Nurçay Türkoğlu
Hokkaido’daki yaşlıların yaşamlarıyla ilk kez nasıl karşılaştım, pek emin değilim ama bu yıl içindeydi.
Masa üstü bilgisayarımda bir şeyler okurken arka planda YouTube’tan “rahatlatıcı-sakinleştirici” müzik dinliyor, arada kanal değiştiriyordum.
Huzur veren zamansız-mekânsız görüntüler ve sesler arasında gezinirken “93 yaşındaki büyükannemin sabah rutini” (1) başlığını sonradan okuduğum Kuro’ya denk geldim. Kanalın tanıtımı otomatik çeviriyle şöyle:
“Merhaba, ben Kuro. Bu YouTube kanalında ailemin nasıl yaşadığını gösteriyorum, özellikle annem (67) ve büyükannem (93) üzerinde durarak. Hokkaido, Japonya’da yaşıyoruz.”
Yaşlı bir insanın sabah rutininde ilgimi çekecek neler olabilirdi ki?
Hokkaido ise hoş, masalsı bir yer duygusu uyandırdı. Hokkaido’nun aslında zihnimde bir yerlere kanca attığını daha sonra fark edecektim. Kuro’dan 15-20 dakikalık birkaç video ve yaklaşık 3 saat süren “2024-25 Özeti: Kuro’ya 100 Soru – Annem ve Anneannemle Hayat” (2) videosundan sonra kancalarla ilgilenmeye hazır hale gelecektim.
Video günlüklerinde hikâye anlatıcılığına takılı kancayla işe başlayabilirdim.
Walter Benjamin, hikâye anlatıcılığının modern yaşamda yok olmaya yüz tuttuğunu, endüstrileşmeyle birlikte ortak deneyimlerin paylaşımının azaldığını, önemsizleştiğini; yaşanan savaşların, kötülüklerin artık anlatılamayacak kadar acı verici hâle geldiğini, medyanın anlık aktarımları karşısında insanın anlamdan uzaklaştığını söylüyordu (3).
Günümüzde, Youtube’un ‘özgün’ ve ‘gerçek’ içerik arayışı sonucu, sıradan insanların amatör video günlükleri milyonlarca kişi tarafından izleniyor. Gezginlerin maceralarının yanı sıra, geleneksel domestik/bölgesel yaşamları gösteren videolar, yani sıradan insanların (sözde) sıra dışı hayatları viral olabiliyor (4).
Gezginlerin uzak diyarlardan aktardıkları hikâyeler ya da yerleşiklerin kuşaklar boyu kültürel imbikten geçirerek anlattıkları derinlikli birikimler; yeni hikâyeler, yeni anlatım biçimleri, çoğunlukla “bununla idare et” derken, arada parlayıveren “başka bir yaşam mümkün” anlatılarına da dönüşebiliyor.
Sıradan İnsanların Sıra Dışı Olmayan Yaşamları
İnsanlar neden başka insanların yaşamlarını izliyor sorusuna verilecek pek çok yanıt bulunabilir. Merak duygusunun yaşamı devam ettirmeye yardımcı olması, eğlenceli vakit geçirmek, röntgenlemenin çekiciliği, sıra dışı iddialar, sıradanlığın akışkanlığı, kıssadan hisse veren öğütler, uçuşan bilgiler…
Dahası, sosyal medya kullanımında yeni yeni öğrendiğimiz keşfetme listesine düşen etiketler, eğilim algoritmaları vb. popüler videoların nasıl karşımıza çıktığına, nasıl yayıldığına ilişkin bazı ipuçları veriyor.
YouTube’un izleyici kitlesi içinde yaşlı izleyicilerin oranı artmakla birlikte, yaşlı temalı içeriklerin neler olduğuna baktığımızda, daha çok anılar, beslenme, sağlık, yaşlı bakımı, pratik yaşam tavsiyeleri gibi içerikler karşımıza çıkıyor. Bu konularda da, milyonlarca izleme oranlarına ulaşacak kadar popüler kanallar pek yok.
Yaşlıların hareketli görüntülerinin kaydedilmesi ve yayınlanması özen gerektiriyor. 90 yaş üstündeki insanlara genellikle uzun yaşamanın sırrı soruluyor, çoğu, emekli öğretmen Fahriye Ülker gibi “sevgi her şeyi halleder” (5) derken, hayatı ölüm ve yaşam felsefesi üzerine dersler vermek ve kitaplar yazmakla geçen emekli Profesör Herbert Fingarette “ben bir anlam bulamadım” diyebiliyor (6).
Yaşlılardan genellikle eski güzel günlerini anlatmaları isteniyor. Bu çoğunlukla üzücü oluyor. Önce hevesle anlatmaya başlıyorlar ama bir yerde gözler doluyor, kelimeler eksik kalıyor, hafıza direniyor, zorlandığının farkında olan yaşlı kişi üzülüyor.
Zamanında önemli bir yazar olan 90’lı yaşlarında birinden eski kitapları hakkında konuşması, 40-50 yıl öncesine gitmesi isteniyor. Hatta söyleşiyi yapan kişi, ona bir zamanlar ne kadar güzel işler yaptığını hatırlatmaya çalıştıkça durum daha vahim hale geliyor. YouTube’da tesadüfen karşımıza çıkan videolarda yaşlıların çaresizlik anlarına direnmelerinin gösterilmesini çok rahatsız edici buluyorum. Üstelik bu tür videoların tıklanma vaadinin de yüksek olmadığı görülüyor.
Dünyanın farklı bölgelerindeki dağ köylerinde zorlu yaşam mücadelesi veren yaşlı köylülerin odun kırma, sebze doğrama, hamur açma vb. güç gerektiren işler yapmalarını gösteren, bir yandan da mikrofona konuşmalarını isteyen, bir de dramatik müzikler, efektler döşeyen videoları estetikten uzak olmanın yanı sıra çok acımasız buluyorum.
100 yaşını geçmiş, ayakta durmakta zorlandıkları halde çalışmaya devam eden aşçıları, marangozları bulup, “çileli hayatlar”, “asırlık çınarlar” gibi klişelerle seyirlik malzeme haline getirmenin iyi bir tarafını göremiyorum.
Kuro’nun Büyükannesinin Sabah Ve Akşam Rutinleri
Etik ve estetik kaygılar taşıyan video günlükleri de var. Kuro’nun video günlükleri iyi örneklerden biri bence.
Japonya’nın kırsal kesiminde yaşayan annesini (67) ve anneannesini (93), mutfakta ve bahçede, farklı mevsimlerde, süreklilik içeren, gerçekçi ve sade bir günlük yaşam içinde gösteren videoları kendi deyimiyle: “Kuzeyden gelen huzurlu bir radyo dinler gibi, dinlenirken, çalışırken veya uykuya dalarken keyifle izleyebilirsiniz.”
Büyük mücadeleler, derin sırlar, gözyaşlarıyla, titrek seslerle anlatılan anılar yok bu videolarda.
Kuro’nun büyükannesi sabah yüzünü yıkıyor, saçını tarıyor, önce bahçede kısa bir yürüyüş, çiçekleri ve ağaçları selamlama, kahvaltı hazırlığı, kahvaltı, günlük ilaçlar, göz damlaları, gazete kupürlerini kesip günlük defterine yapıştırma, yüksek sesle okuduğu haberleri kaydedip tekrar dinleme, Kendama oynama (reflekslerini geliştirici bir oyun), elektrikli süpürgeyle temizlik, misafiri varsa çay ve atıştırmalıklar paylaşma, bir tür ip oyunu olan Ayatori oynama, gününe göre piyano ya da mızıka çalma.
Yakınlarda oturan anne ise bahçe tasarımı ve mutfak işleriyle meşgul. Açıklama yazısı ya da konuşmanın çok az olduğu videolarda doğal sesler (doğa, rüzgâr, kuşlar, mutfakta kesme, yıkama, pişirme vb.) hiç telaş gerektirmeyen, huzurlu, güvenli bir yaşam sunuyor. Kışın çatılardan komşular yardımıyla kürenmesi gereken karların ağırlığı kalkınca ilkbaharda, uçuşan kiraz ve şeftali ağacı çiçekleri, ladin ağacının iğnelerini yiyen sincap, kuş sesleri, mevsimsel döngünün, yaşamın bir parçası olduğu gerçeğini hatırlatıyor.
Uluslararası izleyici için, Hokkaido’daki yaşamın gizemli bir çekiciliği olduğunu da söylemeliyim. Kırsal yaşamın, doğanın sükûnetine eşlik eden, yaşamı kolaylaştırıcı teknolojik yeniliklerden de yararlanıyor yaşlı büyükanne. Torununun getirdiği sesli komut sistemiyle çalışan uzaktan kumanda aletiyle, büyük televizyon ekranından YouTube’a giriyor, yaşlılar için egzersiz videolarını takip ediyor, alışverişlerini akıllı telefonla sipariş veriyor.
Kısaca, kırsal kesimdeki yaşlıların “medeniyetten uzak” mücadelelere mahkûm olmadığı bir yaşam izliyoruz. Yaşlıların yalnızca nostaljiyle avunmaları şart değilmiş demek ki.
Kurosawa’nın Hokkaido’su
Hokkaido’da kışın karla kaplı ev ve bahçe, ilkbaharda çiçek açan bahçeler, sinemada karşılığını bulan imgeler. İşte yazının başında söz ettiğim zihnimdeki kancalardan birine daha sıra geldi: Akira Kurosawa’nın, Dostoyevski’den uyarladığı Budala filmi (1951), Hokkaido’nun kırsal kesiminde değil, bölgenin başkenti Sapporo’da geçse de tekinsiz bir dünyada, saf bir ruhun yok edilmesini anlatır.
Karlar altındaki Hokkaido’nun vitrinlerindeki fotoğraflar ve kış festivali bitmeyen bir kâbusa dönüşür.
Neyse ki 1990’da çektiği Düşler filminde Kurosawa, Hokkaido’yu yalnızca kara kışla ve nükleer tehdidiyle değil, şeftali ağaçlarıyla, akarsularıyla, gökkuşaklarıyla, çiçekleriyle, buğday tarlalarında uçuşan karga sürüleriyle gösterir.
Murakami’nin Hokkaido’su ve Ainu Ülkesi
Fotoğraf sanatçısı, gezgin Burcu Başar’ın hatırlattığı gibi, Haruki Murakami de, Yaban Koyununun İzinde kitabında gizemli anlatısına zemin olarak Hokkaido’nun ıssız doğasını, çekici tekinsizliğini seçmiş (7). 2021’de filme uyarlanan Murakami’nin Drive My Car öyküsü de yine Hokkaido’da geçiyor.
Hokkaido’nun çarpıcı doğal yapısının yanında, kültürel farklılıklarıyla ilgili bir başka ilginç film ise, 2020 yılında gösterime giren Ainu Mosir.
Hokkaido’nun yerli halkı olan Ainu’ların yaşamına odaklanan ve adada geçen bu filmde, Hokkaido’nun Ainu Ülkesi olarak da anıldığını öğrenirken, geleneksel ve modern ritüellerin çatışmasına tanıklık ediyoruz.
Akışta Kalmak?
YouTube algoritmalarının akışında gözden kaçan videolardan birine takıldığımızda, aslında önümüzde yeni pencerelerin, kapıların açıldığını görebiliriz. Klişelerle avunmak yerine dijital seyahatlerin keyfine varabiliriz.
Yaşamın anlamı, uzun yaşamın sırları gibi bilinmezlerin peşinde olmaktansa, Kurosawa’nın Düşler’indeki 103 yaşındaki değirmenciye kulak vermeyi tercih ediyorum.
99 yaşında ölen ilk aşkının cenazesine giderken şöyle söylüyor değirmenci: “103 yaş, insan ırkını terk etmek için iyi bir yaş. İnsanlar yaşlılığın ne kadar zor olduğunu söyleyip dururlar, saçma. Hayatta olmak iyidir, ilginçtir.”
Tabi bir de Kuro’nun büyükannesine komşu olmayı çok isterdim.
Kaynakça
(1) Kuro: 93 yaşındaki büyükannemin sabah rutini / 18 kasım 2025 https://www.youtube.com/watch?v=lFN0frq1WhU
(2) Kuro: “2024-25 Özeti: Kuro’ya 100 Soru – Annem ve Anneannemle Hayat” https://www.youtube.com/watch?v=aKm47TNWUmE&t=9252s
(3) Benjamin, Walter (1995). Son Bakışta Aşk, Çeviren: N. Gürbilek, S. Yücesoy, İstanbul: Metis. (ilk basım 1936, Türkçe çeviri 1995).
(4) Strangelove, Michael. Watching YouTube: Extraordinary Videos from Ordinary People. Toronto, University of Toronto Press, 2010.
(5) Love Conquers All | Sevgi Herşeyi Halleder | 2002 (Revision 2006) https://m.youtube.com/watch?v=qAR9uh9pwuk (Yön. Ediz Gülten)
(6) A 97-Year-Old Philosopher Faces His Own Death https://www.youtube.com/watch?v=qX6NztnPU-4 The Atlantic 834 B abone, USA
(7) Murakami’nin Hokkaido’su Murakami, Nobel Beklentileri ve Hokkaido – Japonya`ya Bir Kış Seyahati (Burcu Başar)




