Sevgili Sadi ve Sevgili Kamil
Kamil (2022) sıcak bir yaz günü ben uzaklardayken vefat ettiğinde Sadi’nin (2003) küllenmiş acısı yeniden büyüdü. Mavi griye dönüştü. Okumaya, yazmaya başladım. Başka bir alana geçerek yokluğunuzu geçiştirmeye çalıştım.


Desenler Latif Yılmaz’ın. Teşekkürlerimizle.
Dolabı açtığımda Kamil’in bana verdiği işlemeli çantaya baktım ama torbasından çıkarmadım. Ben de ona kartpostallar vermiştim o gün. Çok eskiydi kartpostallar. Kamil çok sevinmişti, kimileri için kâğıt parçası olan kartonları değerli bulmuştu. Ankara’ya geldiğimde ve ilk kez Kavaklıdere’ye indiğimde Tunalı boştu. Kendimi sessiz bir boşlukta buldum. Kamil yoktu ortalarda. Oysa her Tunalı gezimde o bana eşlik ederdi. Kimi kez ayaküstü yapılan kısa konuşmalarla kimi kez de kahve içerek. Kamil vefat etmişti. Tıpkı Metin Altıok’un da kendi el yazısıyla dediği gibi (1):

Kamil vefat mı etmişti? Ölmüş müydü? Bildiğim birlikte oturduğumuz simitçinin boş olduğuydu.
Yaşlılığı tanımadan gittiniz ikiniz de. Yaşlılık “iyi” olduğun sürece sorunsuz. Hasta olduğunda aşağılanırsın, çok “mız mız” birine dönüştüğün söylenir. “Büyütme!” denir. Şanslısınız belki de. Yusuf Atılgan “yaşlılık zor zanaat” dermiş, Oğuz Onaran söylemişti.
Ben rüyamda Sadi’yi görmüştüm. Kütüphanede sorumlu müdürdü. Gülümsedi bana. Kamil henüz gelmedi rüyalarıma. Belki bu mektubu alınca o da gelir. Bekleyelim bakalım. Gelirse “65 yaş üstü olmak zor” derim ona. O da gülümser mi bana? Ben ona Ahmet Erhan’dan Yaşlı Adamlar şiirindeki dizeleri okurum rüyamda (2):
Akşamdır, yaşlı adamlar oturur kahvelerde / Dünyaya sanki söyleyecek son bir sözleri kalmıştır / Çıkınlarda saklanan buruşuk paralar gibi / Hastalıkta, düğünde ölümde kullanılacak
Son bir söz değil de söylenecek çok şey varken gitmek nasıl bir şey? Gelirsem anlatırsınız artık. Görülecek filmler vardı. Sadi sen daha çok kaçırdın. Ben arayı kapatmana yardım edeceğim. Hayao Miyazaki yine filmler yaptı, ödüller aldı. Oğlu Goro da Tepedeki Ev (2011) adlı bir film çekti. Bestecisi Joe Hisaishi değil. Animeler yazında besteciden söz ettiğini okudum (3). Sen “öldürüldükten” bir yıl sonra Miyazaki Yürüyen Şato’yu (2004) çekti. Besteci Joe Hisaishi. Rüzgâr Yükseliyor’da (2013) besteci yine Joe Hisaishi. Tema müziği Werner R. Heymann. Sahi sen öldükten sonra yazıların bir kitapta toplandı. Çok da iyi oldu.
Bize Godzilla ve canavar filmlerini çok sevdiğini söylerdin. Şimdi aklıma geldi bir de Nosferatu (F.W. Murnau, 1922). Canavarların aslında Beyoğlu’nda olduğunu düşünmeden filmlerdeki canavarları sevdin sen. İyi ki de öyle yaptın. Dışardakiler korkunç, aldırmaz, umursamaz. Şakaları yok öldürüyorlar. O zaman “vefat ettiriyorlar” diyemediğimiz için “vefat etmek” ile “ölmek” aynı anlamı taşımıyor. Metin Altıok da öldürüldü. Sen de. Hem de otuzlu yaşları bitiremeden. O zaman sizin için “vefat” sözcüğünü kullanmamak gerek. O gün Sivas’ta tam sayı 33 idi.

Uğur Kaynar Yelkenli Yaşım şiirinde ölüme gittiği otuzlu yaşları kendi el yazısıyla “yelkenli yaşım” olarak tanımlamıştı (4):

Yazacak o kadar çok şey var ki. Ama Kamil pek çoğunu biliyor. Onun bilmediğini düşündüğüm bir film var: Wood and Water (Jonas Bak, 2022). Yönetmenin ilk filmi. Seveceğinizi düşündüm. Yazayım bakalım. Sevmezseniz haber verin. İkinci mektupta seveceğiniz bir filmden söz edeyim.
Ağaç mı su mu?
Anne (Anke Bak) Almanya’da çalıştığı kiliseden emekli olur. Kiliseden çıkar ve kilisenin kapısı kapanır. Dağların eteklerindeki oldukça dar bir vadide küçük bir kent. Ulu ağaçlar göklere uzanıyor. Kesme. Evin penceresi kapalı. Kızı Theresa (Theresa Bak) ile anne telefonda konuşur. Biz bir süre kapalı bir pencereyi seyrederiz. Sonra başka bir pencerenin önündeki ayakta duran anneye ağaçlar yansır. Anke ağaçlara, ağaçlar Anke’ye eklemlenir. Anke ağaçlarla bütünleşir. Anne pencereyi açar. Ağaçlar çaresiz yok olurlar. Birlikte tatile gitmekten söz ederler. Aile bir arada olacak. Hong Kong’da yaşayan oğul Max da geliyor. Kesme.
Deniz kenarındaki evin kapıları
Deniz kenarı. Anke onlara yıllar önce yaşadıkları evi göstereceğini söylemişti. Anke, kızı ve kuzen Lena (Lena Ackermann) eve geldiler. Evin bir penceresi açık ama sonra kapalı kapılar ve uzun süre baş başa kaldığımız evin beyaz giriş kapısı. “Bütün bir sinema, ideolojik olduğu kadar senoğrafik boyutu içinde, kapıların kullanımı tarafından belirlenir. […] Bir plandan öbürüne geçmeyi sağlayan kullanışlı bir nesne, sentagmatik durağın eklem yeri olan kapı, iki yönde de geçilebileceği için çift değerlilik yüklü fetiş bir nesnedir aynı zamanda” (5). Simmel’in dediği gibi bu kapı da içerisi ile dışarısını ayırıyor. Öte yandan bu iki tarafın ilişki kurmasını da sağlayabilir. Bu açıdan konuşamayan sessiz duvarla kıyaslandığında kapı konuşur (6). Kapalı kapı acaba bize ne anlatmak istiyor?
Tarot falı gerçeği söyler mi?
Üç kadın sehpanın üzerindeki tarot kartlarına bakıyor. Kartları okumayı Lena biliyor ve Anke’nin korkularını sıralıyor: Terk edilme ve aldatılma korkusu, gelebilecek tehlikelerden korkma. Bu korkularla başa çıkabilmek için denetleme arzusu. [Doğru mu acaba söylenenler? I ching baksalardı keşke. Hani şu Türkçe i çing denen var ya.] Anke odanın önündeki verandaya çıkar. Kapı açık olduğu için kızların sesi işitilir. Hong Kong’ta gösteriler var, uçuşlar düzenli değil, Max gelemiyor. Anke içeri girer. Kapının perdesi hüzünle sallanır. Sessizlik. Anke deniz kenarına yürür.
Uzaklarda yalnız bir yelkenli
Otuz üç yaşım/ Yelkenli yaşım/ ömrümün cicim ayları.
Anke uzaktaki yelkenliye bakar. Yemekte Max’ın üç yıldır ortalarda olmadığı vurgulanır. Kuzen, Theresa’ya “Sen de Berlin’e gittin. Herkesin kendi yolunu çizme özgürlüğü var” der. Theresa Hong Kong ile Berlin’in aynı düzlemde düşünülmemesi gerektiğini söyler. Anke kalkar ve balkon kapısını örter. Sesler duyulmaz olur. Aile içi sorunlar böylesine etrafa dağılmamalı. Daha sonra Susi Teyze (Susanne Johnsse) Anke’ye bu tatilin hüzünlü olacağını tahmin ettiğini söyler. Zamanın pek çok şeyi değiştirdiğini görmek ve Max’ın yokluğu, geçmişteki birliktelikleri anımsatır Anke’ye. Geri gelmeyecek olan günler için üzülmek de boşuna ama…? Yine de insanın içine hüzün çöker işte. “Yok olan” geçmiş günlerde aranır. Yaşıyorsa onun yaşadığı kente neden gidilmesin ki.
Ağaç yavaş yavaş görünmeye başladı
Mutfak penceresi kapalı. Sonra başka bir kapı, o da kapalı. Sonra geniş camlı kapalı başka bir pencere. Dışarıda ağaçlar salınıyor. Anke bilgisayarın başında Tai Chi yapmaya çalışıyor. Kulakları komutlarda. Yemeye oturduğunda salon kapısı, mutfak kapısı ve mutfak penceresi görülür. Yatay bir çizgi üzerinde 3 dikdörtgen sıralanır. “Kutu” içinde “kutu”, “kutu”nun içinde “kutu”, son “kutu”da ağaçlar var. Mutfağın penceresi bahçedeki ağaçlara bakıyor. Daha filmin başındayız, kapı ve pencereler fetiş nesne olmanın ötesine geçtiler. “Bu kapı aynı zamanda ekrandır” (7).
Yönetmene kapılar, pencereler yetmez. Anke Hong Kong’a gitme planını telefonda oğluna anlatırken yönetmen onu dikdörtgenin içine hapseder. Duvarda kırkyama bir örtü. O da dikdörtgen. Max’ı hiç görmeyiz filmde yalnızca az da olsa sesini duyarız. “Kapıların [dikdörtgenlerin] sinemadaki özgül rolü görme arzusunu harekete geçirmek ve yönlendirmektir, dramın düzeni içinde seyirciyi böyle tuzağa düşürürler” (8).
Tuzak karanlık bir tünel. YORUMSUZ. Tünelden çıktığında Anke Hong Kong’un “ulu olmayan” binalarının göklere ulaştığını görür. Zaten adı da gökdelen bu binaların. Oğlunun olmadığı boş eve gittiğinde ağaçların o yüksek binaların arasından “bir lokma” göz kırparcasına göründüklerini fark eder.
Kanepeye oturduğunda pencereyi açmaya kalkar ama kentin gürültüsü doldurur odayı, vazgeçer. Dışarıda kentin kalabalığı, sunaklar, tütsüler, heykeller, parklar ve parklarda Tai Chi yapanlar vardır. Bir de falcı. Çevirmen aracılığla yaşam falına baktırır. Doğum tarihi: 4 Temmuz 1960. Falcı ona su elementine bağlı olduğunu ağaç elementinin eksik olduğunu söyler. Falcı çocukların uçup gideceğini yalnız kalacağını da ekler. Bunu telafi etmenin yolu ağaç elementini artırmak. “Ormana taşın” der falcı.
Sadi Konuralp doğum yılı: 1964, ejderha yılı, elementi ağaç.
Kamil Mingü doğum yılı: 1974, kaplan yılı, elementi ağaç (9).
Toprak mı az geldi de kalkıp gittiniz?
Gece. Anke kapıyı kapatır. Kamera ormanda ağaçların arasında gezinir. Anke çıkagelir. Bir gölcüğün kenarına durur. Su ve ağaçla baş başa kalırız.
Son söz: Fal baktırırken ona çevirmenlik yapan yaşlı erkekle (emekli resim öğretmeni) otobüse bindiğinde yaşlı erkek uzaklarda olan oğlunu çok özlediğini söyler. Anke her halde ona hak verir ve içinden “oğullar özlenir” der.
Canlarım çok kırkambar bir mektup oldu. Bu ilkti ve çok dalgalandım. Benim için de kolay değildi. Sizi çok seviyorum.
Kaynakça
1. Altıok, Metin.(1990). Dörtlükler ve desenler. Ankara: Elyazıları.
2. Erhan, Ahmet.(1993). Sevda Şiirleri\Zeytin Ağacı. Ankara: Bilgi, 82.
3. Konuralp, S. (2004). (Yay. Haz. L. Cantek & R. Çavaş). Film Müziği: tarihçe ve yazılar. İstanbul: Oğlak.
4. Kaynar, U. (1990). Gizemya. Ankara: Elyazıları, 41.
5. Bonitzer, P. (1995). Bakış ve ses. (Çev. İ. Yasar). İstanbul: YKY, 88.
6. Frisby, D & Featherstone, M. (1997). Simmel on culture. London: Sage.
7. Bonitzer, 89.
8. Bonitzer, 88.
9. White, S. (1993). (Çev. S. Utku). Yeni Çin astrolojisi. İstanbul: İnkılap.




