Küçük Kırık Çizgiler’de Yalnızlık Çölü

Yaşlanmadan ölen Muzaffer Tayyip Uslu için  

Dillerde name değil adın Mümtaz Bey. Adın “seçkin” ve “üstün” anlamına gelse de.

Mümtaz Bey, Zerrin Saral’ın Küçük Kırık Çizgiler kitabında yarattığı yaşlı ve huysuz bir erkek. Hem anlatıcı hem de öykünün öznesi.

Demirci Minço’nun Çırağı adlı öyküde, Yeni Adımlar Yaşlı Bakım Evi’ne gittiği ve sosyal hizmet uzmanı Müge Hanım’la karşılaştığı günü bize Mümtaz Bey kendisi anlatır. Çok genç ve güzel bir kadın Müge Hanım. Onun gençliği karşısında kendisinin dinmeyen iç sıkıntılarını ve kafa karışıklığını düşünür. Yaşlılığın bedenine bırakıverdiği yüklere direnir Mümtaz Bey.

Bir yanının hep yaşlılığa karşı koyduğunu kendisine itiraf eder. Ellerinin titremesi görünmesin diye kasketiyle oynar. Kendi kendisine “Onu kaçak bakışların ardından süzerken gözlerin delikanlılığın mayıs toyluğunda” der (1). Sonra bu güzel kadının kırış kırış ellerden, yaşlı yüzlerden ve aklanmış saçlardan bıkmış olabileceğini düşünür. “Hele de yaşlı kokusu duymaktan” der.

Yaşlılık kokusu  

“Eski, yaşlı olan ne varsa kokmaz mı? Sadece gençlerin duyduğu o koku” der Mümtaz Bey.

Böylece genç ve güzel bir kadınla yaşlı erkek arasında karşıtlık ilişkisi kurulur. Oysa ikisinin arasında gözleri mayıs toyluğunda olan genç bir erkek vardır. Böylece karşıtlığın oluşturduğu düz çizgi üçgene dönüşür. Toy ve genç erkek, Mümtaz Bey ve genç ve güzel kadın Müge Hanım.

Muzaffer Tayyip Uslu’nun genç bir erkek olarak koku tanımı şöyle.

/Sen eski bir sevda şiirisin/ Bir koku var sende/ Sıcak yaz akşamlarına mahsus/ Ellerin de mi/ Saçların da mı/ Gözlerinde mi/ Bilmem bir koku var sende/ Sıcak yaz akşamlarına mahsus/ (2).

 

Mümtaz Bey taşıdığı yaşlılık kokusunu Müge Hanım’ın alacağını düşünerek korkar. Aynı korku  Sefer Tası’ında Irrfan Khan’ın oynadığı Fernandes’de de vardır. O tıraş olurken banyoda birden yaşlılık kokusu alır. Hemen bu kokunun yaşlı büyük babasının kokusu olduğunu anımsar. Ferdandes da büyük babası gibi kokuyor. Dehşete düşer ve genç bir kadınla buluşmak istemez artık.

Aslında koku aldığına göre o kadar da yaşlı değil. Vedat Ozan yaş gruplarına göre koku duyusuna bakıldığında 65 yaş altındakilerin koku yitimi oranın yüzde 2, 65-80 arası koku yitiminin yüzde 30 olduğunu söyler (3).

Mümtaz Bey’in farkındalığı yüksek. Yaşlılıkla ilgili tüm kalıpyargıları üstlendiğinin farkında. Mümtaz Bey huzurevine geldiğinde yalnızlığın yanına ilişen ihtiyarlığını ya da ihtiyarlığına ilişen yalnızlığını çoktan kanıksamıştır.

Korkum yok /  Hiçbir acıdan acımasızlıktan / Avunma değil savunma günleri (4).   

Mümtaz Bey’in sessiz direnişi

Müge Hanım ise durmadan sorular soruyor. Mümtaz Bey belleğinde gezintiye çıkmış, gezinip duruyor.

Bir lavanta torbası da yeter/ anıları/ geri getirmeye,/ küçücük simli bir kese de/ geçmişe giden köprü/ yıkılmamışsa eğer içimizde/ (5).

Sorular geçmişe dönmesini kolaylaştırıyor. Arada kendi kendine soruyor: “Şu sandalyeye kimlerin kokusu sindi geçti bilir misin?”

Tüm yaşlılar geçmişi çok iyi anımsar ve arada ayrıntılara da takılırlar. İnanılmaz bir şekilde bir ayrıntı belleğin köşesinden çıkagelir. Yaşlı okurlar Mümtaz Bey’i anlayacaklar, tıpkı benim gibi.

Genç okurlar ise belki bu ayrıntıyı fark etmeyecekler. Sonunda Mümtaz Bey demirci çırağı olduğunu söyler. Güç yitimine ve yaşlılığın yetersizliğine (imbecility) Müge Hanım’ın sorularına nazlanarak yanıt vererek sessizce direnir. Müge Hanım  sorularının yanıtlanmasını beklerken önündeki kataloğa “hınzırlığa yelken açmış” gözlerle bakar.

Eksiklikler eşitleniyor mu?

Müge Hanım güneşliği kapatmak için ayağa kalktığında sol bacağı her adımda yarı dairesel bir hareketle diğerinin önüne geçer. Müge Hanım bedensel engelli. Aksıyor. Böylece eksiklikler eşitleniyor.

Mümtaz Bey didişmeyi bırakıyor ama Müge Hanım’ın onu pek de dinlemediğini önündeki kataloğu kaldırdığında anlıyor.  Onu can kulağı ile dinlememiş bu genç kadın.

Elias Canetti, Hermann Broch’u, ötekini özveriyle dinleyen, ötekine kulak veren ideal bir dinleyici olarak över. Byung-Chul Han ötekine kulak verenin misafirperver olduğunu söyler. Sessizce dinlemek ötekini özgürce konuşmaya davet eder. Dinleyici tamamen kulak kesilir (6).

Müge Hanım ötekine kendisini kayıtsız şartsız teslim etmez. Kendi dünyasında kalır. Acaba Mümtaz Bey yaşlı olduğu için mi onu dinlemiyor? Yaşlılık kokusu mu ağır geliyor? Yaşlılığın getirdiği “eksik”leri örtmeye çalışan bu yaşlı erkeğin içindeki genç erkeği görmüyor mu?

Müge Hanım ona döner ve hınzırca: “Doğuştan” der. Ne de olsa genç. Eşitlenmeyi benimsemediğini vurgularcasına kapris yapan bir çocuk gibi çıkıyor sesi.

Aslında Mladen Dolar’a göre sesin doğası ikili. Biri kişinin işittiği şeydir, Öteki’nin esrarengiz faaliyetini gösteren sestir; aynı zamanda Öteki’ne varlığımızı ifşa eden sestir. Ses bize ait çok fazla şeyi ifşa eder. Tanık olmamamız gereken bir şeye tanık olduğumuzu belli eden bir sestir (7).

Bu hınzır ses Mümtaz Bey’e bu genç kadınla, o kadın sakat bile olsa eşitlenmediğini anımsatır.  “Hem hasta hem yaşlı hem de huysuzum değil mi?” diye sorar Mümtaz Bey (8).

Böylece Mümtaz Bey “teslim” olur. “Güzelliğinizi örtemiyor” der usulca. Genç ve diri olmak engelli olmayı da örter. Yaşlı yorgundur, hastadır, kendi kendine yetemez ve sonunda huysuz bir yaşlıya dönüşür. Tabii farkındalık yoksa. Direnmek boşuna bir çabadır.

Umudun ve ezilmişliğin çadırında besledim / Yorgunluğu (9).

Dünya Yalanı

Kitaptaki ikinci öykünün adı Dünya Yalanı. Bu kez anlatıcı ve özne Müge Hanım.

Mümtaz Bey’le konuşurken bu güzel kadın müze kataloğundaki torsa heykelciklere bakar. Hikâyeler uydurur, onları giydirir. Onun deyişiyle “görmeye alışkın olduğu yaşlılığa” usançla bakar.

Aklında yaşlılar için düzenlemeyi düşündüğü gezi programı vardır. Müdür Bey engel olmasa, izin verse ne iyi olur. Müdür Bey mor salkımların kokusunu alamayacak kadar yaşlı bir erkek. Üstelik huysuz.

Aslında Müge Hanım kendisine çok iyi geleceği için ister bu geziyi. “Burnunuz koku alıyor mu Müdür Bey? Benimki alıyor. Yaşlı kokusu. Solumaktan burnum karıncalanıyor. Hepsini sırayla silkelemek, içlerini dışlarını güzelce havalandırmak istiyorum. Kokulardan kurtulmalıyım. Otuzumda değilim ama o çürümüş kokuyu ne zaman duysam yetmişe dayanıyorum.”

Müge Hanım bu karşılaşmayı kendi gözünden anlatırken sakatlığının da doğuştan olmadığını söyler. Açıkçası yalan söylemiş hınzırca (10). Hınzır bakış ve sesle gerçekleştirilen ayrımcılıkta önyargı var.

Önyargı dendiğine Gordon Allport’a başvuracağız. Önyargı olumsuzluk yayıyor. Olumsuz duygular başat önyargıda. Allport değişik önyargıları çözümledikten sonra şöyle bir tanım getiriyor: “Yeterli mesnet bulunmadan başkaları üzerine kötü düşünme önyargıdır.” Önyargı inanç düzeyinde ya da davranış düzeyinde olabilir. İnanç düzeyinde olursa kişi yalnızca kendisi gibi düşünenlerle bu duygusunu paylaşır. Yabancılara asla önyargılarını anlatmaz (11).

Müge Hanım kimseyle konuşmuyor, kendi kendisiyle konuşuyor. Mümtaz Bey’i aşağılaması davranış düzeyinde gerçekleştirilen bir ayrımcılık. Önyargısından kaynaklanıyor. Bir koku tutturmuş gidiyor. Gerçekten kokar mı yaşlılar? Kendilerine iyi bakamadıkları, kolaylıkla duş alamadıkları için kokuyor olamazlar mı?

Onu dinlemek yerine heykelciklere bakıyor. Ona sakatlığının gerçek nedenini söylemiyor. Kendince hınzırca eğleniyor yaşlı adamla.

Cuddy ve Fiske önyargının duygusal, kalıpyargıların bilişsel olduğunu söyler (12). Müge Hanım çok genç ve pek çok genç gibi gerçekleştirdiği ayrımcılığın duygusallığa dayandığının farkında değil. Belli ki sıkıldı yaşlılardan ve sıkıldığını belli edememekten. “Hem hasta hem yaşlı hem de huysuzum” diye söze başlayan Mümtaz Bey’e yeniden yalan söyler Müge Hanım: “Hasta, yaşlı ve huysuzları seviyoruz”.

Kasığımda sanki dikenli bir kirpi / Varmış gibi sızlayan fıtık / Ve başımın üstünde savrulan tipi; / Yaşlılığa alışmalıyım artık (13).

Kalıpyargının döngüsündeki yaşlı  

Ayrımcılığın başka bir sac ayağında Mümtaz Bey var. Kendisini yaşlılara ilişkin bir kalıpyargının içine yerleştiriyor: yaşlı, hasta ve huysuz.

Kalıpyargılar bir güzel kısa yollar sunuyorlar ki. Pek kolay oluyor birilerini ya da kendinizi o kategorilere yerleştirmek. Zihinlerde yerleşik düzenlerini kuruyorlar.

Haslem, bu konuyla ilgili araştırmasında genellikle kalıpyargılara ilişkin üç özelliğin araştırtıldığını vurgular: Kalıpyargılar olumsuz, eştür ve katı.

Ayrıca onların kişilerin paylaştığı yargılar olduğunu yadsımak da olanaksız.

Örneğin yaşlılar ağır hareket ederler. Kalıpyargı konusundaki inançlar tekdüze ve giderek benlik yitimine yol açıyor ve kişi o kalıpyargıya göre davranıyor ve algılıyor (14).

 Yaşlı erkek huysuz olmayı seçer  

Ben yaşlı erkeğin huysuzluğunu anladım sanırım: Yetersizlik duygusu, fiziksel olarak  güçsüzleşme, kamusal yaşamdan çok uzakta olma.  Tüm bunlarla huysuzluk maskesi takarak başa çıkabiliyor yaşlı erkek.

İktidar alanı huysuzluk oluyor. Maskesini taktığında gücünü sergilemiş oluyor. Mümtaz Bey bile isteye kendisini huysuz, yaşlı ve hasta olarak tanımlıyor.

Nasıl huysuzlanmasın?

Yeniden kamusal alana giriyor ama bu alanda daha önce hiç tanımadığı, duygusal bir bağının olmadığı diğer yaşlılarla birlikte yaşayacak. “Hekimin ve ilgili personelin sunduğu fiziksel bakım mükemmel olabilir. Ama yaşlıların normal yaşam alanlarından dışlanması ve birbirine yabancı insanların bir araya getirilmesi, kişi için yalnızlık anlamına gelir. […] Bu nedenle huzurevlerinin pek çoğu yalnızlığın çölleridir” (15).

Huzurevinin çölünde yaşamadan giden şair şöyle yazar:

Derler ki insan oğlu / Uçan bir kuş misali / Bir bakarsın burda şimdi / Bir bakarsın öldü gitti

Ben de diyorum kiMuzaffer Tayyip adındaki insan / Güzel olan yaşadığımızdır / Bir gün öleceğimiz değil (16).

Mümtaz Bey şair olsaydı “güzel olan yaşamak” der miydi?

Öneriler
Kaynakça
  1. Saral, Zerrin. (2022). Küçük Kırık Çizgiler. İstanbul: Vacilando, 10.
  2. Uslu, Muzaffer, Tayyip. (2014). Şimdilik. İstanbul: YKY, 25. (Bir Sevda Şiiri).
  3. Ozan, V. (2021). Kokular Kitabı I. İstanbul: Everest, 311.
  4. Durbaş. Refik. (1998). Nereye Uçar Gökyüzü. İstanbul: Adam, 70.
  5. Gürpınar, Melisa. (2014). Güzel Acılar Ülkesi. İstanbul: Mu, 27.
  6. Byung-Chul Han. (2023). Ötekini Kovmak: Günümüzde Toplum, Algı, ve İletişim. (Çev. M. Özdemir). İstanbul: Ketebe.
  7. Dolar, M. (2012). Sahibinin Sesi: Psikanaliz ve Ses. (Çev. B. E. Aksoy). İstanbul: Metis, 134.
  8. Saral, 2022, 19.
  9. Durbaş, Refik. Y. Odabaşı (Der). Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi. İstanbul: Scala, 89.
  • Saral, 2022, 23.
  • Allport, G. W. (1966). The Nature of Prejudice. Massachusetts: Addison-Wesley, 7-14.
  1. Cuddy, A. J. C. & Fiske, T. S. (2002). Doddering but Dear: Content and Function in Streotyping of Older Persons. T. D. Nelson (Der). Ageism: Sterotyping and PrejudiceAgainst Older Persons. Cambridge. Mass: The3 MIT Press,
  2. Altıok, Metin. (1990). Dörtlükler ve Desenler. Ankara: Elyazıları, 19.
  3. Haslam, S. & A. Turner, J. C. & Oakes, P. J. & MacGarty, C. & Reynolds, K. J. (1997). The Group as a Basis for Emergent Sterotype Consensus. European Review of Social Psychology, Volume 8. Stroebe ve M. Hewstone (Der.). New York: Wiley, 204-207.
  4. Elias, N. (2023). Ölmekte Olanların Yalnızlığı Üzerine. Çev. O. Ekinci. İstanbul: İletişim, 85.
  5. Muzaffer Tayyip Uslu. 2014, 53.   

 

 

 

Önceki yazı
Gönderen: Seçil Büker… Melisa Gürpınar eliyle Yağmur’a
Sonraki yazı
yaşlanma

Son Yazılar

Menü