Senin İyiliğin İçin: 27 Gece

 

Bir gece, Martha Hoffmann’ın (Marilú Marini) iki kızı yanlarındaki sağlık ekibiyle annelerinin kapısını çalar. Akıl sağlığının yerinde olmadığını düşündükleri annelerinin hastaneye kaldırılması gerektiğine çoktan karar vermişlerdir. 27 gün hastanede kendi iradesi dışında kalacak olan Martha’nın hikâyesi böyle başlar. Filmin adı: 27 Noches (27 Nights, Daniel Handler, 2025). Kızlar, anneleri zorluk çıkardığında ona sakinleştirici iğne yapılması gerektiğini bir anahtar sözcükle sağlık ekibine bildirmek için “senin iyiliğin için” ifadesini seçerler.

“For your own good” yaşlılık çalışmalarında tartışılması gereken bir yaklaşım ve film bu sorunu hemen dile getiriyor. “Bir kuruma bağımlı olmak, söz konusu kurum ister bir cezaevi ister bir psikiyatri kurumu, isterse bir bakım evi olsun, pek çok soruna yol açar” (1). Hak temelli bir sorundur bu. Dış dünyaya erişememek, yalıtılmış bir yaşam sürmek pek kolay değil.

Filmde yaşlılar üçgeni var. Üçgenin tepesinde Martha Hoffmann, alt köşelerden birinde Martha’nın yardımcısı Delia (Emma Luisa Rivera) oturuyor. O da yaşlı bir kadın. Uysal, itaatkâr. Martha’nın sınırlarını koruma konusunda özenli. Diğer alt köşede Leandro Casares’in (Daniel Hendler) babası (Ricardo Merkin) var. Baba ile oğul aynı evi paylaşıyorlar. Babayı tanıdığımızda, sevgilisi geleceği için oğlundan evi bir süre terk etmesini ister. Delia da baba da sessiz. Gerektiğinde konuşuyorlar.

Hastane ve çocuklaştırma

Film geriye döner ve hastanede geçirilen ilk sabah neler olup bittiğini tarafsız bir gözle anlatmaya başlar.

Sabah perdeleri açarak Martha’ya kalkması gerektiğini söyleyen hemşire, yutması için ona bir hap uzatır: “Haydi bakalım, uslu bir kız ol! Sonra karnımızı doyuralım, daha sonra da buradaki arkadaşlarla tanışırsın…”

Martha: “Neden benimle çocukmuşum gibi konuşuyorsun?”

Yaşlılık çalışmalarına aşina olan seyirci, bu yaklaşımı hemen tanıyacaktır: Elderspeak, yaşlı yetişkinlerle iletişimde kullanılan, bebeklerle konuşma biçimini andıran basitleştirilmiş bir konuşma tarzıdır. (2). Bu konuşma biçimi, konuşmanın ritmi, ses tonu, cümle yapısı ve anlam düzeyinde çeşitli dilsel uyarlamalarla karakterize edilir. Tiz ve aşırı şefkatli bir ses tonuyla konuşmak, uygun olmayan sevgi sözcükleri (örneğin, “tatlım”) kullanmak ve kişi zamirlerini değiştirerek “sen” yerine “biz” demek bu özellikler arasındadır. “Elderspeak, sağlık hizmetlerinin sunulduğu ortamlarda sıklıkla görülür. Hemşireler, hasta bakıcılar, hekimler, ergoterapistler ve sosyal hizmet uzmanları dâhil olmak üzere çeşitli sağlık çalışanları tarafından kullanılır. Elderspeak olarak adlandırılan konuşma biçimindeki dilsel uyarlamalar, “motherese” (anne dili) ya da “infant-directed speech” (bebeğe yöneltilmiş konuşma) olarak da adlandırılan bebeklerle konuşma biçiminde görülen özelliklere benzer. Dolayısıyla elderspeak, bebeklerle konuşma biçiminin uygun olduğu muhataptan, yani çocuktan, uygun olmadığı bir muhataba, başka bir deyişle yetişkine aktarılması anlamına gelmektedir” (3).

 

Bu dil saldırgan değil

Sorun yalnızca Martha’nın hastaneye kapatılması değildir. Yaşlı öznenin yetişkinlik statüsü, dil aracılığıyla da elinden alınır. Hemşirenin Martha’yla çocukmuş gibi konuşması, onu karar verme ve kendini ifade etme yetisini yitirmiş bir kişi konumuna yerleştirir. Özellikle “biz” adılının kullanılması, Martha’nın tek başına herhangi bir işi yapamayacağını sezdirir. Çocuklaştırmada (infantilizasyon) kullanılan dil, çoğu zaman açık bir saldırganlık taşımaz. Tersine, bakım, şefkat ve yardım görüntüsü altında ortaya çıkar. Bu nedenle iktidar ilişkisi daha da görünmez hâle gelir. Burada asıl dikkat çekici olan, bakım veren kişinin kullandığı dilin ayrımcı niteliğinin farkında olmamasıdır. Nitekim hemşire, Martha’nın itirazı üzerine “Özür dilerim, öyle konuştuğumu fark etmemiştim,” der. Bu tepki, ayrımcı dil kullanımının ne ölçüde doğallaştığını gösterir.

Martha açısından kızlarının müdahaleci dili ile hemşirenin kullandığı dil, aynı iktidar ilişkisinin farklı düzeylerdeki görünümleri olarak okunabilir. Kızlarının müdahalesi doğrudan Martha’nın yaşamı üzerindeki karar yetkisini hedef alırken hemşirenin dili, onun iletişim içindeki özne konumunu zayıflatır. Böylece Martha’ya “Sen artık kendi adına karar veremezsin,” düşüncesi sürekli dayatılır.

Ayrıca hemşirenin özür dilemesi, Martha’nın itirazının karşılık bulduğunu da gösterir. Martha yalnızca çocuklaştırmaya maruz kalan biri değil, bu davranışı tanımlayan, sorgulayan ve karşısındakinin davranışını değiştirmesini sağlayan bir özne aslında. Filmin ilerleyen bölümlerinde Martha’nın bilirkişi Casares karşısında da etkin konumunu koruduğunu göreceğiz.

 

Çocuklaştırmanın ötesi: Buyurgan konuşma dili

Martha odasından çıkıp koridorda dolaşmak ister. Ancak amacı yalnızca dolaşmak değildir. Kaçmanın ya da arkadaşlarına haber vermenin bir yolunu bulmaya çalışır. Koridorun sonuna doğru yürür. Görevli, “Lütfen odanıza dönün!” diyerek onu uyarır. Ellen Bouchard Ryan’a göre bakım verenler, aşırı iş yükü nedeniyle yönlendirici ya da buyurgan bir konuşma biçimini tercih edebilirler (4). Bakım verenlerin iş yükünün ne ölçüde ağır olduğu tartışılabilir. Ancak yaş ayrımcılığı konusunda yeterli farkındalığa sahip olmadıkları açıktır.

Pazartesi günü bilirkişi Casares kapıya dayanır. Martha onu kısa bir süre bekletir. Karşısına çıkar çıkmaz Casares’e bir soru yöneltir:

“Beni yeniden tımarhaneye kapatacak olan kişi siz misiniz?”

Ardından emir cümleleri ve sorular birbirini izler:

“Ceketinizi çıkarın!”

“Üzerinizde mikrofon var mı?”

Daha sonra odada dinleme cihazı bulunduğunu, kızlarının onu sürekli denetlediğini anlatır ve maskeleri çıkarmayı önerir. Ancak bunun için önce bir nefes alıştırması yapılması gerekmektedir. Casares, yaşamında ilk kez böyle bir alıştırma yapar. Otuz saniye boyunca derin nefes alır. Sonunda anket sorularının bulunduğu defterini açar…

Casares sonunda defterini açabildi.

 

Kurumsal söylem

Martha, sorgulanmaktan bıktığını ve kendisiyle normal bir biçimde konuşulmasını istediğini söyler. Doktorların, hemşirelerin ve diğer uzmanların kurumsal söyleminden bunalmıştır. “Kurumsal söylem, kurumsal olmayan ya da ‘gündelik konuşmaya dayalı’ etkileşim olarak deneyimlediğimiz iletişim biçimlerinden hangi yönleriyle ayrılır? Jürgen Habermas, kurumsal konuşmayı ‘stratejik söylem’ (strategic discourse) örneği olarak tanımlamış ve bu söylem biçimini ‘iletişimsel söylem’ (communicative discourse) olarak adlandırdığı konuşma biçiminden ayırmıştır. Habermas’a göre stratejik söylem, iktidar ilişkileriyle yüklü ve belirli bir amaca yöneliktir. Buna karşılık iletişimsel söylem, ideal biçimiyle, konuşmacıların karşılıklı anlayışa ulaşmak amacıyla simetrik, yani eşit konumlarda etkileşime girmelerine dayanır” (5).

Casares ise kurumsal otoritenin temsilcisidir. Dosyaları, tanıları, ailenin anlatısını ve “normal” davranış ölçütlerini temel alması beklenen bir bilirkişidir. Ancak Martha’yla karşılaştığında yalnızca onun hakkında bilgi edinmekle kalmaz; kendi ölçme ve yargılama araçlarının sınırlarıyla da yüzleşir. Bir başkasının yaşam biçimini hangi hakla ve hangi ölçütlere dayanarak normal ya da anormal olarak sınıflandırabileceği sorusu gündeme gelir. Martha, yönelttiği sorular ve yaptırdığı nefes alıştırmasıyla Casares’e alışık olduğundan farklı bir yaşam ve iletişim biçimi sunar. Casares, yaşlı bir insanın davranışlarını sürekli eksiklik, yetersizlik ve korunma ihtiyacı üzerinden değerlendiren kültürel bakışı sorgulamaya başlar.

Casares, Martha’nın akıl sağlığını değerlendirmek üzere gelmiştir. Ne var ki Martha, bilirkişinin düşüncelerini ve yargılarını sorgulamaya başlar. Böylece sorgulanan özne, sorgulayan özneye dönüşür. Artık kendi yargılarını ve yaşamını gözden geçirmek durumunda kalan kişi Casares’tir.

Üstelik Martha’nın bu süreçte bir dönüşüm geçirmesi gerekmez. Martha’nın dönüşmek zorunda olmaması, onun hiçbir değişim yaşamadığı anlamına gelmez. Filmde temel dönüşümün Martha’dan çok Casares üzerinden kurulduğunu vurgulamak istiyorum. Martha sorularıyla Casares’in dönüşümünü başlatan kişidir. Filmin anlatısal özgünlüğü de burada belirginleşir. Konuşmanın kurumsal olarak belirlenmiş yönü tersine çevrilir. Bilirkişi soru sormak, Martha ise bu soruları yanıtlamak üzere konumlandırılmıştır. Ancak Martha bu rol dağılımını bozarak Casares’i yanıt vermeye, açıklama yapmaya ve kendi yargılarını sorgulamaya yöneltir.

Casares’in bilirkişi olarak sahip olduğu kurumsal yetki ortadan kalkmaz. Martha, bu yetkiyi sorgulanabilir hâle getirir. Bir başka önemli nokta da nefes alıştırması. Casares nefes alıştırmasını sonuna kadar yapar.  Bence bu ayrıntı, Casares’in dönüşümünü açıklayan en somut  kanıtlarından biri. Çünkü Martha onu yalnızca düşünmeye çağırmıyor, davranışını da değiştiriyor. Bu durum dilin çağrı işlevi ile doğrudan ilişkilendirilebilir.

Dilin çağrı işlevi

Bu yorumları dilin çağrı işleviyle desteklemek mümkündür: “Dilin çağrı biçiminde gerçekleşen ve alıcıya yönelik işlevidir. İleti ile alıcı arasındaki ilişkileri tanımlar, çünkü ilke olarak, bu iletişimin amacı alıcıda bir tepki ve davranış değişikliği yaratmaktır. Şunu da belirtmek gerekir ki, birine (alıcıya) seslenirken, örtülü ya da belirtik olarak, amaç hep ondan bir şey istemektir” (6).

Martha gibi yaşlılar olmasa umudumuzu yitirirdik.

Martha, dilin çağrı işlevinden yararlanarak Casares’in hem aklına hem de duygularına seslenir. Soru ve emir cümleleriyle onun davranışlarını yönlendirirken kendisine ilişkin yargılarını da etkilemeye çalışır. Böylece bilirkişi ile değerlendirmeye tabi tutulan kişi arasındaki kurumsal ilişkinin alışılmış yönünü tersine çevirir. Soru sormak ve görüşmeyi yönlendirmek üzere gelen Casares, sorulara yanıt veren ve kendisinden istenenleri yerine getiren kişiye dönüşür. Martha’nın kullandığı soru ve emir cümlelerinden birkaç örneğe bakalım.

“Beni yeniden tımarhaneye kapatacak olan kişi siz misiniz?” Bu soru yalnızca bilgi edinmeye yönelik değildir. Martha, Casares’i vereceği kararın ahlaki sorumluluğuyla yüzleştirir. Onun hem aklına hem de vicdanına seslenir.

“Ceketinizi çıkarın!” ve “Üzerinizde mikrofon var mı?” ifadeleri, Casares’ten belirli tepkiler beklemektedir. İlkinde doğrudan bir davranış talep edilirken ikincisinde yanıt vermesi istenir. Çağrı işlevi, emir ve soru cümleleri aracılığıyla belirginleşir.

Martha’nın Casares’ten nefes alıştırması yapmasını istemesi, çağrı işlevinin davranışa dönüşmesinin somut bir örneğidir. Casares, onun yönlendirmesine uyarak otuz saniye boyunca nefes alıştırması yapar. Böylece Martha yalnızca Casares’in davranışlarını yönlendirmekle kalmaz, onun kendisine ilişkin yargılarını da değiştirmeye çalışır.

Ancak Martha’nın konuşmanın denetimini ele geçirmesi, Casares’in kurumsal yetkilerini ortadan kaldırmaz. Filmde kurumsal iktidar ile söylemsel iktidar arasında bir gerilim ortaya çıkar. Martha, kurumsal ilişkinin asimetrisini bütünüyle ortadan kaldırmasa da iletişimin yönünü tersine çevirmeyi başarır. Burada önemli olan yalnızca kimin konuştuğu değil, kimin soru sorma, yanıt bekleme ve konuşmanın yönünü belirleme hakkına sahip olduğudur.

Filmin olay örgüsüne ilişkin daha fazla ayrıntıya girmeden çözümlemeyi bu iki iktidar biçimi arasındaki gerilim üzerinden sürdürmek istiyorum.

Filmin anlatısal oyunu

Martha görünürde sorgulanması gereken kişidir, ancak gerçekte film boyunca sınanan kişi Casares’tir. Geleneksel anlatıda kahramanın bir yitik nesnesi ya da gidermesi gereken bir eksikliği vardır. Anlatı boyunca giriştiği eylemlerle bu eksikliği gidermeye çalışır ve bu süreçte dönüşüm geçirir. Ancak Martha’da böyle bir dönüşüm gözlemlemek güçtür. Martha, filmin başında da kendi arzularının farkındadır: Parasını dilediğince harcamak, yaşamının geri kalanını gönlünce sürdürmek ve arkadaşlarını özgürce seçmek ister. Dolayısıyla onun anlatısal izlencesi, kişisel bir dönüşümden çok, kendi yaşamı üzerindeki söz hakkını korumaya yöneliktir. O bir değer nesnesini korumaya çalışıyor. Kendi yaşamını belirleme özgürlüğünü korumak istiyor. Bu açıdan Martha’nın bir anlatı izlencesi var. Ancak bu izlence, kendisini değiştirmeye değil, elinden alınmak istenen özerkliğini korumaya yöneliyor. Filmde hakkında karar verilmesi gereken kişi Martha’dır, ancak dönüşüm geçirmesi beklenen kişi o değildir. Martha olduğu gibi kalmak, kendisi olmak ister.

Filmde Martha, başlangıçta Casares’in inceleme nesnesiyken giderek onu sınayan özne hâline gelir. İkincil film kişisi Casares dönüşürken Martha, kendi tercihleri ve yaşam biçimi konusunda kararlılığını sürdürür. Casares ise değişime açıktır.

Martha’nın kararlılığı, Casares’in dönüşümünü mümkün kılar. Martha’nın karakter yayı (character arc) görece yatay seyrederken Casares’inki belirgin bir değişim çizgisi oluşturur. Martha’nın kendisi köklü bir dönüşüm geçirmez; başkalarının ona yönelik bakışını dönüştürür.

Film, Natalia Kohen’in (1919–2022) yaşam öyküsünden esinlenmiştir (7). Anlatılanların gerçek bir olaydan kaynaklandığını öğrenmek, seyircinin filmle kurduğu ilişkiyi de etkileyebilir. Daha önce yaş ayrımcılığı üzerine düşünmemiş ya da kendi yargılarını sorgulamamış bir seyirci, Martha’nın yaşadıkları aracılığıyla yaşlılığa ilişkin kalıp yargılarının farkına varabilir. Ancak farkındalık tek başına yeterli değildir. Ayrımcılığın farkına varmak kişiye ahlaki bir sorumluluk yükler; bu sorumluluk, ayrımcılığa karşı eyleme geçmeyi de gerektirir.

Böylece Martha’nın akıl sağlığını değerlendirmek üzere başlayan anlatı, giderek Casares’in yargılarının ve bu yargıların dayandığı ölçütlerin sorgulandığı bir anlatıya dönüşür.

Sonuç yerine  

Genellikle akıl sağlığının yerinde olup olmadığını anlamak için yaşlılara üç nesnenin adı söylenir. Bir süre sonra uzman bu nesnelerin adlarını yaşlıya sorar: Martha’ya şu üç nesne verilir: şişe, çekiç, baston.

Martha kahkahalarla güler, gülmekten konuşmaz, sonunda:

“Ayol bunlar fallik nesne” diyebilir.

Sözü Arjantinli şair Borges’e bırakalım:

Yaşlılık (başkalarının ona verdiği ad budur)
mutluluğumuzun dönemi olabilir (8).

 

Kaynakça ve notlar

 

  1. https://www.hrw.org/news/2019/02/17/your-own-good? Choise and Danger of Institutionalization of Older People. Human Rights Defender.
  2. Elderspeak: Yaşlılarla bir çocukla konuşur gibi iletişim kurma. Sorun yalnızca konuşmanın basitleştirilmesi değil; yaşlı bireyin yetişkin kimliğinin, özerkliğinin ve karar verme yetkinliğinin dil aracılığıyla örtük biçimde sorgulanmasıdır.
  3. Clarissa A. Shaw ve Jean K. Gordon. (2021). Understanding Elderspeak: An Evolutionary Concept Analysis. Innovation in Aging, 5 (3), s. 2.
  4. Aktaran, K. Williams ve S. Kemper. (2005). Journal of Psychosocial Nursing, 5 (3), s. 14.
  5. Habermas’tan akrataran, Joanna Thornborrow. (2006). Power: Talk: Language and Intersection in Institutioal Discourse. Longman, s. 2.
  6. Zeynel Kıran (2001). Yay. Haz. Ayşe Kıran. Dilbilime Giriş. Seçkin, s. 91.
  7. Film Natalie Kohen’in (1919-2022) Arjantinli bir ressam, yazar, sanat koleksiyoncusu. Sanat etkinliklerini ve sanatçıları destekliyor. Filmde Marilú Marini’nin canlandırdığı Martha Hoffman karakteri onun yaşamından esinlenmiştir. Natalia Kohen yaklaşık 86 yaşındayken iki kızı, annelerinin servetini tüketmesinden ve uygun bulmadıkları yaşam tarzından endişe duyduklarını ileri sürdüler. Kohen o sırada önemli bir kültür projesine yatırım yapmayı düşünüyordu. Projede mimar Clorindo Testa ve sanatçı Edgardo Giménez gibi isimlerin de yer alması planlanıyordu. Kızlarının girişimiyle nörolojik değerlendirmeye alındı. Nörolog Facundo Manes’in imzasını taşıyan, frontotemporal demans tanısı içeren tartışmalı bir değerlendirme sonucunda, 2005 yılında iradesi dışında bir psikiyatri kliniğine yatırıldı. Para harcayan, haz alan, sanatla ilgilenen, çevresini kendisi seçen genç birinin davranışları “yaşam tarzı” olarak görülmedi. Ancak film, Natalia Zito’nun Veintisiete noches adlı kitabından uyarlandığını ve gerçek olaylar kurmacaya dönüştürüldüğünü unutmamak gerek. Romanı okumadığım için bu konuda ayrıntılı değerlendirme yapamam. Zaten amacım da filmi çözümlemek. Araştırmanın nesnesi film.
  8. https://www.babelmatrix.org/works/es/Borges,_Jorge_Luis-1899/Elogio_de_la_sombra/de/33301-Lob_des_Schattens

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki yazı
Işıl Işıl Bir Amazon Kraliçesi

Son Yazılar

Menü