Dadı Perdeyi Aralar

 

Bir, iki, üç, dört, beş… diye içimden saydım.Ormandan gelen rüzgârın uğultusunu duyduğumda zebraya işaret verdim ve zürafa ağacın tepesindeki yaprağı çiğnedi.Fil, zürafa, kaplan, devekuşu ve penguenler…Aklınıza gelebilecek bütün hayvanlar hareketlendiler.
Tepeden aşağı, göle doğru indiğimizde muhteşem bir görüntü oluştu.
Gölün etrafında kimimiz eğildi, kimimiz gökyüzüne doğru başını kaldırdı.

Masmavi gökyüzünün hâkim olduğu Millamarchmantopolis kentinde, köprünün üzerinden geçen ve pencereden el sallayan insanlar yuvarlak çatılı evlerde otururlar.

Bizlere sevdiğimiz meyvelerden sunarlar. Çünkü bilirler ki en küçük maymuna kadar hepimiz büyülüyüz. Cadı Lugton bizlere tuzak kurmuştu. Kentin tepelerinden bakan cadıyı pencerelerinden görebilirler. Yüzünde derin uçurumlar, gözlerinde, saçlarında ve burnunda yarıklar vardır. Topraklarında başıboş gezinen bizler bütün gün hareketsiz kalırız — ta ki Lugton Dadı uyanana kadar…

Virginia Woolf, Dadının Perdesi öyküsünü yeğeni için kaleme almıştır. Öykünün anlatımını eşsiz kılan ise Julie Vivas’ın resimleridir.

Sanki o görseller eşliğinde dadının dizindeki perdenin kentine gider, gölden su içen vahşi hayvanların muhteşem manzarasını izleriz.

Dadının Perdesi, yetişkinlerin gözüne inmiş önyargıları simgeler. Boş inançlar, toplumun dayattığı kurallar bütünü ve önyargılar ortadan kalktığında, doğasıyla, insanıyla ve hayvanıyla dünyanın çok daha yaşanılır bir yer olduğunu gösterir kitap bize.

 Ahmet Telli’nin Islık şiirinde paylaştığı gibi:

Ve neşeli bir ıslık

Tutturmuş şimdi ova

Nice acıya karşılık

Aşkı savunmada doğa

Lugton artık dadının da adı

Lugton, İskoçya’da küçük bir mezranın adıdır. Seksen kişilik küçük bir köydür. Lugton Çayı üzerinde yer alır. “1830’larda köy sadece dört evden oluşuyordu: otel veya han, demirci dükkânı ve iki gişe evi” (1).

Virginia Woolf (1882-1941) yılları arasında Londra’nın Kensington bölgesinde yaşadı. Yaşadığı yerden çok uzak bir mezranın adını dadıya verdi. Virginia Woolf’un yaşadığı dönemde de Lugton’nun çok kalabalık olduğu söylenemez; belki yalnızca birkaç çiftlik vardı. Böylece sessizlik ve durağanlık dadıyla özdeşleşti.

Lugton Dadı, bu ıssız ve sessiz mezrada kim bilir hangi çiftlikte Bayan Gingham’in perdesini diker. Dizlerinin üzerindeki muhteşem desenli mavi perdeyi dikerken uykuya dalar. Ve horultu seslerini duyan, mavi örtüdeki canlılar hareketlenir…

Sizce de artık doğaya açılan perdeyi aralamanın zamanı gelmedi mi?

Notlar

  • “Islık” adlı şiir Ahmet Telli’nin Veda Divanı: Toplu Şiirler (2021) kitabından alınmıştır. Everest, s. 343.
  • Millamarchmantopolis ve “perde”, gerçek dünya ile düş dünyası arasındaki sınırı vurgulayan simgeler olarak düşünülebilir.
  • “Gingham”, beyaz zemin üzerine renkli karelerin işlendiği pamuklu bir kumaştır. Ev sahibi Bayan Gingdam’ın bu tekdüzeliği çağrıştıran adına karşın, üzerinde hayvanlar, insanlar ve kent figürlerinin yer aldığı renkli bir perdeye sahip olması dikkat çekicidir.
  • Kaynakça
  1. https://en.wikipedia.org/wiki/Lugton (236. Ekim. 2025)

 

Önceki yazı
Dalga: Deneyimin Dönüştürücü Gücü
Sonraki yazı
Kadın Yazısı

Son Yazılar

Menü