Birinci Perde: Son Olduğunu Bilmiyordum!
Tırnak İçinde Hizmetçiler (Jean Genet) Ankara Sanat Tiyatrosu. Aylardan Mart. Tiyatroya, dahası Kızılay’a, aylarca gidemeyeceğimi bilmeden yürüyorum. Başka oyunları, filmleri ve kitapları düşünerek… Nezaket Erden de aklımda! Dirmit oyununda girdi aklıma bir daha da çıkmıyor. Başka kimler var? Dönsöz (Şamil Yılmaz) Sezen Keser oynuyor, dayanamadım yazdım da üzerine. Sahi Eskişehir’e de gitmiştim. Böyledir Bizim Sevdamız (Ali Eyidoğan) ön gösteriminde Zülfü Livaneli de vardı. İkinci kez üzerine yazmak için notlar almaya da gittim. Trende olmak ne büyük keyif. Yaşam ne güzel. Gücüm var, durmadan bir şeyler uçuşuyor kafamda. Görülecek filmler, oyunlar: Bal Ülkesi (Tamara Kotevska, Ljubomir) ödül almış, hemen yazmalı üzerine. Korsan siteden bir daha görebilsem! Büyülü Fener’de yok artık. Zaten küçük salonda oynamıştı. Cemal vardı tanıdıklardan salonda. Sadık Hidayet’in Baykuş da alınmalı ve okunmalı. Oyuna gideceğiz Burcu ile. Sermet Yeşil’i severim. Nereden mi? Kosmos’tan (Reha Erdem, 2009) tabii ki. Sonra onu Kaç Para Kaç’ta (Reha Erdem, 1998) gördüğümü ve fark etmediğimi anımsayacaktım elbette. Melisa Kesmez bitti. Nohut Oda ile başladım bir solukta bitirdim. Hatice Meryem var sırada. Geçen hafta da Kontrbas’a (Metin Belgin) gittik. Yine Burcu’yla. Mithatpaşa’da tiyatro. Çoktandır geçmemiştim oradan. Olcay Akın Kavuzlu oynuyordu. Patrick Süskind Koku yıllar önce okumuştum. Tekrar mı okusam? Merve biliyor mu acaba Nezaket Erden’i, bir sormalı. Yeni’den Dokunan Hayatlar. İpek Çeken, Fatmanur Barut, Şebnem Gürsoy güzel kadınlar. Güzel derken yüz güzelliklerini demek istemiyorum. Bu oyuna da yeniden gittim. Yeniden dokumak için kendi hayatımı. [Benim hayatımı dokuyormuş başkaları, hiç haberim yok benim.] Trenli filmlere bakıyorum. Şeyma ile yazacağız. İçinden tren geçen ne kadar tren varsa bakıyoruz. Eve gidince Sürü (Zeki Ökten, Yılmaz Güney, 1978 ) izlenmeli. Tren deyince mutlaka İşe Yarar Bir Şey (Pelin Esmer, 2017 ) olmalı metinde. Tanıtma yazıları:
İşe
Yarar
Bir
Şey
İşe yarar bir şey yapmak ne güzel. Yok, canım filmdeki gibi değil. Kraliçe Lear’a (Pelin Esmer) gitmiştim 3 kişiydik. Kadınlar ne güzel işler yapıyorlar. Kadınlar da Vardır (Erendiz Atasü). Vardır elbette kadınlar. Trom’a da gittik Semra, Ayşe, Mutlu, Elif, Zeynep hep birlikte. Önce Mutlu’nun aldığı simitleri yedik. Çaylar içtik. Hakan Emre Ünal oynuyor, oyun biraz daha kısa olsaydı keşke. Uzun uzun yazamam aradan “asırlar” geçti. Sonra o hafta sonu kişisel gelişim kursuna gittim, yıllardır giderim de bir türlü gelişemedim. Orada doktor arkadaşlar vardı. Şehir Hastanesi’nde hasta var, saklıyorlar dediler. Hafta içi çarşamba akşamı Mülkiyeliler’de Asfaltın Altında Dereler Var (Yasin Semiz, 2019) gösterilecekti, izlemeye gidecektim. (Vekam belgesel jürisi olarak mapus günlerimde bilgisayardan evde izlerken çok güldüm, neye niyet, neye kısmet.) Tam evden çıkacağım, haberlerde corana diye daha önce de adını duyduğum virüsten (doktorlar vırus derler) söz edilmeye başlandı. Çok eskiden ben onu kraliçelerin başına taktığı taç diye bilirdim. Meğer şekli taç gibiymiş. Duraksadım, ceketimi çıkardım ve oturdum beklemeye başladım. Günlerce bekledim. Sonunda ilk hasta çıktı ortaya. İstanbul’da bir eczacı. Günlerden 18 Mart. Yarın doğum günüm. Henüz her yer açık. Korkuyoruz gitmeye. Bekliyoruz. Bekliyoruz. Sakin olmaya çalışarak. İyi ki gittim şu kurslara, durmadan verdiğim paraları helal ediyorum. Çok iyiyim. 21 Mart 2020 tarihi yaşamımdaki en önemli gün.
İç İşleri Bakanlığı 65 yaş üstüne ve kronik hastalığı olanlara sokağa çıkma yasağı getirmiş. Ben duymadım. Çalışma odamda çalışıyorum. Benden genç daha 65’e çok yolu olan iki arkadaşım aradı. 65 YAŞA SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI GELDİ. ESKİ GEZDİKLERİNE SAY.
Birinci Perde’nin Sonu.
İkinci Perde: Mapusluk Günleri
İkinci perde televizyonda belediyenin banklarında oturdukları için yukarıdan üstlerine kovayla su dökülen yaşlı erkeklerin görüntüsü ile başlar. Derken bakan televizyonda 65 yaş üstünün nasıl öldüğünü, ölüm oranlarının diğer yaşlara göre yani gençlere göre çok yüksek olduğunu söyler. Gençler kurtuldular. Biz yaşlılar kısmetse ölmeye adayız. Sonra filmi de online festivallerin birinde izledim. Emeğine sağlık Ercan Kesal (Kısmetse Adayız, 2020). Sıkı bir takip başladı. Ev hapsindeyiz. Ne yaptık, suçumuz ne? Bilmiyoruz. Bir gün biter umuduyla bekliyoruz. “Evde yürüyün, hareket yapın” diyor kimi doktorlar. Bizim yürüyecek halimiz mi var. Ölümü bekliyoruz. Kolay olsa hiç olmazsa. Entübe olmadan geçiş yapıversek ne olur sanki. Nasıl baş edebilirim? Tabii ki çalışarak. Çalış, çalış, yorgunum çalışmaktan, okumaktan. Gören tez yazdığımı düşünür. Birisi “Netfliks’e üye ol çok eğlenirsin” dedi. Neyse başardım üye oldum. “En çok sevdiğin diziler” diyor. Nereden bileyim ben? Başımdan atmak için seçtim rastgele, başladı bana dizi örnekleri yollamaya. Sonra Ünal Unorthodox izle dedi. O da hemencecik bitti. Başladım soruşturmaya arada hava alıyorum bu dizilerle. Film izlersem çözümlemeye kalkıyorum. Yine “iş” e dönüşüyor izleme.
Derken 6 Nisan 2020’de maske satışı yasaklandı. Hani biraz köşedeki eczaneye kadar da çıkamayacağız. Maskemiz yok. 65 yaş altına ücretsiz dağıtılıyormuş. Biz zaten sokağa çıkamayacağımız için bize maske yok. Facebook’da hiç bilmediğim markaların krem duyuruları var yanında 4 maske hediyeli. Kremi de kullanırım ne yapalım. Maskeleri de yıkar yıkar kullanırız. Eczaneye gitmek en büyük gezinti. Bizim eve kaç metre uzaklıkta olduğunu sormayın. En çok 300-400 metredir. Derken sanırım Manisa ilinde meydandaki banklarda, ağaçların gölgesinde oturan yaşlıları engellemek için banklar toplandı, kamyonlara dolduruldu, bilinmeyen bir yere götürüldü. Nevşehir Belediyesi yaşlı ihbar hattı için duyuru yaptı: Alo 159. Tüm gençlere sokakta “yaşlı görürseniz ihbar edin” diye sıkıca tembihledi. Sonra bunun ne büyük bir gaf olduğunu anladı. Yaşlı Destek Hattı oldu ihbar hattı. Konya Beyşehir Belediyesi bu yasağın dinimizin bir gereği olduğunu duyurdu. Böylece herkes bilgilendi. Mart ayının sonlarına doğru Vefa Sosyal Destek Hattı da kuruldu. Sayısız kez aynı yaşlı kadın soğan istedi, polisler aldılar. Bir yaşlı erkek pastaneden poğaça istedi, rakı isteyen bile oldu, jandarma getirdi. 112, 155, 156 ne derdi varsa 65 yaş üstünün koştu. Bahar temizliği yaptılar, İmoş Teyze’nin sobasını temizlediler. Beni en çok etkileyen kendisine ısmarladıklarını getiren polise “biz 7/24 mü yasaklıyız” demesi oldu. İnanılmazdı yasaklı olmamız. Emin olmak istedi. Gençlerin ve orta yaşlıların büyükleri şaşkındı.
İkinci Perde’nin Sonu
Üçüncü Perde: Mapusluk Günlerinde Neler Öğrendik?
Perde televizyon programlarında “virus” diyen Esin Şenol’a açılır. Halkın televizyonundayız. Esin Hoca öyle iyi bir doktor ki sonra onu başka yanda olan kanallarda da göreceğiz. Çok sevdim onu. Ah bir de “virüs” dese! Saatlerce eşimle tartıştık. Yanlış duyduğumu düşündü. Sonra Ateş Kara, Serdar Savaş, Ahmet Saltık hep “virus” dediler. Ahmet Hoca öylesine ince ve duyarlı biri ki ben onun inceliğini, zarafetini seyrederken söylediklerine dikkat etmemişim. Bu kez eşim onayladı. “Virus” dedi. Şunu öğrendik: “Virus”, virüsün tıp dilindeki karşılığıdır. Bu “Köln”ün, “Kölün”ün karşılığı olmasına benzer. Korona pandemisi ile birlikte daha “pandemi” ne demek derken, uzun yıllardır “virüs” dediğimiz canlı türünün “virus” olduğunu öğrendik. Aslında ikisi de aynı şey. Televizyon ekranlarında tıp alanının ünlü enfeksiyon hocalarını çok sık gördüğümüzde alıştık bu sözcüğe, içimden ben hep “virüs” dedim. Bunun hiçbir sakıncası olmadı. Tıpkı “bulaş riski” sözcüğünü duyduğumda “bulaşma riski” dediğim gibi.
Medyadan ve bakandan 65 yaş üstünün ölüme çok yakın, ölme olasılığı çok yüksek olan insan grubu olduğunu öğrendik. Bu grubun teknolojik cihazları da kullanabildiğini, bunu fark eden kimi medya mensuplarının “bak sen akıllı telefon da kullanıyormuş” diyerek istihza ile gülümsediklerini gördük. Bir yaşlının teknoloji ile ilişkisinin olabileceğini düşünmek biraz tuhafmış. İzin günlerinde hava sıcak olduğundan ve onlar da yaşlı olduklarından yorulabileceklerini, uzaklara gitmemeleri gerektiğini de öğrendik. Bu izin genellikle pazar günleri, herhangi bir ihtiyacın karşılanamayacağı, güneşin dik ışınlarının yoğun olduğu saatlerde, parklarda başıboş dolaşmaları için 65 yaş üzerine verilen birkaç saatlik izindir. Bu saatler içinde, sıcaktan dolayı tansiyonları çıkabileceği, kalp krizi geçirebilecekleri için belli noktalarda ambulanslar bulundurulur.
Kapandığı için arkasından ağıt yakılan bir kurum olduğunu duyduk. Adı:Hıfzıssıhha. Özellikle enfeksiyon hastalıkları konusunda halkın sağlığını korumak için büyük çabalar sergilemiş. Bu çabaların karşılığı olarak kademe kademe başka bir deyişle alıştıra alıştıra kapatılmış, birden şok geçirmesin diye. Örneğin önce 1997’de aşı üretim faaliyetleri durdurulmuş. 1999’da aşı üretim tesisleri, 2004 yılında Manisa Tavuk Hastalıkları ve Aşı Üretim Merkezi kapatılmış. Bu süreç 2011 yılına kadar sürmüş, böylece ne kurum ne de çalışanlar şok geçirmiş.
Yaşlı kadınla tanışmakla kalmadık biz. Neler öğrendik neler. Zoom’a girmeyi, Microsoft Teams’de ders vermeyi, evde yürüyüş yapmayı, sıkılmamayı, dışlanmayı doğal karşılamayı, ülkemizde yaş ayrımcılığı olduğunu ve antika arabalar kadar değerli olduğumuzu da öğrendikten sonra bakın neler oldu? Bizim öğrendiğimizi anladılar ve hemen önlem aldılar. Bize BÜYÜKLERİMİZ diye seslenmeye başladılar. Her şey bizim iyiliğimiz için biz onların büyükleriyiz. “Biz BÜYÜK olmak istemiyoruz, BİREY OLMAK İSTİYORUZ” dedik ama anlatamadık derdimizi.
SON
Öneriler
- Yaşlı ve yaşlılık kavramına dair kişisel deneyimleri aktaran bir diğer yazı için: Otobüsün Camından Dışarı Bakmak




