*Bu yazı Ahmet Oktan ve Murat Aytaş’ın editörlüğünü yaptığı, Doruk Yayınları‘ndan çıkan Araf’ta İmgeler: Sinemada Kimlik, Aidiyet ve Ontolojik İkilemler kitabında yer aldı.
Pandora’nın Kutusu (Yeşim Ustaoğlu, 2008) büyükanne-torun ilişkisi üzerine… Ve bu ilişki bellek ya da belleksizleşme üzerinden kuruluyor.
Filmde büyükanne “belleksizleşmiş”, “hastaymış” gibi görünüyor. Hastalığın adı da konuluyor. Nasıl bir hastaysa kendi seçtiğini anımsıyor.
Örneğin, torunun fotoğrafı onu bi- reysel ve toplumsal belleğe bağlıyor. Birey olarak kendi belle-ğindeki “yaraları” torunla birlikte sarıyor.
Bu arada torun büyükannenin koşulsuz sevgisiyle “tarihe” bağlanıyor. Öyle çok ortak anı biriktiriyorlar ki aidiyet duygusu torunu da esenliğe kavuşturuyor. Çünkü torun da bu ilişkiyle sürekliliği yakalıyor. Köklerini buluyor, köklerine tutunuyor.
Bir süre Araf’ta kalmayı göze alan büyükanne aile dediğimiz kurum içinde sürekliliği sağlıyor. Geçmişle ilişkiyi kurarken geleceğe de biçim veriyor. Çünkü büyükanne bellekleri tazeliyor.
Theaitetos diyalogunda Sokrates, Theaitetos’a tanıdığı birinin belleğinde imge-anısı varsa onu kimi kez görse kimi kez görmese de, kimi kez dokunsa kimi kez dokunmasa da, kimi kez ondan duyumlar alsa kimi kez almasa da onu anımsayıp anımsamayacağını ve zihninde tanıyıp tanıyamayacağını sorar. Theaitetos “kuşkusuz anımsa- rım” der.
Öyleyse film başlasın…
Yazının devamı için tıklayınız: Yağmur’a Mektup: Yeşim Usatoğlu Kimi Araf’ta Bıraktı?




