kendine konuşan yaşlılarla / delilerle / şımarık köpeklerle dolduruldu kentler / kaçtık / güze kaçtım, otlar / böğürtlene saklanan bülbül / mevsimi şaşırmış acemi kelebek (1).
Söz yaşlıların
Yukarıda Gülten Akın’ın Mavi Kuş şiirinden dizeler yer alıyor. Geçmişte olan biten ve yaşanan artık bir sözden ibadettir o söz de yaşlılara aittir. Lewis Mumford’a göre de “Sözlü bir kültürde bilinmesi gereken her şeyi özümseyecek kadar yaşamış olanlar sadece yaşlılardır” ve “yaşlılar topluluğun bilgelik birikiminin cisimleşmiş” halidir (2).
Bu durumda Lewis Mumford’un “bilgelik birikimi” dediği şeyin, yaşlıların zihninde yazılıp söylenmeyi bekleyip duran şeyler olduğu söylenebilir. Söz konusu bilgelik, ister istemez sözü alıp getirenin yaşlılığını, bireysel/kişisel birikimini ve buna bağlı olarak hayatını tümüyle kapsar. Birikim dediğimiz şey de zaten yaşadığımız hayatın bize kattıkları değil midir?
Şairi “bilici” ya da “bilge” olarak tanımlamak ve değerlendirmek mümkündür. Şair yaşadığı hayatın üstünden epey bir şey yazıp söyleyebilir ve bunlardan daha da önemlisi öngörüler geliştirebilir. Onun bilgeliği onun gelecekle ilgili öngörülerde bulunmasına yol açar. Yaşlılık deneyimlerini aktarmak çok önemli.
Yaşlının yaşamında neler var?
Yaşlı köşeye çekilmiştir. Çoluk çocuk evden gitmiş, hayat büyük ölçüde tekdüzeleşmiştir. Yazma ya da söyleme dışında kalan her şey bu tekdüzeleşmeden payını alırken hız yerini çoktan yavaşlığa bırakmıştır. Ama yavaşlık dediğimiz şey kesinlikle bir devinimsizlik değildir ama zihinsel olan bedensel olanın yerine geçmiştir.
Kaldı ki ölüm ve düşüncesi karşısında ister istemez yazma-söyleme eylemi kendini öncelemiştir. Bu yazma-söyleme bir yandan geleceğe kalmayla da ilgilidir. Yazma-söyleme eyleminde şair için önemli olan tabii ki yazma eylemidir. Buysa bir yanıyla insan hayatını yani yaşanmış ve yaşanmakta olanı değerlendirme anlamına gelir.
Ne olmuştur? Sürekli gidilip gelinen yerlere gitmek artık zordur. Yaşlılık ve sağlık sorunları zamanın büyük bir bölümünün geçirildiği eve, hastaneyi, sağlık ocaklarını, eczaneleri katmıştır. Bu mekânlardaki kişiler ve nesneler de yaşlının hayatına girmiştir
Ama bunların hemen yanında yaşama arzusunu az buçuk kışkırtan bir çevre de oluşur: kitaplar, dergiler, çiçekler, kediler, köpekler. Kişilerin yerini başka nesneler ve canlılar alır.
Yaşlı şiir yazsa ne iyi olur!
Bu yeni etrafın yaşlının dünyaya ve orada yaşayanlara yönelik bakışını değiştirebilir. Bu mümkündür. Dün pek görmediğimiz, üstünde durmadığımız bir ayrıntı artık gözümüze batar ve ruhumuza işler olmuştur. Geçmiş şimdiye kadar yazı ve sözden uzak tuttuğumuz, görmediğimiz, atladığımız şeyler yeni ayrıntı ve durumlarıyla şiire ve söze girmiştir. Toplumsal tepki ve itirazlarımız gerilememişse de bireyselleşmiş, az biraz da biçim değiştirmiştir. Hatta daha ileri gidersek yeni etrafın da kışkırtmasıyla otorite/ler kadar insan zulmünü de başka bir boyutta ele alır ve değerlendirir ya da eldekilere yeni bir boyut ya da düzey ekler hale gelmişizdir.
Yaşlılık dediğimiz şey, ömrümüzün sonu demek olan deneyimi, geçmişten bu yana oluşturup getirdiğimizi şiir ya da yazıya yansıtmamıza yol açar. Bunu çoğu zaman tam bir olgunlukla, başta bir deyişle metanetle şiir ya da şiirin konusu haline getiririz.
Gülten Akın’ın (1933-2015) sonra işte yaşlandım (1995) ve arkasından yayımlanan sessiz arka bahçeler (1998), uzak bir kıyıda (2003), kuş uçsa gölge kalır (2007) beni sorarsan (2013) kitaplarını bu temelde değerlendirmek gerekir. (Aynı süreçte yayımlanan Celâliler Destanı’nı (2007) oluşturan şiirleri 1980’lerde yazıldıkları için bu değerlendirmenin dışında tutuyorum.)
Şair okuru yaşlılıktan ölüme doğru giden, daha doğrusu ölümle sonlanan sürece daha kitabın başında çoktan hazırlamıştır. Yaşlılık vurgusu sorunlu bir olgu ve durum olarak nerdeyse söz konusu beş kitapta da yer alır. Şiirlerin izleği farklı da olsa yaşlılık pek çok şeyi belirler. Bunun hem “geçmişi değerlendirme” hem de “bugünü anlama” anlamına geleceği açıktır. Geçmişi anlamak karşı çıkma anlamına da gelir. En azından Gülten Akın’ın şiirinde böyle bir gerçeklik kazandığı söylenebilir.
Sonra işte yaşlandım
Gülten Akın kimi izleklerin ve sorunların şiire girmesine izin vermiş ya da rıza göstermiştir. Böyle bir durum karşısında biçimsel ve söylemsel olanın az ya da çok gerilemesi ve değişim-dönüşüm geçirmesi beklenebilir ve bu olması ya da beklenilmesi gereken bir şeydir. Başka bir deyişle bu şiirsel olanın önüne geçebilir. Çoğu yaşanmış kabul edilen ömrün bundan sonrası, yani yaşlılığımız şiire müdahale etmemişse de hayattan beslenen ve güç alan bir izlek olarak baş köşeye oturmakla kalmamış, her bir şeyi de belirlemiştir.
Gülten Akın sonra işte yaşlandım kitabı yayımlandığında altmışlı yaşlardadır. Bu noktada doksanlı yılları, şairin yaşlılığının başlangıcı olarak aldığını söylemek mümkündür. Kitabın adından sonra ilk şiirinin iki dizeden oluşan “KISA ŞİİR/bir” olması da bu dediğimizle ilgilidir. İki dize ise şöyledir: Bir roman kadar uzun bu tümce / Sonra işte yaşlandım (3).
Söz konusu iki dizenin özelliği yaşanmış ve geçmiş olan uzun bir zamanı belirtiyor olmasıdır. Şairin yaşadığı hayatı çok fazla kapsayıcılığa sahip tek bir dize ile açıklaması muhakkak ki o hayatın yoğunluğu ve derinliği ile ilgilidir. Yaşlılığın başında geçmiş hayat bir biçimde üstte tutularak olumlanmaktadır.
Asıl buradaki vurucu nokta “sonra” ifadesidir. Gülten Akın, kitabını belirleyen iki dize ile yeni bir dönemi işaret etmeye çalışmaktadır; yaşlılık. Kaldı ki kitapta bu iki dize dışında yaşlılıkla açıklanacak ya da yaşlılığa ilişkin başka bir şey nerdeyse yoktur. Bu noktada kitap adı olarak “sonra işte yaşlandım” yetersiz ya da eksik gibi algılanmaya sonuna kadar açıksa da bir başlangıcı ima etmek için yeterince kışkırtıcıdır. “Sonra” Gülten Akın’ın ölümüne kadar (eğer kitaplara girmemiş dosyalarda ya da dergilerde kalmış başka şiir/ler yoksa) yayımlanan dört kitabının asıl belirleyicisi olacaktır.
Sessiz arka bahçeler
sonra işte yaşlandım’da olduğu gibi ardından yayımlanan sessiz arka bahçeler daha baştan yalnızlıkla yaşanan bir yaşlılığı öne çıkarmıştır. Ama söz konusu sessizlik daha çok insanların azalması ve başka bir insanın hayatından çekilmesinin doğurduğu bir sonuç olarak kabul edilebilir duruyor. Şairin sessizlik dediği şey de bahçenin yani düzenlenmiş doğanın/yabanın sesidir. Çay şiirinde akşam çoğunlukla komşuların yaşlı seslerinden geçerek şairi ve etrafını içine almaktadır.
Akşam, yaşlı seslerinden geçerek komşuların / Yoğurdun ve çileğin tadıyla / Bizi derine aldı (4).
Herkes bir yerlerden gelmiştir, gelmek zorunda kalmıştır. Göç etmeye ve sürgüne zorlanmıştır. Gecekuşu şiirinde onlar yaşlılardır ve gözlerinin ardı çoktan boşalmıştır.
Yıkılmış köyleri, göçmüş olanları yollarda / Çocukları, ruhlarını o doğulan yerde / Bırakmış, gözlerini ardı boşalmış yaşlıları (5).
Ama kesin olan bir şey vardır ki yaşlılığın kaybetme gibi korkuları, benzer dert ve sorunları geriletmesi ve ortadan kaldırmasıdır. Buysa yaşanan hayatın daha bir sahicileştiğini, insanın geçmişe göre fazla kendisi olduğunu söylememizi kolaylaştırır. Eski Nine adlı şiirinden iki dize bunu nasıl anlatıyor bakalım.
Kendisi kalamaz kimse/sarp ve suskun ninelerden başka (6).
Çocukluk bu süreçte en fazla hatırlanan ve zihinde tutulan olguların başında gelir. Ama belirtilmiş korkunun dışında yaşanan ve fazlasıyla eleştirel olan çocukluk verili olan karşısında utanmanın da dâhil olduğu duygu ve düşüncelerle yaşanmıştır. Çocukluk çoğunlukla gülümsenerek ve hatta şaşarak hatırlanacak bir durumdur. Çünkü çocukluk gözlerden uzakta ve epeyi bir şeyi gizlilikle yaşanan bir şeydir.
Anılarından utanan çocuk / yaşlanınca şaşar kendine (7).
İnsan nerede yaşamak zorunda kalırsa kalsın anılarını muhakkak yanında götürür, daha doğrusu anılarından başka götürebileceği hiçbir şey yoktur. Herhangi bir evin odasına dağılmış fotoğraflar, mektuplar başta olmak üzere nesnelerin çağırdığı ve hatırlattığı anılardan başka bir şey değildir. Yaşadığımız dünyaya bakarak bu anıların bünyelerinde hep iyi, hep hatırlanmak istenen şeyler bulundurduğu tabii söylenemez.
Kuş uçsa gölge kalır
Hele Gülten Akın gibi önce bir insan sonra kadın ve anne olarak kendini hem bireysel hem de toplumsal anlamda epey bir trajediye dâhil etmiş ya da trajedi yaşamış biri için bu daha da öyledir. Kaldı ki trajedileri yaşayanın, tanığı olanın hatırlamasına bile gerek olmayabilir. Çünkü yaşadığımız sürece onlar bizi hiç bırakmayacaktır.
Anılar, küllü karanlık / arsız çocukları sokağın / unutmak istesek de/peşimizden geliyor (8).
Ayrıca insanın düşleri azaldıkça anıları artar. Anılar niye arkamızdan geliyor sorusunu ise şair Bağlar şiirinde yanıtlamıştır: Ziverbey köşküne bitişik duran/bir evdi İstanbul (9). Geçmiş otorite ve bağlı olarak insan zulmünün belirlediği trajik ve travmatik bir dünyadır.
Öte yandan yaşlılık dediğimiz bugünde yaşanan şeydir ve unutkandır da. Epey bir şeyi zihninden çıkarmış ya da unutulmasına izin vermiştir. Şair bu durumu Yürüyüş şiirindeki şu dizeyle özellikle belirtir: ah yaş, süreğen saati unutkanlığın (10).
Yaşlılık, anıları ve “yaşıyor olmayı” sunar. Ama bu çoktan normalliğini hastalıklar yüzünden kaybetmiş bir yaşamadır. İlaç kokan evler ve hastane odaları ve çevredeki birkaç kişiyle geçen bir yaşam. İçlerinden biri iyileşip taburcu olurken öbürü orda ölmüştür. Hayatta kalan hayatın da ölümün de tanığıdır ve bundan dolayı sorulacak soru da bellidir. Gülten Akın o soruyu yalnız ölen kızın şiiri’nde sorar:
nerden düştü o kız usa, kara saçlarıyla / uzun geceler gibi uykusuz / bir hastane odasında / neden beni yatırmışlardı onun yanına? (11).
En iyisi yaşlılığı kabul etmek
Hikâyenin diğer bir kısmı ise uzak bir kıyıda adlı kitabında. Yaşlılık bilgelikle kabul edilmelidir. Artık onların nine/ler ve dede/ler olduklarını kabul etmek dışında yapacak bir şeyleri yoktur. Mutlu bir güne ön şiir’de bunu şu dizelerle açıklar.
orda iki ozan vardı, bir de büyükanne / Cevat Çapan mutlu dalgınlığındayken / imgeleri Gülten Akın kaptı/büyükanne hep yaptığı gibi (12).
Torunlardan önce hatırlanan ve uzun bir dönem birlikte yaşanan “kızkırgın” kızdır. Gelip gitmeleri, uzun kısa kalmaları saymazsak Gülten Akın’ın kızı Ankara’da yaşarken anne Balıkesir Burhaniye’dedir. Aynı kentte olduklarında da görüşme olanağı yok. Kızlar iş yerinde ya da kendi evinde. Kızkırgın şiirinde Gülten Akın durumu şöyle özetler:
Nice yıl birlikte yaşadık / ve bu nice ayrılık ki / hiç karşılaşmadık bir anne bir kız (13).
Gülten Akın ninelerin, dedelerin torunlara yer açma zorunluluğundan da söz eder.
Nineler dedeler çıktılar / kocaman alanlar gerekiyor torunlara / öfkelere, günlük bunalımlara/küçük tanrıların sistemlerine (14).
Bu noktada yaşlılıkla kaybetmek ve arkasından gelen ölüm arasında en azından bir arzu olarak olumlu bir ilişki kurar. Yaşlanmakla kaybetmek arasında kurulan ilişkinin ya da çatışmanın en sonu bir gün ölerek kazanmaktır. Park 1 şiiri bunu anlatır.
Neneler dedeler evden dışarda / yaşlanmak yitirmek demek bir anlamda / bir gün ölerek kazanırlar (15).
Beni sorarsan
Gülten Akın kendi ölümünün yaklaştığını evlerine çekilenler merak etmese de kendisi haber verir, yaşlının yalnızlığını hissettirir ve mevsimini kış şeklinde tanımlayarak sonraki mevsim bahara, yani ölüme de gitmek istediğini de açıkça ifade eder. Beni sorarsan/Kış işte/Kalbin elem günleri geldi/Dünya evlere çekildi, işlere (16).
Bu şiiri 2010’un başlarında yazar, beni sorarsan kitap olarak Ekim 2013’de yayımlanmıştır. Şairin Ankara’da hayatını kaybettiği tarih ise 4 Kasım 2015’tir.
Kuşkusuz bu kitap adında ima edilmeye çalışılan bir tepki de var. Bir bakıma dünyaya tabii o etrafa ve tabii ki okura, yalnız yaşadığı dünyadan hareketle kendini son kez anlatmak istemiştir. Dünyanın evlere çekildiği bu dönemde, evlere çekilenlere “sormuyorsun ama beni sorarsan yaşlandım ve yalnızım” demek istemiştir.
Hikâyenin sonu: Artık dünya çok ağır bir dünya’dır. Beni sorarsan’ın önsöz gibi bölümünde bu dünyanın ağırlığından şöyle söz eder. “Kuzey Ege’nin kentte uzak, dağlara yakın kıyısında evler insansız. İki yalnız. […] Geçen yıllardan biliyorum; site yönetimi sahipsiz kedileri toplattı. İkisi kalmıştı: tekirle, beyaz… Beyazsa, rengi yüzünden, günden güne kirlenip karararak dolaşıyor. Penceremize çıkıyor, bizi gözlüyor. Ne görüyor? İki yaşlı insan, gazeteler, kitaplar, televizyon, birkaç duvar resmi, torun fotoğrafları, geriye dönüşler; çoğu kez çocukluğa, gençliğe. Uyuklama, suskunluk, içe kapanma” (16).
Peki, yaşlanmış bir insan ne görüyordur? “Herkes ölüm görüyor, yaşlandıkça sevgili ölülerin sayısı yaşayanları aşıyor. Neyse ki düşlerimiz var. Anılarımız var” (17).
Ama artık yaşlılığın yol açtığı hastalıklara bağlı olarak birkaç hayat birden mi yaşanmaktadır? Hastanede karşılaştığı genç kız ona öğüt verir: “İki hayatınız olmalı. Evdeki sıkıntıyı, sevinci evde bırakıp, çıkacaksınız”.
Gülten Akın ise aynı düşüncede değildir ve başaramadığını şöyle dile getirir: “O becermiş, genç olduğu için belki. Ben henüz beceremiyorum. […] Ev hastaneye benimle geliyor. Ev değil yalnız, dışarıdaki her şey (18).
Beni sorarsan adlı kitabında Gülten Akın’ın hayatının son dönemindeki ayrılıklara ve yalnızlıklara rağmen dünyadan hiç kopmadan şiirler yazabildiğini gösterdi.
Gülten Akın bir zaman sonra yaşlılığın bir sonucu olarak ölmeyi bir gitme ve veda olarak değerlendirmiş, bunun nedeni olarak da yorgunluğunu göstermiştir.
Ben yoruldum gidiyorum/Kendi endişeni kendin seç (19).
Toparlarsam, Gülten Akın son kitabında bile bireysel olandan çok toplumsal olana yönelik tavrında diretmeyi sürdürmüştür. Hatta söz konu tavır karşısında yaşlılık kimi zaman geri çekilmek zorunda kalmıştır. Bu noktada şairin ilk şiirinden son şiirine kadar ısrarla diretilmiş bir çizgi üstünde durduğu ve mücadele etmeyi öncelemiş bir hayatı yaşadığı muhakkak söylenmelidir. Böyle bir hayat karşısında ise şiir her seferinde yeniden anlamlandırılmış ve değerli hale getirilmiştir. Şiir şiirinde bunu dile getirir.
Şiir bizim eski suç ortağımız / Biz ne işledikse onunla işledik (20).
Gülten Akın bu beş şiir kitabında tekrarla o güne kadar yaşadığı hayatının ve verdiği kavgaların, yaptığı mücadelelerin yani o uzun yürüyüşün üstünden bir daha geçerken kendinin ve başkalarının yaşlılığını da değerlendirme konusu yapmıştır. İlk şiirinden son şiirine oluşturduğu özgünlüğü yaşlılık döneminde de korumuş ve yazdıklarına yansıtmıştır.
Belki de yazının sonu Gülten Akın’ın son dakikaya kadar dillendirdiği ve kitabına son şiir olarak aldığı gelecek hayali ve umuduyla bağlanmalıdır. Biz şiiri:
Bağışladığın özgürlüğe / yeğdir biçtiğin zindan / sonsuz güzelleşecek dünya / biz kurduğumuz zaman (21).
Kaynakça
- Akın, Gülten. (2003). Uzak bir kıyıda. İstanbul: YKY, 44.
- Mumford, L. (2013). Tarih boyunca kent. (Çev. G. Koca & T. Tosun). İstanbul: Ayrıntı, 33.
- Akın, Gülten. (1995). Sonra işte yaşlandım. İstanbul: YKY, 7.
- Akın, Gülten, (2019). Bütün eserleri. İstanbul: YKY, 554.
- Akın, 2019, 555:
- Akın, 2019, 558.
- Akın, 2019, 558.
- Akın, 2019, 612.
- Akın, 2019, 614.
- Akın, 2019, 559.
- Akın, 2019, 564.
- Akın, 2019, 553.
- Akın, 2019, 588.
- Akın, 2019, 630.
- Akın, 2019, 631.
- Akın, 2019, 685.
- Akın, 2019, 684.
- Akın, 2019, 685.
- Akın, 2019, 693.
- Akın, 2019, 693.
- Akın, 2019, 707.




