kabul saatimiz ölçüsünde.

O sırada kaçış planı yapmış olsak da içimize tuttuğumuz ışık büyüyor, hatta onun içinde yüzüyor, diğer gölgelerimizle de tanışıyoruz. Bu ilk başta kaotik izler taşıdığını sandığımız karmaşa, bizi kabule geçiren parıl parıl bir güneş ışığına dönüşüyor.

Kabulün Dansı

Devamındaki sayfada kurdu ağlarken gördüğümüzde fark ediyoruz ki gölge de biziz; gölgelerden çıkıp kırılganlaşan kurt, bizim yaralarımızdan, bizim hikayelerimizin içindeki noktalardan oluşmuş. Kaçarak sadece acıyan yaramızın daha çok kanayacağını anladığımızda, orayı şifalandırmak, kalıcı bir barış yapıp kabule çağırmaktan başka seçenek kalmıyor. O halde ağlarken beklediği şey; kabul edilmek, oyuna, dansa davet edilmek.

Gölgemle el ele, mutlu mutlu dans etmek hala bana üst sınırdan, idealist bir çözüm gibi geliyor, zaman zaman küçük bir barış tokalaşması bile yıllar alabilir. Her şey bir yana bir yarayı yine bir çocuk ancak oyunla, dansla çözmeyi düşünebileceği için, içimizdeki çocuğun dans ettiği sahneye sık sık uğramak belki bizi buna yakınlaştıracak çözümdür. Üstelik, resimli kitap sevenler olarak, toplanıp bu kitaplara kalbimizi akıtıp sarılırken, üzerine konuşurken kim bilir bir yerden kendi ağlayan gölgemizi dansa davet ediyoruzdur.

Notlar

Edip Cansever’in şiirinin adı: Neler Almalıyım Yanıma. Sonrası Kalır 11 (2014) YKY, s. 183.

 

 

Önceki yazı
Yaşlı Amca Eyüp’e Sabır Dersi Verir
Sonraki yazı
Yıldız Kardeşliği: The Straight Story

Son Yazılar

Menü