Âşıklar Bayramı’nın Yaşlıları

 

Kemal Varol’un 2019 yılında yazdığı Âşıklar Bayramı adlı romanının filmi var artık Netflix‘te. Romandaki yaşlı ile filmdeki yaşlı aynı değil.

Romanda âşık baba Heves Ali ile oğlu Yusuf’un yol hikâyesinde ağaç önemli bir imge. Romanın ilk sayfalarında Yusuf, evinin bahçesindeki çınar ağacının cama tıkladığını, bir süre geri çekilip daha sonra yeniden cama yüklendiğini anlatır. Çınar cama yüklendiğinde küçük bahçedeki akasya ve çınar ağacı görünmez olur (1). Böylece üç ağacın oluşturduğu üçgen imgesiyle başlar roman. Az sonra kapı çalınır ve Yusuf’un 25 yıldır görmediği babası bir gece kalmak üzere gelir. Birliktelik bir gece ile sınırlı kalmaz.

Yaşlı babasının hasta olduğunu öğrenen Yusuf onu Elazığ üzerinden Kars’taki Âşıklar Bayramı’na kendisi götürmeye karar verir. Makam Dağı yakınlarında bir benzinlikte durduklarında baba ortadan kaybolur. Yusuf onu benzinliğin arkasındaki mezarlıkta bulur. Heves Ali mezardaki kadına, Makam Dağı’na, mezarlığı çevreleyen dikenli tellere ve bakımsız çam ağaçlarına bakarak türkü söyler (2). Ağaçlara ilk bakış oğul Yusuf’undu, ikinci bakış babanın. Bakışı seyreden bir oğul var artık.

Günlerdir yıkanmayan babasının yaydığı kötü kokuyu gidermek için Yusuf Arkanya yoluna sapar. Lifi Tepe’sinin eteğindeki akasya ağacının yanından geçerken Heves Ali geri döndüklerini sezer (3). Üçüncü bakış artık her ikisinin. Bakışlar örtüştü. Ayrıca Yusuf babasının bakışını seyretmez.

Oturduğu apartmanın bahçesinde de çam ve akasya vardı. Yine çam ve akasya var. Çınarsa Heves Ali. Arkanya’da Makam Dağı hamamında bir güzel yıkar onu hamamcı. Bu yaşlı çınar için  para almaz.

“Yaşlıya ağaç imgesi yakışır” demek için erken mi?

Arkanya, Papaz Gölü, Makam Dağı, Kovancılar, Bingöl ve Hazar Gölü arkada kalır. Elazığ’da devlet hastanesinde eski dost Bekir Çavuş’la karşılaşırlar. Aslında Heves Ali “Elazığ” demez. “Taştan kale” anlamına gelen Ermenice adını söyler Elazığ’ın: Harput der.

Bekir Çavuş’un eski Harput’taki konağına doğru giderken Yusuf’un gözü avlulardaki gece serinliğinde sağa sola sallanan çıplak dut ağaçlarına takılır (4). Konaktaki müzik üstatları türkü söylerken Yusuf duvardaki kesme taşlara bakar ve duvardaki Ermenice yazıları fark eder. Gecenin sonunda Yusuf avluda gezerken dallarında tek bir incirin kalmadığı yaşlı incir ağacına bakar (5). Dutgillerden olan incir bilgelik, varlık bereket sembolü (6).

Heves Ali’nin helallik istediği ikinci kadın yaşıyor

Âşıklar Bayramı romanında Heves Ali kendi idrar kokusunu hamamda bırakmasına karşın bir zamanlar gönlünün meyil ettiği, sözcüklerle ilişkisini kesmiş, salyalı ve sidik kokulu, üstü başı yırtık kadına sarılır, kirden birbirine yapışmış saçlarını tarar ve “hakkını helal et” der. Sonra da hem kendisinin hem de kadının göz yaşlarını siler.

Bilge bir yaşlıdır Heves Ali. Oğluyla çıktığı yolculuk aslında yüzleşme ve helalleşme üzerine. O yalnızca kırdığını düşündüğü kadınlardan değil, sırtını dayadığı kavaklardan, ahlatlardan, meşelerden, yağmur damlasından, tenini yalayan rüzgardan da helallik ister.

Baba oğluna doğa ile ilişki kurmayı öğretir

Karakoçan yolunda çıplak meşe ağaçları kışa hazırlanırken köylüler de kurumuş meşe ağaçlarını katırlara yüklemiş, erkenden köye dönüyorlardı (7). Yazar kuracağı üçgen için ağaç “ekiyor”. “Ekme” edimi biter bitmez ektiklerini “biçecek”.

Yusuf uzakta diğer ağaçlara benzemeyen tuhaf ve yalnız bir ağaç görür, başını çevirir ağaca bakar. Heves Ali hemen açıklar: “O gördüğün ahlat ağacıdır. Gelinboğan diye buruk bir meyvesi vardır. Bildiğin yabanarmudu” (8). Üçgenin iki köşesi belirginleşmeye başladı.

Bu imge baba ile oğul Yusuf’un iki yetişkin olarak iletişim kurmaya başladıklarını imler. Ahlat ağacı susuzluğa dayanabilir. Tıpkı Yusuf’un babasızlığa dayandığı gibi. Heves Ali her ağacın bir mevsiminin olduğunu, ahlat ağacını baharda görmek gerektiğini söyler.

Sonra yeniden meşeler görünür yol kenarında. Baba oğlunu bilgilendirmeyi sürdürür. Bizim oranın dağları neden çıplak bilir misin? Onun çocukluğunda yoksulluktan insanların meşelerin dallarını kesmekle kalmadıklarını, köklerini bile çıkardıklarını söyler. “Kökleri çıkarılmasa bin defa kessen yeniden yeşerir meşe” der. Doğanın kıymetini bilen Zazaların toprağında meşe ağaçlarının çınar gibi olduğunu da ekler (9). Meşe suyu gördü mü yeşerir. Yağmuru seven, susuzluğa dayanamayan ağaçlar bunlar. Bu açıdan ahlat ağacıyla meşe karşıtlığı var romanda.

Derken babanın büyük olasılıkla altında aşk yaşadığı dut ağacı ortaya çıkıverir. Böylece üçgenin üçüncü köşesi tamam olur. Dut ağacı susuz kalmayı da fazla suyu da sevmez. Dengede kalmak ister. Ahlat, meşe ve dut ağaçları bir üçgen oluşturur romanda.

Romanda ikincil üçgenler var. Heves Ali “çınar gibi” der. Yusuf’un gözüne Harput’ta nar ve incir ağaçları takılır. Böylece çınar, nar ve incir de ahlat, meşe ve dut ağaçlarının gölgesine yer alır romanda. Romanın başında çam, akasya ve çınar ağaçlarının oluşturduğu üçgen de gölgede kalır. Ermeni taş ustalarının mezar taşlarından yaptıkları konaklar, askeri birliklerin yollarda olması, askerlerin arada kimlik kontrolü yapmaları, arabaların bagajlarını aramaları gölgede kalmaz. Heves Ali politik bir duruşu olan, hem bilgili hem de bilge bir yaşlı.

Filmde üçgen var mı?

Netflix’te film olarak karşımıza çıkan Âşıklar Bayramı’nda (Özcan Alper, 2022, Netflix) Heves Ali (Settar Tanrıöğer) gönlünü 3 kadına kaptırdığına ilişkin bir türkü söyler (“Ben meylimi üç güzele düşürdüm”, Âşık Veysel). Belki türküden bir üçgen çıkarılabilir. Yol boyunca oğul (Kıvanç Tatlıtuğ) babaya onu neden bıraktığını sorar. Soru yanıtsız kalır.

 

Sıradan bir baba değil o. Filmde Zeze’nin (Laçin Ceylan) dediği gibi onun kalbi sazında atar. Yusuf ile babanın “konuşmaları” hep kırgınlıklar üzerine. Daha doğrusu çoğu kez Yusuf öfkeyle konuşur ve babasına arada sesini yükseltir.

Ağaç imgesinin yerini Heves Ali’nin âşık olduğu kadınların oluşturduğu üçgen aldığında yaşlının imgesi de değişir. Bilgelik, doğa için kılavuzluk yapma, politik sorunlar filmdeki sulara gömülür. Filmde ölüme yolculuk ve kırılan kalpleri onarma çabası görünür olur.

Filmde ağaç imgesinin yerine su imgesi geçer

Ölümle özdeşleşen su imgesi romanda da var. Ama ikincil bir imge. Âşıklar Bayramı filmi başladığında gök gürültüsü, şimşek çakması su imgesini hemen anımsatır seyirciye. Heves Ali oğluna yağmurun yol boyunca hiç durmadığını dile getirir. Küçük bir gölün kıyısında durduklarında Yusuf “Küçükken ben burayı deniz sanırdım” ifadesini kullanır. Sonra feribota binerler. Heves Ali “Bingöl’e varmadan Yado çeşmesine duralım” der. Ilıcalara geldiklerinde ise oğlundan ayrılmak ve Kars yolculuğunu yalnız tamamlamak ister.

Ama baba oğluna ağaçları öğretmez filmde. Çünkü çevrede pek ağaç yoktur. Çorak toprakların arasında Yusuf’un küçükken deniz sandığı gölcükler yer alır.

Yol üzerinde bindikleri feribotta baba ile oğul suyun üzerinde konumlanırlar. Filmdeki su imgesi güçlenir. Nehir durmaksızın akıp gider. Herakleitos’e göre “ruhlar için ölüm su olmaktır, su için ölüm toprak olmaktır, ancak su topraktan gelir ve ruh da sudan” (1). Filmde yaklaşmakta olan ölüm ağaç imgesini yok eder. “Ruh için ölüm ya da nemli olmak keyiftir. Ruhlar nemli şeylerden buharlaşır” (2). Herakleitos’un dediği gibi. Asfalt yolun yanında onlarla yarışırcasına akıp giden nehir sanki iki dünyayı ayırır. Kayıkçı bir yerlerden Heves Ali’yi karşıya geçirmek üzere çıkıverecek gibi.

Heves Ali’yi ölüme ulaştıran üç araç   

Su imgesinin başat olduğu filmde ölüm yolcusunu karşıya geçirecek Kharon’un kayığına ihtiyaç vardır. Önce Yusuf’un cipiyle yol alırlar. Cip bozulur, başka bir arabayla yola devam ederler. Erzurum’dan Kars’a artık ambulansta gitmek zorundadır Heves Ali. Böylece üç kayık değiştiren Heves Ali bayrama da ölüme de kavuşur.

Yusuf “adalet var mı” diye sorduğunda Heves Ali adalet kavramını Yusuf’un annesiyle olan ilişkisi üzerinden anlatır. Böylesi önemli bir kavram özele indirgenir. Filmdeki yaşlının apolitik olduğunu anlarız. Üç güzele meyil etmiş, türkü çığırmış durmuş yaşam boyu. Bundan dolayı da hastalığın son evresinde bile oldukça sağlıklı. Daha ince, oldukça zayıf bir oyuncu olsaydı daha mı iyi olurdu? Zayıf bir oyuncu kanserin son evresindeki, çelimsiz ve sırtı hastalığın yükünden yuvarlaklaşmış bir erkek imgesini kolayca  ortaya çıkarabilirdi.

Öneriler
Kaynakça
  1. Varol, K. (2021) Âşıklar Bayramı. İstanbul: İletişim, 14.
  2. Varol, 84.
  3. Varol, 86.
  4. Varol, 105.
  5. Varol, 109.
  6. Koçak, A. “Bilgelik” varlık, bereket sembolü incirin serüveni. https://www.academia.edu/20783416.
  7. Varol, 126.
  8. Varol, 126.
  9. Varol, 127.
  10. Herakleitos (2020) Fragmanlar (Çev. C. Çevik). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 23.
  11. Herakleitos, 34.
Önceki yazı
Irishman: Yaşlı gerçekten genci oynayabilir mi?
Sonraki yazı
Yaşlılık ve Atillâ İlhan’ın İhtiyar Balladı Şiiri

Son Yazılar

Menü