Hakan Savaş’ın Eksik Fotoğrafı

 

Hakan Savaş’ın Eksik Fotoğrafı

 

Seçil Büker

 

Yokluğunda kar biriktiren yazla birlikte

İmgesiyim ölümün (Edip Cansever).

“Olmadı film yarım kaldı… Ama Ahmet Uluçay’dan bize kalan ne yalnızca tamamlanmayı bekleyen bu film, ne de karpuz kabuğundan yaptığı gemiler… Ondan bize kalan belki de en önemli şey, ifadesini Oktavia Paz’ın dizelerinde bulan şu buyruktur: ‘Düşlerine layık ol!’ Bedeli bir ömür de olsa, her şeye rağmen düşlerine layık ol…” (1). Hakan Savaş Rağmen Sinema kitabının ilk yazısını Ahmet Uluçay’a ayırmıştı.

“Düşlerine layık olmak” ne demek? Hakan kendini bilmek için yola çıkmak mıdır bu? Kitabında bir Şaman atasözünü anmışsın: “Bilmek isteyen yola çıkar.” Yola şiirle çıktığını sonra yazınsal metinler yazdığını biliyorum hem de filmler üzerine. Turgay Fişekçi …Rağmen Sinema üzerine yazarken sinema sanatı ile yazınsalı birleştirdiğini vurgulamış. Bunu başarmak hele de akademik çevrede çok zordur. Gerçekten kendisi olmayı başarmak gerekir.

Ahmet Uluçay kendisi olmayı başardığı için mi öylesine büyük bir hayranlık duydun ona. Onun için, “İnsanın kendisi olması,[…] yalnızca nefes alıp veren, canlı bir varlık olmanın ötesinde, gerçekten ‘yaşadım’ diyebilmesi; hayata varlığıyla bir anlam-değer katarak, hayatı taçlandırarak var olması ve göçüp gitmesi…” (2). Göçüp gittiniz mi siz? Çok sevdiğin Octavia Paz sevdiği kumandan için aşağıdaki dizeleri yazmış. Ahmet Uluçay ve sen göçmediniz. Buralardan koptunuz.

 

Şiir

Anlık kopuştur

Anlık iyileşme

Koparılıp açılan yine

Başkalarının gözlerini okuyarak

Kopuş

Sürekliliktir

Kumandan Guevera’nın ölümü

De bir kopuştur

Bir son değil

Anısı

Yara dizi değildir

Kendini koparan bir sürekliliktir

Kendini sürdürmek için

Şiir (3).

Bir başkası daha var kopuşu deneyimleyen. Kitabının son yazısını ona ayırmışsın. “Yan yana duran iki fotoğrafına uzun uzun baktım. Biri genç, yakışıklı, ‘jön’; öbürü ‘ihtiyar oldum bugün’ diyen iki fotoğraf. … Jön halinde de ihtiyarlığında da değişmeyen şey gözleriydi… Yaşlandıkça gözlerindeki mahcubiyetle karışık o toy sevecenlik demlendi; içten, dürüst, onurlu, yiğit, kararlı bir bakışa dönüştü. Tarık Akan, sonlu insan yaşamını sonsuzluğa sığdırdı” (4). Böyle demişsin, ne güzel de söylemişsin.  “Öleceğim aklıma gelirdi de…,” diye başlar ya cümle, o cümleyi ben de arada kullanırım. Senin ardından yazı yazacağım gerçekten aklıma gelmezdi Hakan. Gel seninle fotoğraflara bu kez bakalım:

 

FOTOĞRAF

Ben çok eski bir fotoğrafta duruyorum.

Yüzüm o fotoğrafta bile eski bir fotoğrafa benziyor.

Karmaşık bir mitoloji, sarmaşık bir tempo

tam o anda durmuş fotoğrafa;

hâlâ duruyor (5).

“Göz, Balzac için, insan yüzünün en anlamlı ögelerinden biridir: devinim ve anlatımlarının zenginliğiyle yüzün tüm öteki öğelerinden ayrılır” (6). Tarık Akan’ın gençlik fotoğrafındaki gözler ile Hakan Savaş’ınkiler söbe şeklinde. Karacaoğlan’ın /Kaşları kara da gözü sürmeli/Ala gözü söbe olur güzelin/ dediği gibi. “Söbe” halk ağzında beyzi, yumurta şeklinde olan demek. Derin ve ışıltılı. Tarık Akan yeşil ışınlar yolluyor gözlerinden Ama gençliğinde. Yaşlandıkça acılardan derinleşen çizgilerin derinliğinde yeşil gözler saklanmış. Yüzünün eliyle kavradığı bölümü katmanlarını arttırmış. Eli de yaşlılığı gizlemiyor, aşağıya sarkma eğiliminde.

 

Hakan’ın bir fotoğrafı eksik. Henüz elini yüzüne dayadığında çizgiler derinleşmiyor. Dede olmamış. Zamanın bıraktığı izler derinleşmemiş. Ama o da yorgun. Elinden destek alma gereksinimini duymuş. Tıpkı yaşlı Tarık Akan gibi.

İkisinin yüzünde de Tahsin Yücel’in başka bir bağlamda kullandığı, “Türk göz kapaklı gözlerin doğuya özgü biçimi” var. Biraz dolgun göz kapakları. Tıpkı yüzleri gibi.  Cömertliğin, bilgeliğin, öz verinin somutlaştığı geniş  yüzler. Sıska ve sivri çeneden eser yok. Roland Barthes, “Toplumun fotoğrafımı ne yaptığını, onda ne okuduğunu bilmem ne olursa olsun aynı yüzün o kadar çok okunuşu var ki” (7) der. Barthes gibi ben de bu fotoğraflarla duygusal olarak ilgileniyorum. Onları bir tema olarak değil, ama bir yara olarak derinlemesine incelemek istiyordum. Tıpkı Barthes gibi. Fotoğraflar gülümsüyor, ben de onlara gülümsüyorum ve düşünüyorum.

Barthes’la yol aldık, bırakmayalım onu. Fotoğraftan bir ok gibi fırlayan ve fotoğrafı izleyene saplanan ögeye Latince bir ad verir o. Punctum. Sivri uçlu bir aletle yapılan bir izi anlatır bu sözcük (8). Tarık Akan’ın yaşlılık fotoğrafındaki, Hakan’ın gençlikten orta yaşlılığa geçiş fotoğrafındaki eller.  Yaşlı Tarık Akan elini yanağına koymuş, elinden destek alarak bakıyor fotoğraf makinesine. Hakan o yaşlara ulaşamayacağını sezdiğinden mi -gülümsemesi solmasa da- elinden destek almış.

Hayatta yalnızca görmeye hazır olduğunuz şeyleri –o belirli anda zihninizin aynasında yansıyan-şeyleri görebilirsiniz.” (George Tice)

O belirli an senin buralardan koptuğun an oldu. Roland Barthes’ın dediği gibi, “Fotoğraf tam anlamıyla göngergenin fışkırmasıdır. Oradaki gerçek bedenden çıkan ışınım en sonunda burada olan bana değer; aktarımın süresi önemsizdir; yitik varlığın fotoğrafı, bir yıldızın geciken ışınları gibi bana dokunur” (9).

Edip Cansever’in Mendilimde Kan Sesleri en sevdiğin şiirmiş. Uzun bir şiir. Bir bölümüne bakabiliriz: /Bilmezden gelme Ahmet abi/ Umudu dürt/ Umutsuzluğu yatıştır/ Diyeceğim şu ki/ Yok olan şeylere de benzerdi o zaman trenler/ … /Ah güzel Ahmet abim benim/ Gördün mü bak/ Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar/ Ve dağılmış pazar yerlerine memleket/ Gelmiyor içimizden hüzünlenmek bile/ Gelse de/ Öyle sürekli değil/ Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün/ O kadar çabuk/ O kadar kısa/ İşte o kadar/.

Bozkırda Deniz Kabuğu filmini çekmek için çalışmaya başlayan Ahmet Uluçay filmi tamamlayamaz. Hakan, ömrü yetseydi akıp giden zamanı durduracağına inanır Ahmet Uluçay’ın. Su gibi akıp giden zamanı sinema ile durdurmak isteyen yönetmenin bunu yapamadığına üzülür. Sonra yönetmenin anılarındaki trenlere, trenlerdeki kızlara ve istasyonlara döner. Onun kurmak istediği büyülü-düşsel gerçekliği anlamaya çalışır.

Şiir aşağıdaki dizelerle biter:

Ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar

Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar

Mendilimde kan sesleri (10).

Mendilinde kan olan şairler mi var bu ülkede? Olmaz mı “güzel acılar ülkesinde”, hem de öyle çok ki. “güzel acılar ülkesi” Melisa Gürpınar’ın kitabının adı. Şairler bu ülkede yaşarlar ve koparlar bu boyuttan.

Rüştü Onur’dan, Muzaffer Tayyip Uslu’ya bir mektup gelir: Şiir, /Önce bütün şairlere selam olsun/ diye başlar. Cevap adlı şiirde Tayyip Uslu şunları yazar:

Bir başıma kalmışım

Bu küçük şehirde

Sen ölüverince birden bire

Yaşamak istediğin halde (11).

Ben senin gibi şair değilim Hakan. Gördüğün gibi alıveriyorum başka şairlerden. Eksik bıraktığın yaşlılığın bize kaldı. Sen yaşlanmasan da dokunduğun öğrenciler seni anımsayacaklar ve şiir sürecek.

iyimser bir sonuç’a

ben bir gün giderim neyim kalır

eksik bıraktığım her şeyim kalır

yaşamam bir beyazlık gibi sanki

eksik bıraktığım her şeyim kalır

ben bir gün giderim ki ey diri at

elbette benim de bir şeyim kalır (12).

 

Kaynakça

  1. Hakan Savaş. (2017). …Rağmen Sinema. Doruk, s.22.
  2. Savaş, 2017, s. 12.
  3. Octavia Paz. Seçme Şiirler. (). Çev. A. Cengizkan. Yön, s. 140.
  4. Savaş, 2017, s. 261.
  5. Birhan Keskin. (2018). Ba. Metis, s. 44.
  6. Tahsin Yücel. (1997). İnsanlık Güldürüsü’nde Yüzler ve Bildiriler. YKY, s.55.
  7. Roland Barthes, (1992). Camera Lucida. Çev. R. Akçakaya. Altıkırkbeş, s. 23).
  8. Barthes, 1992, s. 35.
  9. Barthes, 1992, s. 87.
  10. Edip Cansever. (2016). Sonrası Kalır YKY,s. 619.
  11. Muzaffer Tayyip Uslu. (2014). Şimdilik. YKY, s.45.
  12. Turgut Uyar. (2021). Göğe Bakma Durağı. YKY, s. 61.

 

Önceki yazı
Korku Avcısı Orion
Sonraki yazı
Dedenin Kovası Her Zaman Doludur

Son Yazılar

Menü