Çocuklarla Film Okumaları Serisi 2
Kedisi Siyah’ı evde bırakan Güneş annesi, babası ve Seçil’le araca bindi. Gözlerinden yaşlar ip gibi akıyordu. İsteseydi kendisini tutabilirdi. Ailesi ve Seçil teyze ne kadar üzüldüğünü görsün istiyordu. O nedenle gözyaşlarını engellemeye kalkmadı. Yüzünü buruşturmayı ve üzüntüden sarkıtmayı da ihmal etmedi. Şoför onun gözlerini görmüştü ve ona doğru eğilerek “Ablacığım ne oldu evde bir şey mi unuttun?” diye sordu. Aslında çok merak etmediği laf olsun diye sorduğu o kadar belliydi ki. Güneş cevap bile vermedi.
O anlamaz görünürdü ama aslında her şeyi anlardı. Kim onu gerçekten seviyor kim yapmacık yapıyor şıp diye bilirdi. Çünkü kendisi koşulsuz severdi. İçten sevmenin nasıl bir şey olduğunu kavramıştı.
Güneş’in bebeklik günleri
Güneş İstanbul’da bahçeli bir evde doğdu. Bahçede pek çok kedi vardı. Annesi bebek Güneş’i kucağına alır, pencerenin yanına götürürdü. Şaşkınlıkla bir oraya bir buraya fırlayan kedileri seyreden Güneş ağlamayı unuturdu. Onların kuyrukları sağa sola salladıklarını görür ve kahkahalar atardı.
Derken günün birinde Güneş de “mama” ve “pisipisi” demeyi öğrendi. Bahçede çimenlerin üstünde yuvarlanırken pisicikler onun tombul ayaklarını koklarlardı. Kollarını onları tutmak istercesine yukarı kaldıran Güneş düş kırıklığına uğrardı. Yüzünü ekşitir, bacaklarını yerlere vurur, böylece sinirini çıkarırdı. İstediği her şeyi elde edemeyeceğini böyle böyle öğreniyordu güzel bebek. Kediler kendilerine söyleneni yapmazlar canları ne istiyorlarsa onu yaparlardı ve çabuk sıkılırlardı.
Güneş’in annesi Saliha Hanım kediler evin çevresinden ayrılmasınlar diye her zaman kuru mama alırdı. Ama kedilerin işine akıl sır ermezdi ki. Kimi kez günlerce uğramaz, Güneş’in annesini meraklandırır ve bir gün ansızın çıkagelirlerdi. Güneş sevinç çığlıkları atar, annesi de mama kaplarını doldurmaya başlardı.
Akşama doğru hava serinlediğinde bahçeye açılan mutfak kapısını kapatan anne az sonra kapkara bir kedinin içeri girdiğini ve etrafı kokladığını fark etti. Kediye, “Ah seni gidi seni, ne açıkgözsün sen,” dedi sevecen bir sesle. Kedicik bunun azarlama olmadığını o dakika anladı, sırtını kabarttı ve anneye süründü. Patisi ile kapı kolunu indirmek öyle kolaydı ki kedicik için.

Yine küçükken Güneş bir gün “Kara” diye mama sandalyesinin üzerinden kediciğe büyük bir heyecanla seslendi. Daha renkleri bilmiyordu. “Kara” kolaydı, tıpkı “mama” ya da “baba” gibi. O sırada bilgisayarlarının başında çizim yapmakta olan Saliha anne ve Ömer baba koltuktan sevinçle ayağa fırladılar. Babası, “Aferin benim kızıma,” derken çok gururluydu, gözlerinin içi gülüyordu. Annesi de onu kucaklamadan ve yanaklarını okşamadan edemedi. Güneş siyah kediyi diğerlerinden ayırmıştı ona bir ad vermişti ve kediciği betimlemişti, kedi gerçekten de gece gibi karaydı.
Yeşil gözleri olmasa onu gece görmek olanaksızdı. Güneş tek bir özelliği, kara olması ile onu tanımlamıştı. Beş yaşına doğru “Kara” demenin çok hoş olmadığını düşünerek ona “Siyah” adını taktı. Okul öncesi öğretmeni Güneş’in annesine kesin bir ifadeyle, “Önce mavi, kırmızı ve sarı öğretilmeli, demişti.” Ama Güneş kurallara uyacak bir çocuk değildi. Ona kurallar işlemiyordu.

Günümüze döndük: Güneş’in keyfi yok
Havaalanına doğru yol alıyorlardı. Güneş yüzünü cama döndü, çevreye bakmaya başladı ve kimseyle konuşmak istemediğini belli etmek istercesine suratını astı. Sonunda annesi, “Güneş’im komşu teyzenin Siyah’a çok iyi bakacağından eminim. O da kedilerle büyümüş sevgi dolu bir kadın,” dedi yumuşacık bir sesle. “Ona güvenmesem Japonya’ya gitmeye kalkar mıydım hiç,” derken bu konuda hiç kuşkusunun olmadığı ses tonundan anlaşılıyordu.
Güneş küserdi ama küsmeleri çok uzun sürmezdi. Yumuşadı ve annesinin kollarına atılarak “Ruhum annem!” diye sevgisini gösterdi. Annesi de, “Canım kızım nereden bulursun bu lafları?” diye şaşkınlıkla eşine ve Seçil teyzeye baktı. Onlar da koro halinde ama gülümseyerek ve başlarıyla anneyi onaylarcasına “BULUR O,” dediler.
Güneş sakince, “Şimdi konuşmayın, ben Totoro’yu düşüneceğim,” dedi ve gözlerini yumdu. Bir daha hava alanına kadar hiç konuşmadı ve hiç kimse onun neler hayal ettiğini öğrenemedi. Seçil teyze içinden, Mutlaka Komşum Totoro’yu düşünüyor, dedi. Ama Güneş’in Totoro ile ilgili ne hayaller kurduğunu Seçil de tahmin edemedi. Bundan sonra olacaklara göre ne düşündüğünü anlarım biraz bekleyeyim, dedi içinden. Herkes kendi düşüncelerine döndü. İstanbul Havalimanı’na vardıklarında sanki uykudan yeni uyanmış gibiydiler. Japonya yolcusu oldukları sonunda akıllarına geldi.
Havaalanına giriş
Herkesin bavulu tekerlekli olduğu için bavulları rahatça sürüklemeye başladılar. Güneş de kendi bavulunu arada bavulun üzerindeki siyah kediye bakarak sürüklüyordu. Bir yandan da başkaları da bavulunu görüyor mu diye etrafa göz atıyordu. 
Güneş kendini bildiğinden bu yana mor rengini çok severdi. Annesi kendi çocukluk anılarını anlatırken Beyoğlu’ndaki komşularının kızını çok sevdiğini ve arkadaşının adının Violette olduğunu söylemişti. Güneş bu adın anlamını merak ettiğinde annesi hemen bahçedeki mor menekşeleri göstermişti. Böylece Güneş siyahtan sonra moru hayatına katmıştı.
Annesi arkadaşı Violette’in Ermeni olduğunu ve daha sonra onu bir daha göremediğini de anlatmıştı. Güneş, annesine, “Sen onu sevmiştin değil mi?” diye gözlerini iri iri açarak sordu. Annesi tabii ki sevmişti arkadaşını. Güneş’in içi rahattı artık. O günden sonra Güneş adını soranlara “Violette” demeyi seçti. Onu tanımayanlar gerçek adının Violette olduğunu düşündüler.
Kapıdan içeri girer girmez güvenlik kontrolünden geçmek için sıraya girdiler. Güneş bavulunu X-ray bandına kolaylıkla koydu. Ama babasının kemerini, saatini, cep telefonunu ve bir tomar anahtarı güvenlik görevlisinin verdiği kaba bırakması biraz uzun sürdü. Annesi ve Seçil teyze cep telefonlarını, saatlerini ve el çantalarını kaplara yatay biçimde yerleştirdiler. Görevliler bavullara cihazdan bakarken Güneş, annesi ve babası detektörden sessizce geçtiler.
Seçil teyze geçerken detektör olanca sesiyle öttü. Kadın görevli elindeki çubuğu Seçil teyzenin bedeninde gezdirdi. Yine öttü Seçil. Güneş kıkır kıkır gülüyor, annesi de sinirlenerek “Güneş sus lütfen, gülünecek bir şey yok,” diyordu ama tedirgindi. Seçil cam kabine girdi. Bu kez Güneş, “Seçil kavanoza girdi,” diye bağırmaya başladı ve bir yandan da kahkahalar atıyordu. Babası sakince, “Susar mısın Güneş,” dedi. Güneş hiç oralı olmadı. Neyse Seçil’in içini dışını gören görevli onu çıkarttı, “Geçebilirsiniz!” dedi.
Üçü birden, “Neden öttün sen?” diye merakla sordular. Meğer kazağının üzerinde pırıl pırıl parlayan taşlar ve simler varmış. Güneş’in babası biraz da şaşırarak “Aman teyze ne gerek vardı uçakta süslü kazak giymeye, kim görecek?” dedi. Seçil kimse görmese de kendi keyfi için süslü kazak giyerdi.
Havaalanında mis gibi kokular var
Check-in yaptırmak üzere THY bankosuna doğru ilerlerken bir tarçın kokusu havada dalgalanmaya başladı. Sanki arada daha da yoğunlaşıyor ve insanın aklını başından alıyordu. Güneş kokuyu herkesten önce almış ve “DONAT!” diye herkesin duyacağı biçimde bağırmıştı.
“Ne olur anneciğim, ruhum annem alalım!”
Annesi bavulların ve çantaların verdiği sıkıntıyla, “Güneş bir durur musun? Önce bavulları verelim,” derken Güneş’i sıraya sokmaya çalışıyor ve yavaş sesle konuşmasını söylüyordu.
Kırmızı çizgiye gelmişlerdi. Güneş dışında herkes durdu. Güneş durmadan ayağını çizginin dışına taşırıyor ve kıkır kıkır gülüyordu.
Bankonun önüne geldiklerinde kadın görevli sevecenlikle baktı Güneş’e. “Nereye gidiyorsun güzel kız?” diye sordu. Güneş oldukça yüksek bir sesle, gülümseyerek “Doğan Güneş’in Ülkesi Japonya’ya,” dedi.
Güneş’in aklı üzerinde kedi çizimi olan bavulundaydı. Görevliye bavulunu istemeden de olsa vermek zorundaydı. İçinden, Evdeki Siyah’ı merak ettiğim yetmedi şimdi bir bavulun üzerindeki Siyah de uzakta, dedi.
Biniş kartlarını aldıktan sonra daha uçuş için ikinci kontrolden geçmeden Güneş, “Tarçınlı donat istiyorum ben,” diye mırıldandı. Annesi de glütenle yapılan donatın ona zarar verebileceğini söyledi.
“Denemedik ki bir deneyelim!” diye suratını astı Güneş. Annesi ona hiç bakmadı ve başını tam ters yöne çevirdi.
Uçuş kartları ve kimliklerle güvenlik kontrolünden geçerken Seçil teyze elindeki su şişesini çöp sepetine bıraktı. Güneş buna üzüldü, “BIRAKMASAYDIN!” diye haykırdı. Güneş’in annesi yeniden yavaş sesle konuşmasını ve uçağa alınacak sıvı miktarının sınırlı olduğunu ona hatırlattı.
Güvenlikten geçtikten sonra uçağa binecekleri kapının nerede olduğunu bulmaya çalışan anne ve baba birden Güneş’in sesiyle irkildiler. “PATLAMIŞ MISIR KOKUYOR ŞU TARAFTAN GELİYOR KOKU!” Bunları söylerken başını yukarı kaldıran Güneş burun deliklerini kalın bir kurşun kalemin çapı kadar açtı, patlamış mısırın kokusunu ciğerlerine doldurdu ve mısırı yemişçesine, “Oh çok güzel!” dedi. Tam bu sırada yerde bir kart gördü: Mor kulaklı bir kedi vardı kartın üzerine. Güneş onun Totoro olduğunu hemen anladı. Ona doğru koşmaya başladı.

Totoro Güneş Violette’e yardım ediyor
Saliha anne saatine baktı ve daha vakit olduğunu görünce, uçağa geçecekleri kapının tam tersi yöne doğru yürüdü. Ömer babayla Seçil teyze de Güneş’in hızına yetişmeye çalışıyorlardı. Güneş öyle hızlı koşuyordu ki yetişmek zordu. Güneş, aşağıya inen yürüyen merdivenin başında bir kart daha gördü.
Hemen, “Yürüyen merdivenden ineceğiz!” diye bağırdı. Büyükleri hiç beklemeden merdivenden inmeye başladı. Üçü de onu kaybetmemek için koşturarak merdivene ulaştılar.
İndikleri noktada kartlar sola doğru gitmeleri gerektiğini söylüyordu. Güneş kartları takip ediyordu. Sola doğru biraz ilerlediler ve kartlar tam sağ yaptı ve Kara Kedi Büfe yazan satıcının önünde Güneş son kartı gördü. Gelmişlerdi ve Güneş içinden, Teşekkürler Totoro, dedi.
Büfenin önünde patlamış mısırı avuç avuç büyük bir afiyetle yemekte olan Güneş bir yandan da gözünü yere dikmiş kartlara basmamaya çalışıyordu.
Saliha anne Güneş’e yere basarken neden çok dikkat ettiğini ve yere sürekli baktığını sorunca, Güneş, annesinin kartları görmediğini anladı.
Seçil teyze de Güneş’in annesine, “Boş ver vardır bir nedeni üzerinde durma,” dedi ve Güneş’e kimse görmeden göz kırptı. Güneş de ona göz kırptı ve böylece konu kapandı.
Seçil teyze ile Güneş bir kahkaha sesi duydular. Pek insan sesine de benzemiyordu. Bir de yere baktılar ki Totoro gözlerini kırıştırmış, başını öne eğmiş gülüyor. Hiç ses çıkarmadılar ve yürümeye devam ettiler. Birden hava alanının uğultusunu mikrofondan yolculara seslenen bir ses kesti.
Uçağa yetişmek gerek
“Sayın Yolcularımız Türk Hava Yolları TK 2502 numaralı İstanbul-Tokyo seferini yapacak olan uçağımız kalkışa hazırdır. Tokyo yolcusu kalmasın. Tüm yolcuların 121 numaralı çıkış kapısına, bilet ve kimlik kontrolü için gelmeleri rica olunur.”
Az daha uçağı kaçıracaklarını fark eden anne ve baba çok telaşlandılar. Anne, “Saate de bakmıştım, daha çok vardı,” diyerek kolundan tuttuğu Güneş’i de koşturmaya çalışıyordu.
Güneş bir elinde patlamış mısırların kalanlarını korumaya çalışıyor ve dökülmesinler diye hızını ayarlamaya çalışıyordu. Seçil teyze hayatında olmadığı kadar sakindi çünkü Totoro’nun onları kollayacağından emindi.
Seçil yanılmadı. Sihirli kedi sorumluluğu yine üstlenmişti. Güneş patlamış mısırları bitirmek için uğraşırken uçağı kaçırmasınlar diye Totoro bir gölge gibi geldi ve Güneş’e çarptı ve kalan patlamış mısırlar havada kar taneleri gibi uçuştular.
Güneş tam mızmızlanmaya hazırlanırken Seçil teyze, “Uçağa yetişelim, boş ver,” dedi.
Annenin saatiyle de oynayan zaten o değil miydi? Güneş rahat rahat patlamış mısırları yesin diye annesinin saatini 15 dakika geriye almıştı sihirli kedi.
Konuşacak, durup bekleyecek zaman yoktu. Güneş ve ailesi geç kalan diğer yolcularla birlikte biniş köprüsüne doğru koştular. Aceleyle yerlerine geçerken Güneş cam kenarını kaptı. Güneş’in annesi ve babası arka koltukta kalmışlardı. Daha onlar oturur oturmaz, kemerlerini bile bağlamadan, kaptan pilotun sesi duyuldu.
Güneş Violette uçakta
Pilotun sesi: “Sayın yolcularımız TK 2502 numaralı Airbus A-321 tipi uçağımıza hoş geldiniz. Ben kaptan pilot Güzin Aydın. Yardımcı pilotlar Artin Akyüz ve Hüget Akdamar ve kabin amiri Lili Celeb yolculuğumuz boyunca size hizmet etmekten memnun olacağız. İstanbul Atatürk Havaalanı’ndan Türkiye saati ile 15.00’de havalanmış bulunuyoruz. Hava güneşli, parçalı bulutlu, hafif rüzgârlı. 15.000 feet yükseklikte uçmayı planlıyorum. Yolculuğumuz yaklaşık 11 saat 10 dakika sürecek. Tokyo Narita hava alanına varış saatimizi yerel saatle 08.30 olarak planlıyoruz. İyi yolculuklar dilerim.”
“Ben kabin amiri Lili Celeb. Öncelikle, uçuş sırasında kemerlerinizi bağlı ve koltuğunuzun dik konumda olduğundan emin olunuz. Ayrıca, uçuş ekibimiz tarafından verilen emniyet talimatlarını dikkatlice dinlemenizi ve uygulamanızı rica ediyorum. Acil durum prosedürleri hakkında bilgi sahibi olmanız, herhangi bir olumsuz durumda daha hızlı ve etkili bir şekilde hareket etmenizi sağlayacaktır. Uçuş sırasında cep telefonlarınızı uçuş moduna almanızı rica ediyorum. Elektronik cihazların uçuş sistemlerine müdahale edebileceği bilinmektedir, bu nedenle uçuş güvenliği için bu talimatlara uymak önemlidir. Uçuş ekibimiz, herhangi bir sorun veya ihtiyaç durumunda size yardımcı olmak için burada bulunmaktadır. Son olarak, uçuşumuzun keyifli ve rahat geçmesini dilerim.”
Pilot, Cabin crew, slides armed and cross check.”
Güneş büyük bir merakla Seçil’e pilotun ne dediğini sordu. O da, “Pilot tahliye kaydıraklarını hazır konuma getirmeleri gerektiğini görevlilere söylüyor. Ben de bu kadar biliyorum,” dedi. “Sahi görevliler birbirlerini de kontrol edecekler sanrım,” diye ekledi.
Kalkış ve inişlerde biraz heyecanlanırdı Seçil. Güneş’e hiç belli etmedi, “Kuş gibi uçarız şimdi,” dedi.
Aslında kendisini sakinleştirdi, “Şükür süpürgeyle uçmuyoruz.”
Güneş ise içinden, Keşke süpürgeyle uçsam, bol bol hava alırdım, dedi.
Güneş camdan dışarı baktı ve mor şemsiyeli Totoro’yu gördü. Totoro, Güneş onu sevsin diye mor şemsiye almıştı. Yağmur da yağmıyordu.

Güneş Totoro’yu hiç bu kadar yakından görmemişti. Çok merak etti ama Seçil’e de bir şey söylemedi. İlk kez bu kadar uzak bir ülkeye gittiği için zaten heyecanlıydı. Bir de Totoro’yu düşünerek heyecanını arttırmak istemedi.
Güneş Violette’in hayalleri
Üstelik bu ülkede Komşum Totoro’nun yönetmeni Miyazaki yaşıyordu. Güneş içinden, “Belki onu da görürüz. Ghible stüdyolarının müze parkı varmış,” dedi. Güneş daha fazla dayanamadı ve Seçil’e döndü:
“Parka gelirse onu da görürüz.”
Seçil merakla, “Kimi göreceğiz?” diye sordu.
“MİYAZAKİ!” diye haykıran Güneş’in sesini çevredekiler duydu. Annesi sakin bir sesle, “Güneş canım alçak sesle konuşursan iyi olur,” dedi. Güneş işaret parmağını dudaklarına götürerek SUS işareti yaptı Seçil’e…
Seçil de Güneş’i uyarmak gerektiğini düşündü. ”Miyazaki müze parkta oturmaz canım,” diyebildi sonunda. “Filmlerdeki yaratıkların ve evlerin aynısı varmış. Sen de Totoro’nun yanında fotoğraf çektirirsin artık.”
Güneş şaşırdı. Seçil anlatmaya başladı: Komşum Totoro filminde iki kız kardeş var. Satsuke ve Mei. Öyle büyük ki Totoro, Mei onun karnına yatabiliyor”. Güneş hemen atıldı, “Ben de Siyah’ın karnında yatsam!”
Seçil, “Müzeye gittiğimizde Totoro’nun karnına yatarsın. Eğer izin verirlerse. Ben de fotoğraf çekerim,” dedi.

Güneş hayal kurma işini bırakmak istemedi.
“Keşke uçak kedi biçiminde olsa ne güzel olurdu.”
Seçil onu onayladı, “Doğru bıyıklar çok yakışırdı uçağa,” dedi. Seçil’in aklına Komşum Totoro’daki kedi otobüsü geldi.
“Bak Güneş uçağın yanından kedi otobüs geçiyor.”
Güneş Violette, “Göremiyorum. Nerede?”
Seçil, “Otobüsün üzerinde mor bir şeyler var. Mor seviyor o da.”
Güneş Violette, “Hani yok.”
Seçil, “İşte orada ağzını açmış uçuyor.”
Güneş Violette, “Sen kandırıcıkçıların başısın Seçil!”
Seçil kandırmadığını söyledi. Komşum Totoro filminden bir bölüm anlattı. “Küçük kız kardeş Mei tek başına annesini görmeye hastaneye gitmeye kalktı ve kayboldu. Ablası Satsuki de ormana gitti ve Totoro’yu buldu ve durumu anlattı. Totoro onu sardı sarmaladı ve uçurdu. Çok ulu bir ağacın tepesine kondu. Karşıdan Kedi Otobüs uçarak geldi. Aşağıda tarlalarda çalışanlar Kedi Otobüsü görmediler…İşte aynı durum. Biz Totoro’yu ve kedi otobüsü görüyoruz, diğerleri görmüyor.”
Güneş Violette: “Burnun büyüyor Pinokyo gibi Seçil.”
Yaşlılarla çocukların dostluğu
Seçil, “Boş ver burnumu. Totoro ve Kedi otobüs zor durumda olan Satsuki’yi son anda kurtardı. Filmlerde kahraman son anda kurtulur biz de buna, Son anda kurtuluş deriz.”
Güneş, “Ama yaşlı komşu teyze de onlara yardım etti.”
“Yaşlılarla çocuklar arkadaş olabilirler Güneş. Tıpkı bizim gibi.” dedi Seçil. “Annesi o sırada evde olmadığı için yaşlı komşu teyze mutfak işlerinde yardım etti onlara.”
Güneş, “Onların Totoro’su var!” diye ekledi. Seçil onayladı, “En yakın dostları ve yardımcıları o, çok doğru söyledin. Onu çok büyük bir kâfur ağacının yanında gördü Mei,” dedi.
Güneş Violette, “O kadarını hatırlamadım”.
Seçil filmi ezbere biliyordu. Ağaç filmin başında gösterilmişti. Seçil ciddi ciddi anlatmaya başladı. “O kocaman ağacı bize göstermek için kamera çevrindi. Kamera durduğu yerde sağa ya da sola çevrinebilir. Biz de başımızı oynatmadan gözlerimizi sağa, sola yukarı, aşağıya çevirebiliriz. Kamera da gözlerimiz gibi.”

Güneş Violette, “Şaşı bakar mı kamera?”
Seçil, “Aman Güneş, işin gırgırındasın.”
Güneş Violette, “Şaşı bakmak da çevrinme ama!”
Seçil, “Doğru şaşı bakmak da çevrinme ama kameranın tek lensi var. O yukarı, aşağı, sağa ve sola çevrinebilir. Ben sana güzel bir örnek göstereyim. Komşum Totoro’nun başında köydeki eve gittiklerinde Satsuki ile Mei sevinçle bahçede koştururlar. Birden çooook büyük bir ağaç görürler. Ona hayran hayran bakarlarken kamera yerinden kıpırdamadı ama başını yukarı doğru kaldırdı. Yani yukarı doğru çevrindi. Dikey çevrinme bu. Kameranın gözleri fıldır fıldır dönebilir. Bizim gibi şaşı bakamaz,” dedi.
Güneş Violette filmi hatırladı ve “Kâfur ağacı o, tapınağa gittiklerinde de gördük,” dedi.
Yine de filmi tekrar izlemeye karar verdiler. Belki uçaktaki ekrandan bulabilirlerdi. Bu konuda görevliden yardım isteyebilirlerdi. Görevliler ortada yoktu. Ama yemek kokuları uçağın iki ucundan yayılmaya başladı. Uçakta yemek kokusu da evdekinden daha değişikti. Koltukların yapıldığı malzemelerin ya da metal aksamının kokuları var olan yemek kokusuna karışınca uçağa özgü bir koku oluşuyordu.
Isıtılan tereyağı pilav, köfte ve tavuğun yaydıkları kokulara kahve kokusu da ekleniyordu. Uçağın hem kuyruk bölümünden hem de kafa bölümünden görevliler servis arabalarını iterek yemek ve içecek dağıtıyorlardı. Meyve suları ikram ediliyor. Hiçbir şey istemeyen olursa da peçete ve su mutlaka veriliyordu. Uçakta bir telaş vardı. Görevliler daha yanlarına gelmeden yolcular masaları açıyor ve bazıları kolonyalı mendillerle masaları siliyorlardı.
Yemek zamanı
Görevli yaklaşırken Güneş Violette, “Acaba ne yemek var?” diye sordu.
Hostes, “Köfte, tavuk ve tereyağlı pilav. Köfte ya da tavuk seçebilirsiniz. ”
Güneş, “Ben tereyağsız pilav isterim. Keşke yemeklerimizi kendimiz yapabilsek!”
Seçil, “Uçakta?”
Güneş, “Evet. Satsuki gibi.”

“İstersen Satsuki’nin yaptığı yemeye bakalım cep telefonundan.”
Seçil fırsatı kaçırmadı ve Güneş’e yakın çekim üzerine bilgi vermeye başladı.
“Bak bu yakın çekim yönetmen sadece bir şey gösteriyor. Ama ayrıntılılarıyla görüyoruz.”
Güneş gülerek “Ah Seçil ders vermeye başladın yine. Şimdi bana doğum günümde nasıl bir pasta yapacağız onu düşünelim.”
Seçil gülerek “Uçakta verilenleri bitirelim önce.”

Seçil görevliden yardım istedi. “Miyazaki yönetmen, filmin adı: Komşum Totoro,” dedi. Görevli de izleyecekleri filmi merak etmişti. Eve gittiğinde filmi seyredeceğini söyledi. Seçil filmi izlemeden önce Güneş’e sorular verdi. Kalem kâğıt da hazırladı.
- En çok sevdiğin sahneyi anlatır mısın?
- Kamera hangi sahnelerde gözlerini sağa, sola, yukarı, aşağıya çeviriyor?
Güneş Violette soruları yanıtlıyor
“Film başlıyor. Sen not al ve bana notlarını göster,” dedi Seçil. Güneş, film izleme derse dönüştüğü için pek memnun olmamıştı. Yine de Seçil’i çok sevdiği için gözlerini kırpıştırarak, “Tamam olur,” diye yanıt verdi. Arada filmi durdurdular ve film üzerine konuştular. Böylece bir buçuk saatlik film 3 saat sürdü. Seçil’in sorularına yanıt vermesi gereken Güneş yazmaya başladı:
“Filmde en çok Satsuki’nin kedi otobüse bindiği sahneyi sevdim. Elektrik tellerinin üzerinden geçtiler. Ağaçlar onlara yol açtı. Şimdi uçaktayım ama uçakta olmak kedi otobüsle uçmak kadar heyecanlı ve zevkli değil. İyi ki filmi tekrar izledik. Bugün çok daha fazla sevdim filmi. Bu satırları okuyan arkadaşlarım acaba siz filmde hangi sahneyi sevdiniz? Lütfen sineyaslilik@gmail.com adresine yazın. Seçil ve ben sizin hangi sahneyi sevdiğinizi merak ediyoruz.”
Seçil bundan çok hoşlandı. Gülümseyerek “Ne güzel bir şey düşündün Güneş, “Sineyaslilik sitesinde de yaşlılar ile çocuklar birlikte,” dedi.
“Bekleyelim bakalım. Neler yazacaklar? Şimdi ikinci sorunu yanıtlıyorum:
Babaları ile yeni evlerine ulaşmak için yola çıkan Satsuki ve Mei pirinç tarlalarından, şırıl şırıl akan derelerden geçtiler. Eve vardıklarında kamera onların gözlerinin yerine geçti ve yukarıdan aşağıya doğru çevrindi. Sonra da sağa doğru çevrindi ve evin diğer bölümüne baktı. Bir dakika sonra kocaman ağacın ne kadar yüksek olduğunu göstermek için başını yukarı kaldırdı.”
Güneş elini ağzına götürerek “Ayy ben ne dedim! Kamera başını kaldırmaz ki. Çevrinme diyecektim,” dedi.
Seçil çok mutluydu. “İyi oldu Güneş, kamera, kızlarının gözlerinin yerine başını kaldırdı, kızların gözleriyle kameranın aynı ağacı gördüğünü anladık. Ne güzel yazdın.”
Güneş, “Seçil teyzem beğendiğine çok sevindim,” derken sevinçten yerinde duramıyordu. “Sineyaslilik sitesinde çocuklarla yaşlılar bir arada. Her şey çok güzel oldu.”
“Güneş’im yerine otur lütfen. Uçaktayız kimseyi rahatsız etmeyelim. Tabii ki beğendim. Kızlar evi gezerken kamera onların gözleri gibi hareket etti. Avizeye baktıklarında yukarı çevrindi. Pencereye baktıklarında aşağıya indirdi gözlerini. Bunu çok güzel anlattın.”
İniş hazırlıkları
Pilotun sesi duyuldu: “Sayın yolcularımız Tokyo Narita hava alanına iniş için alçalmaya başlıyoruz. Tahmini iniş saatimiz yerel saatle 08.30. Tokyo’da hava bulutlu ve yağmurlu. Hava sıcaklığı 18 derece.”
Uçak alçalıyordu. Beyaz bulutlar aşağıda kümelenmişler uçağı bekliyorlardı. Japonya’nın bulutları diğer ülkelerin bulutları gibiydi. Yukarıdan görünen pirinç tarlaları da sınırları belirlenmiş her hangi bir ülkenin tarlası gibiydi. Yukarıdan bakınca ülkelerin sınırları belli olmuyordu. Sınırları koyan insanlardı.
Güneş’in de Seçil’in de kalpleri aşağıya kayıyor gibi oldu. Birbirlerine baktılar. Korktular mı? İşte bu duyguyu tanımlamak zordu. İnsanın kalbi aşağıya hoop diye iniyordu. Bulunduğu yerden aşağıya doğru akıyordu kalp. Güneş Violette dayanamadı.
“Kalbimiz yerinden oynamaz değil mi?”
Seçil kalbin yerinden oynadığını hiç duymadığını söyledi. O arada görevliler üst dolapları kontrol etmeye başladılar ve kabir amirinin sesi duyuldu.
“İniş için alçalmaya başlamış bulunuyoruz. Koltuklarınızı dik konuma getirilmelidir. Kemerlerinizi bağlayınız. Pencereler açık, öndeki sehpalar kapalı konumda olmalıdır. Elektronik cihazlar tamamen kapatılmalıdır.“
Pilotun sesi: ”Cabin crew slides disarmed and cross check.” (Kaydırakla işimiz kalmadı. Birbirinizi kontrol edin).
Güneşin kafası karışmıştı. “Biz zorunlu iniş yapmıyoruz değil mi?” diye sordu.
“Aman Güneş nereden çıkarttın onu?”
“Kanadı göremedim de.”
Seçil gülümseyerek “Canım kanatlar esnek ve hafif malzemeden yapılıyor, kanadın kırıldığını hiç duymadım. Uçak dik açılı bir dönüş yaptı o nedenle göremedin.”
Pilotun sesi yeniden duyulur.
“Hava alanındaki trafik yoğunluğu nedeniyle iniş izni alamadık. Tokyo üzerinde tur atmaya devam edeceğiz. Bununla ilgili endişelenmenize gerek yok.”
Güneş Violette: “Atlıkarıncaya binmiş gibiyiz. Çok hoşuma gitti.”
Seçil gülümsedi, “Dönüş alanımız geniş, atlıkarınca gibi uçak hoplatmıyor bizi. Atlar bir yukarı bir aşağıya hareket eder atlıkarıncada.”
Güneş düşündü, “Aman düz gitsin uçak, hoplamasın at gibi,” dedi. Kentte yukarıdan bakmak çok keyifliydi. Güneş başını pencereye yaklaştırdı. Deniz görünüyordu.

Uçak döndü ve gökdelenler görüldü.
Güneş Violette, “Baksana Seçil bu kentte lego oynanır,” diye haykırdı.
Seçil uçağın giderek alçaldığını fark etmişti. Merakla inişi bekliyordu. Lego düşünemezdi. İyice alçalmışlardı. Binalar ve uçaklar görülüyordu. Uçak yavaşça indi.

Kabin amiri, “Sayın yolcularımız uçağımız terminale girinceye kadar kemerlerinizi çözmeyiniz, üst dolap kapaklarını açmayınız.”
Güneş Violette gülerek “Seçil son anda kurtuluş oldu. Değil mi?”
Seçil, “……”
SON
Komşum Totoro. Yöneten: Hayao Miyazaki, 1988. (Ghibli Stüdyoları, Japonya).
Çizimler: Ervin Eker ervineker@gmail.com Instagram: @inkertatto



