Yaşlı Amca Eyüp’e Sabır Dersi Verir

 

Seçil Büker

 

Ve büyük bir şekilde bağırıyorum: senin korkun insanın

        İnsanın korkusudur Eyüp

Eyüp’ün korkusudur

-Evet anlıyorum- (Edip Cansever)

Filmin adı: Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri (Murat Fıratoğlu, 2024). Merakla beklediği Hemme’yi hemen görmez seyirci. Halay seyreder önce, Hemme domates tarlasında ama sırtını seyirciye dönmüş. Yüzünü saklamış. Sonra Eyüp (Murat Fıratoğlu) tarlada domateslere tuz atarken görünür. Ardından arkadaşı Ali, “İzmirli dik başlısın,” diye seslenir ona. Sonra Hemme’yi görürüz. Eyüp alamadığı yevmiyeleri sorar Hemme’ye.

Adına bakmayın, Eyüp öyle sabırlı değil. Çok gergin. Kamyonun tepesinde domates kasalarını arkadaşlarına hiddetle fırlatır. Onlar da domatesleri tarlaya boşaltırlar. Kamera Eyüp’e odaklanır. Kamyon az ilerler, yine domates kasaları ve dümdüz uzanan tarla. Seyirci kan kırmızısının içinde kalır. Çok kan akacak. Bekleyelim.

Bir gün geçer. Sabah: Yeniden kamyondan kasaları indirme işi. Kadın işçiler domatesleri bir sıra düzgünce dizerler. Hemme: “Kolay gelsin gençler!” Eyüp almaz bu selamı ve tabii ki kavga çıkar. Ama kamera kavgayla biraz ilgilenir. Sonra kavgayı bırakır. Tarlada uçuşan boş naylon torbaları takip etmeyi seçer. Kavga edenler kör alanda kalır.

Seyirci naylon torbaların nasıl uçuştuğunu seyreder. Godard’ın dediği gibi, “Doğrudan doğruya bir görüntü bu.” Filmi “durum anlatısı” olarak nitelendirilebilir mi? Günlük yaşamın sıradanlığından yola çıktı yönetmen. İmgeler zamanda genişliyor. Zaman imgesi ve karakterin önceliği var. Öykü karakterin arkasında. Durum anlatısı demek üzereyiz.

Eyüp nefes nefese, kırmızı motosikletine koşarak gider ve yönetmen kesmeye başvurur. Yakın çekim: Ortadan ikiye ayrılmış domatesler. Kan kırmızısı. Bonitzer, “Yakın çekim yoksa gerilim ve dehşet de yoktur,” der (1). Durum anlatısı olaysız, düğümü, çözümü olmayan ve en önemlisi gerilimsiz bir öykü biçimi. Eyüp cinayet işlemek üzere.

Kahramanımız çok gergin. Zorla çalıştırdığı motosikletle toprak yolda ilerliyor. Eski bu araç. Neredeyse kendisiyle yaşıt.

Doğa öne çıkmak için Eyüp ile yarışır. Yolun kenarındaki devasa taşlar. Seyirci taşları izliyor. Motosiklet gitmez. Gergin Eyüp motosikletini döver ve korkan motosiklet çalışır. Keçi sürüsü geçer, yine taşlar. Asfalta çıkan Eyüp daha iyi. Sanki eski gerginliği yok. Ama cinayetten vazgeçtiği için değil bu sakinlik. Tabancasına yaklaştığı için. Siverek göründü artık.

Siverek ağır hareket ediyor. Uğradığı bisiklet tamircisi ağır ağır yemeğini yer. Acelesi olan Eyüp-acelesi olmayan tamirci. Kasabanın ahalisi yavaş ve sakin. Eyüp hızlı. Tamirci ona çay getirmeye gittiğinde kaçar gibi uzaklaşır Eyüp.

Çevredeki kuşların, çocukların sesleri, bazen de ne olduğunu kestiremediğimiz sesler. Eyüp yok, alan dışında ama seyirci mekânı görmeye devam eder, mekânın seslerini duyar. Alan dışı olması gereken   alan olmuş. “Alan dışı” ancak hayal edilebilir demektir. Eyüp yakınlarda bir yerde. Seyirci bunu bilir. Sonunda kamera onu bulur.

Eyüp’ün telefonu çalar. Nevzat onu kışkırtır: “Anana küfretmiş.”

Seyirci önce Eyüp’le eve girer. İç avluda eşi halı yıkar. Anne avludaki divanda uzanmış. Yorganların arasından çıkan tabancayı Eyüp cebine yerleştirir.  Çıkar ama seyirci halı yıkayan Şükran’ı ve çocukları izlemeye devam eder. Böylece seyirci yavaş yavaş Siverek’e girer. Henüz Siverekli olmadı. Doğa Eyüp’le yarıştı şimdi de Siverek Eyüp’le yarışacak. O da başrole talip ve az sonra doğadan rol çalacak. Doğa bundan böyle Siverek’le yarışmayı bırakacak.

Eyüp motosiklet almak için Osman’ı arar. Doğa görünür olmaktan vazgeçmek niyetinde değil.  Son bir hamle yapar ve tek bir ağaç ile seyircinin gönlünü taht kurmaya çalışır. Daha niceleri gibi. Umut (Yılmaz Güney, 1970), Kurban (Tarkovski, 1986), Kirazın Tadı (Abbas Kiarostami, 1997), Yumurta (Semih Kaplanoğlu, 2007), Ağlat Ağacı (Nuri Bilge Ceylan, 2018) hemen aklıma gelenler.

Ağacın önünde durur Eyüp. Düşünür, sonunda motosikleti bırakmaya karar verir. Yürür, kamera onu bırakma gibi bir niyeti olmadığını belli edercesine arkasından gider. Kasabanın girişinde Eyüp bir komşu ile karşılaşır. Çetin abi konuşkan. Ölen arkadaşını rüyasında görmüş, üzüm almaya gelmiş bağa. Hayat hikâyesine girer, emeklilik yılları da böyle geçiyor işte. Yaşamı boyunca denizi hayal etmiş. “Buralar deniz olsa,” der. Bir hayali daha var: Gül yetiştirmek. Radyosunu kızı göndermiş. O sırada kızı arar. Rahat konuşmak için uzaklaşır. Eyüp kaçar yine.

Motosikletiyle Mehmet abi diye biri onu Esmeray’a atabileceğini söyler. Onun arkasına biner. Siverek’e seyirci de girer Eyüp de. Seyirci Siverekli olmak üzere. O da girer dar sokaklara. Eyüp’e yetişmeye çalışır.

Siverek Labirenti

Çarşıdaki kahve: Kan kırmızısı bir tepsi dolusu çay müşterilere gider. Yine sakin erkekler. Yavaş bir kasaba burası. Motosikletten inen Eyüp hızlıca yürür. Siverek labirentine girer.

“Her labirent yüze ilişkin bir muamma içerir,” der Bonitzer. Mısır labirentinin merkezinde, bir mumya vardır. Mumya yüzü korumaya yöneliktir (2). Filmdeki labirent kimi koruyacak? Belki hem Hemme’yi hem de Eyüp’ü. Hemme zaten buna benzer çok gün atlatmış. Birilerinin onu öldürmeyi düşündüğü kesin. Biz o günlerden sadece birini izliyoruz.

Bonitzer’in dediği gibi bir kez labirente girdiniz mi, o geçitlerin karmaşasından geçmek gerekir. Labirent öyküsünün kendisi labirent. Yüz kaybolduğunda labirent başlar, yüz bulunduğunda biter.

Kaybolan Eyüp’ün şefkatli yüzü. Labirentte renkli ve özgün kapılar karanlıktaki fenerler gibi ışık saçar. Umut için göz kırparlar. Kaldırımda kocaman karpuzla oturan yaşlı adamı hiç fark etmeden geçer Eyüp. Sonra döner, koluna girer, karpuzu omuzuna yerleştirir.

İdam mahkûmlarıdır aslında ihtiyarlar

Ölüme koşullanmış bütün davranışları

Yorgun öksürükleri oturup kalkışları (Atilla İlhan)

Yavaş kasabadan daha da yavaş yürür yaşlı adam. Eyüp sabırla ona eşlik eder. Yaşlı adam ona kimin oğlu olduğunu sorar. Eyüp’ün kimin oğlu olduğunu seyirci de öğrenir. Televizyonda Heidi izlerken uyuya kalan bakkaldan su alır Eyüp. Yaşlı adam soluklanır. Suyu da eline alır, yine yola çıkarlar. Eyüp ona durmadan bu sıcakta neden çıktığını sorar ama yaşlı adam Peter Pan’den söz eder. Eve vardıklarında yaşlı adam Eyüp’ü iki dilim karpuz yemeden bırakmaz. Bu sahne neden önemli?

Gömülü vicdan uyanıyor

Yaşlının usulca akıttığı saf bilgelik enerjisi Eyüp’e geçer. Onu cinayet işlemeye yönlendiren şey Hemme’nin annesine yönelik kötü sözleri. Öfkeli benlik aslında herkeste var olan gömülü vicdanı örter, öfke Öz’ü yönetir. Duygusal alandaki kötücül benlikler Eyüp yaşlı adamla karşılaşana dek zaferlerinin tadını çıkarırlar.

Yaşlı adam sadece var oluşu ile onun duygusal alanındaki gömülü vicdanın uyanmasına yol açar. Edinilmiş vicdan, yetiştiği ortamda onu Hemme’yi öldürmeye yönlendirir. Bu karşılaşma duygusal alandaki kötücül benliklerin güçlerini yitirmeye başlamasına yol açar. Gömülü vicdan ortaya çıkar (3).

Erving Goffman’dan (4) esinlenerek bu karşılaşmayı çözümlemek iyi olacak. Eyüp önce Çetin abi ile karşılaştı. Çetin abi ile bahçede oturduğunda, Çetin abisi üst konumdaydı. Goffman’ın dediği gibi üst konumda olan ast konumda olana karşılık vermesi için izin vermez.  Asimetrik bir ilişki kurulur. Çetin abi, kızı aradığında ona daha sonra konuşabileceklerini, konuğu olduğunu söylemez. Tam tersine görüntülü konuşmayı önerir kızına. Sanki Eyüp yokmuşçasına.

Yaşlı adam ile olan ilişkisinde karşılıklı saygı var ve simetrik bir ilişki. Eyüp onun susamış olabileceğini düşünür. Ona su alır. Simmel’in sözünü ettiği “bireyin kişilik değeri” korunur bu ilişkide. Kol kola girseler de “haddinden fazla yakınlaşma” yoktur ve özel alana “nüfuz edilmez” (5). Bedensel olarak yakın olmaları onların birbirlerinin kişisel alanlarına müdahale ettikleri anlamını taşımaz.

Kasabadan metropole

Dar sokakta güvercinleri ayağı ile ürküten onlar uçtuktan sonra tekrar onlara doğru ayağını yönlendiren delikanlı Simmel’i düşündürür bu satırların yazarına (5). Tabii ki Siverek gündelik yaşamda anladığımız anlamda metropol değil. Simmel, taşrada yaşamın daha ağır, duyusal ve zihinsel imgelerin ritminin daha yavaş olduğunu söyler. İnsanların kuşlarla oyalanacakları zamanları vardır.

Metropolde yaşamın her alanı hızla akar. Duygunun yerini akıl alır. Az sonraki sahnede göreceğimiz gibi her şey parayla ölçülür. Metropolün bu özelliğini akıllı evler inşa etmekte olan kişi rahatlıkla içselleştirir.

Hızla gelen araba kesintisiz alışkanlıkların düzenli ritmini sona erdirir. Eyüp arabayı görmez. Az daha bir kaza olacaktı. Sürücü ona kızar. Kavga çıkmak üzere ama çevreden gelenler Eyüp’ü Siverek labirentine doğru adeta iterler. Filmde arabanın olduğu her yerde gerilim var, taşıtsız dar sokaklar esenlikli. Taşra çatışma ve düelloya izin vermez.

Yeniden dar sokaklar ve renkli, oymalı kapılar. Eyüp’ü, yeni bir arabayla yoldan geçen akrabası Hikmet ve eşi görür. Onlarla birlikte gelmesi için ısrar eder. Eyüp kasaba ile metropol arasında salınıyor. Bir uçta kasaba diğer uçta metropol. Simmel’e göre metropoldeki insan, dış ortamdaki, onu köklerinden koparacak tehditkâr akıntılara ve uyumsuzluklara karşı kendisini koruyacak bir organ geliştirir: Tepkilerini kalbiyle değil, kafasıyla verir (6).

Hikmet: “Zaza inadı var sende. Siverek’te akıllı evler yapıyorum. Yanımda çalışmadın da İzmir’e gittin. Bağını da bana satmadın. Zekâtı teyzeme (Eyüp’ün annesi) verdik. Bu araba akıllı. Şeritten çıkınca uyarır. Betonu mimardan habersiz dökmüşler. Ben mimara bir uğrayayım.”

Hesapçı bir zihin karşısında Eyüp yine sıkılır. Simmel kişiliğin ihlal edildiği durumları sıralar. Mülkler de benliğin bir uzantısı. “Bağı bana satmadın. Gittin başkasına sattın.” Onurun ihlal edilmesi ayrı bir sorun. Aşağılayıcı konuları açmak benliğe müdahale. Hele de zekât konusu. Eyüp içinde bulunduğu sıkıntıdan söz etmez. Hikmet onu ezercesine Eyüp’ün özel alanına girer.

Mübarek Cuma günü adam öldürülür mü?

Kasabada herkes birbirini tanır. Kırtasiyeci cumaya giderken ondan dükkâna göz kulak olmasını ister. İlkokuldan sınıf arkadaşı, belki de ilk aşkı Mevlüde çıkagelir. Mevlüde’nin sarı tokasını unutmaz Eyüp. Mevlüde de onun önceleri neşeli olduğunu, babası öldükten sonra bir süre okula gelemediğini anımsar. Eyüp babasının ölümünden sonra neşesini kaybetmiş. Kızı Eyüp’ün kirpik falına bakar. Kirpiği düşen hangi gözünden düştüğünü bilirse dileği olurmuş.

Cuma namazı biter ve Eyüp sonunda özgür kalır. Arkadaşı Ali arar, oğlu düşmüş, yedi dikiş atılmış, düğün var bu gece, Eyüp gitmeli o düğüne. Kör alandan çocuk sesleri gelir. Karahindibalar ağır ağır uçuşur havada. Eyüp parkta oturur. Çocuklar kör alandan çıkarlar. Yerde bir teneke kutu. Salınarak gelen erkek buruşmuş kutuya ayağıyla vurur, kutu sürüklenir, sonra tekrar yine ayağıyla sürükleyerek kutunun eski yerine gelmesini sağlar. Sonra koşarak gelen çocuk hızla vurur kutuya, o da kör alana girer. Bir daha göremeyiz kutucuğu.

Eyüp ağacın yanı başında bıraktığı motosikletini almaya giderken Çetin abinin bahçesinin önünden geçer. Çetin abi telefonda, aldığı gül fidanlarının iyi çıkmadığını anlatı satıcıya.

Geçmişe özlem gelmişse bir toplumda gündeme;

Bugünden hoşnut değil demektir kimse

Ama geçmiş güzellikleri yaşatmak için,

Gönlü yok kimsenin gül yetiştirmeye. (Metin Altıok)

Akşam ezanı okunurken Eyüp yavaşça, ağır adımlarla Siverek’e doğru yürür. Seyirci kameranın göstermediği imgelemsel dünyanın seslerini duyar. “İşitsel dünya görsel dünyadan daha geniştir.” Bonitzer şöyle der: “Bu unutulursa sinemayı Platon’un mağara efsanesiyle sınırlama tehlikesi belirir” (7).

Film durum anlatısı olmaktan vazgeçer bir ara. Sonra yeniden sakinleşmeye karar verir. Sesleri de yanına alarak. Eyüp adının hakkını verir. “Düello” yapmaktan vazgeçer. Yarın diye bir şey var en iyisi düğüne gitmeli.

YARIN DİYE BİR ŞEY VAR

bilirim yarın diye bir şey var  

çeliğin su katılmamış yanı

ırmakların geçilecek, fırtınaların

                               dinecek

bir yanı var

ömrümüzün

belki bir gün gülecek.

selam verip

selam alacak

                barışa kardeşliğe (Behçet Aysan)

Kaynakça

  1. Pascal Bonitzer. (2006). Kör Alan ve Dekadrajlar. Çev. İ. Yasar. Metis, s.12.
  2. Pascal Bonitzer (2006), s. 56.
  3. Maurice Nicoll. (2024). Gurjieff ve Ouspensky Öğretisi Üzerine Psikolojik Yorumlar. Çev. T. Göbekçin. Bilyay. (Yorumlar Maurice Nicoll’den esinlenilerek geliştirilmiştir.)
  4. Erving Goffman. (2016). Etkileşim Ritüelleri. Çev. A. Bölükbaşı. Heretik.
  5. Georg Simmel. (1950). The Sociology of Georg Simmel. Der. Kurt H. Wolff. The Free Press.
  6. Georg Simmel. (2009). Bireysellik ve Kültür. Çev. T. Birkan. Metis, s.318.
  7. Bakış ve Ses. Çev. İ. Yasar. YKY, s. 20. İşitsel dünyanın genişliğini vurgulayan kişi: Jean Marie Straub. Bonitzer ondan aktarıyor. 

Notlar

Edip Cansever’in şiirin adı: Anlatıyor Oltacı Eyüp Anlatılmazını. Sonrası Kalır 1. (2016). YKY.

Atilla İlhan’ın şiirin adı: İhtiyarlar Balladı. Böyle bir Sevmek. (2004). İş Bankası Yayınları.

Behçet Aysan’ın şiiri Düello (2013) adlı kitaptan alınmıştır. Kırmızıkedi.

Metin Altıok’un 16 numaralı şiiri. Dörtlükler ve Desenler. (1990). Elyazısı Yayınları. 0134. 500 adet basılan şiir kitabı. Genel yayın yönetmeni Uğur Kaynar. Üç şairin ölüm yılı aynı: 1993. Öldükleri yer: Sivas, Madımak Oteli.

 

Önceki yazı
Yaşlılar İçin Kalıpyargılar: huysuz, ağır, beceriksiz, teknoloji özürlü, hasta, çirkin, huzursuz, bencil, inatçı, durmadan horlayan.
Sonraki yazı
Zaman’ın Sessiz Tanığı: Gölgenin İçinden Gelen Işık

Son Yazılar

Menü